Menü

1964 Oscar Gecesi

Oscar gecesinin en ilgi çekici tarafı, armağan kazananların çoğunun İngiliz asıllı olmalarıydı.
Gecenin takdimcisi Bob Hope, armağan dağıtımının sona erdiğini ilan ederken, şakacı bir tavırla “kazananlar, Beverly Hilton’da tertiplenen ‘Oscar’ balosuna gidecekler, kazanamıyanların ise elele tutuşup, İngiliz elçiliğine doğru sessiz yürüyüş yapmalarını teklif ediyorum” dedi.

rex harrisonElleri cebinde, sinirli adımlarla odanın içinde dolaşıyor, arada sırada gözleri masanın üzerinde duran «Oscar» heykelciğine takılıyordu. Bir gece önce sahibine kavuşan heykelin üzeri henüz tez zerrecikleriyle dolmamış, meraklı parmaklar, cilasının parlaklığını gidermemişti. Doğrusunu isterseniz, Oscar armağanlarının dağıtımından sonra Rex Harrison’u böyle sinirli ve üzüntülü bir halde bulacağımı hiç tahmin etmemiştim. Acaba aktörün bu davranışının sebebi neydi? Daha ben sualimi zihnimde tasarlarken, o durumu açıkladı:

«Bundan sonra benim en önemli vazifem, sinema seyircilerine Profesör Higgins’i unutturmak olmalı. Bu da zor bir iş… Önce Broadway, Londra sahnelerinde, daha sonra da kamera karşısında aynı tipi canlandırmakla belki de hata işledim. Hayranlarım, ismimi bile unutup, beni Profesör Higgins olarak görmeye alışabilirler.»

Kamera karşısında Rex Harrison, olduğundan çok daha dinç ve genç görünüyor. Ama karşılıklı konuşurken, yüzünde, elli altı yaşın verdiği yorgunluğu okumak zor olmadı.

rex harrison ödül törenindeAktör, Oscar’ı kazanmasına sevinmiş olmakla beraber, üzerinde de pek fazla durmuyor. Benimle konuşurken de hep Oscar konusunu bir tarafa bırakıp başka şeylerden konuşmayı tercih etti. Mesela iyi bir sahne sanatçısı olan karısı Rachel Roberts’in mesleğini bırakmaya kararlı olduğuna dair çıkarılan dedikodular, Rex Harrison’u üzmüştü.

«Karımın sahneyi terk etmesine önce ben razı olmam. Kabiliyetli bir artisttir. O da zaten bunu düşünmüyor. Sadece benden uzun zaman ayrı kalmamak için Londra’da oynamakta olduğu piyesi bıraktı.»

Aktörün bu yılki programı bir hayli yüklü. Joseph Manklewicz’in hesabına «Mr. Fox of Venice» (Venediğin Tilki Efendisi) isimli bir film çevirecek.

Rex Harrison: «Bu filmde başlıca üç kadın rolü var,» diyor. «Fakat maalesef hiçbiri Rachel’e göre değil.»

«My Fair Lady» nin başarılı Profesör Higgins’i ne derse desin, özel hayatında da kendini yarattığı tipin havasından kurtaramıyor. Filmi daha önce gördüğüm için, aktörle konuşurken bazı sahneleri yeniden görmüş gibi oldum…

rex harrison torunlarıylaRex Harrison, piyes yazarları arasında en çok Bernard Shaw’u beğendiğini söylüyor. Benimle konuşurken:«Nedense Shaw, ölümünden sonra çok ihmal edildi,» dedi. «Onun piyeslerinde başrolü oynamayı çok isterdim.»

Rex Harrison’un özel hayatı da hayli maceralı geçmiş. İlk eşinden iki oğlu var. Bunların bir tanesi evli ve iki çocuk sahibi. Ünlü aktör bana oğullarıyla torunlarının resimlerini gösterdi. Büyük oğlu, babasına çok benziyor. Kan kanserinden ölen eski eşi Kay Kendall’dan böyle mutlu bir günde bahsetmek istemedim. Aktör de bunu anlamış olacak ki, Rachel Roberts ile Londra’da tanıştıklarını söyleyip meseleyi geçiştirdi. Birbirlerine çok bağlı görünen karı-kocanın çocukları yok. İkisi de çocuğu çok sevdikleri için bir evlat edinmeyi düşünüyorlar…

İşte böyle; 1964 yılının en başarılı aktörü, 1965 yılında kendisine armağan kazandıran tipin etkisinden kurtulma çabası içinde sinirli, yorgun ve biraz da üzgün. Onun gelecek yıl, «The Agony and Ecstacy» (Mukaddes Istırap) isimli filmdeki Papa rolü ile de Oscar armağanını kazanacağını iddia edenler var.

julie andrewsHOLLYWOOD’UN biraz ötesinde, İspanyol stilinde, güzel bir villa. Bahçeye girdiğim zaman iri siyah gözlü sarışın bir kız çocuğu beni elinde kürek ve kovayla karşıladı. Kırık dökük kelimelerle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Çocuğun yanağını okşayıp yoluma devam ettim. Bu iri gözler bana hiç de yabancı gelmemişti. Çocuğu kime benzettiğimi düşünürken kapı açıldı. Zayıf, kısa saçlı kumral bir kadın gülümseyerek beni karşıladı. O anda, iri gözlerin sahibini tanıdım. İki gece önce Santa Monica’da 1964 yılının en başarılı yıldızı olarak Oscar armağanını alan İngiliz asıllı yıldız Julie Andrews’du. Bahçede rastladığım çocuk da çok sevdiği kızı Emma olmalıydı.

Julie Andrews, sevinçten yerinde duramıyordu. Benim bir Türk gazetecisi olduğumu öğrenince: «Okuyucularınıza benim çok ama çok sevinçli olduğumu yazın,» dedi, «Bu benim için fevkalade bir sonuç». Sonra da hayat hikayesini anlatmaya koyuldu.

julie andrews ve emmaJulie Andrews’un çocukluk hatıraları arasında en fazla yer tutam, üvey babasıyla piyano başında geçirdiği saatler. Üvey baba Ted Andrews, küçük kızın kalbine müzik yoluyla girmek istemiş. Kendi babasını herkesten çok seven Julie ise üvey babasının bu çabaları yüzünden müziğe düşman olmuş.

Genç yıldız: «Yaz tatillerimi babamın çiftliğinde geçirirdim,» diyor, «Orada babam ve üvey annemle bol bol eğlenirdik. Babam benim her şeyden önce iyi bir insan olarak yetişmemi istiyordu. Biraz onun etkisiyle ilk defa on iki yaşında sahneye çıktım. Şarkılarım beğenilmişti, ama ben babamın çiftliğinde kalıp sakin bir hayat sürmek istiyordum. İnsan ne yapsa, kaderini değiştiremiyor.»

julie andrews havuz başındaKendisine Oscar kazandıran «Mary Poppins» filminden önce «My Fair Lady» nin temsillerinde Eliza Doolittle’i başarıyla canlandıran yıldız, filmde aynı rolü Audrey Hepburn’un oynamasına hiç üzülmemiş. «Audrey Hepburn benim en çok beğendiğim yıldızlardan biridir» diyor, «Doğrusu Oscar’ı benim yerime onun almasını isterdim.»

Amerika’da çok sevilen ve beğenilen Julie Andrews, modacı Tony Walton’la evli. Film kostümleri hazırlayarak hayatını kazanan genç adam, eşinin gözünün içine bakacak derecede onunla ilgili imiş.

Konuşurken Julie Andrews, bir ara, kalın dudakları üzüntüyle kıvrıldı: «Geçenlerde Amerikalı gazeteciler, eşimden ayrılmak üzere olduğumu yazmışlar, buna ne kadar üzüldüm, bilemezsiniz» dedi. «Sizin memleketinizde de gazeteciler bu kadar insafsız olabiliyor mu?»

Julie Andrews’nun bu sualini cevaplandırmamayı tercih ettim. Söz dönmüş dolaşmış gene Oscar hikayesine gelmişti. Julie Andrews, «Amerikalıların misafirperver olduklarını duymuştum ama bu derecesini bilmiyordum,» diyor. «En önemli armağanı bile yabancı sanatçılara vermeleri beni şaşırttı.»

Bir zamanlar üvey babasına kızdığı için şarkı söylemek istemeyen küçük kız, şimdi herkesin tanıdığı ve tanımak istediği ünlü bir yıldız. Bundan sonra sayısız film teklifleri, kontratlar, arasında bunalacak, hatta belki de çok sevdiği kocasıyla çocuğuna bile ayıracak vakti kalmayacak.

peter ustinovPRODÜKTÖR, yazar ve aktör Peter Ustinov için mart ayı, meslek hayatının en faal ayı oldu. Ünlü aktör, Sophia Loren ve ve Paul Newman ile beraber Londra’da «Lady L» isimli filmi çeviriyor. Eserin senaryosunu yazıp rejisörlüğünü de üzerine alan ve prodüktörlüğünü de yapan aktör, insanüstü bir gayret sarfederek filmi bir an önce bitirmeye çalışıyordu. Zaman zaman aktör bir günün sadece yirmi dört saat oluşuna da içerlemekten kendini alamıyor: «Yirmi dört saat içinde bir iş tamamlamaya imkan yok ki. Elimde olsa bir günü en aşağı otuz saate çıkarırdım,» diye dert yanıyordu. Aktörün birdenbire kendini fazla çalışmaya zorlamasının da önemli bir sebebi vardı. Ustinov, 5 nisan gecesi, Amerika’da Oscar armağanlarının dağıtımında hazır bulunmak istiyordu. Fakat filmi bitirmeden de Londra’dan bir yere ayrılmamaya kararlıydı. Kendi ifadesine göre Sophia Loren ile Paul Newman’ı günde otuz saat çalıştıracak kadar işi ileri götürmüştü. Bu arada kendisi de günde altmış saat çalıştığını ileri sürüyordu. Maalesef bu insanüstü çabalara rağmen «Lady L» umduğu tarihte tamamlanamadı ve «Topkapı» filmindeki başarılı kompozisyonuyla yılın en iyi yardımcı aktör armağanını kazanan Peter Ustinov, 5 nisan gecesi Santa Monica’da hazır bulunamadı. Armağanı kazandığını ancak telefondan öğrenen aktör, İngiliz gazetecilerine: «Bu yorucu çalışmalar arasında Oscar kazanmak benim için mutlu bir dinlenme oldu» dedi ve ertesi gün gene aynı hızla çalışmalara devam etti.

Peter Ustinov, daha önce de 1960 yılında «Spartacus» filmindeki oyunuyla en iyi yardımcı aktör Oscar’ını almıştı. Daracık evinde iki Oscar heykeline birden yer bulmasına imkan olmadığını söyleyen aktör, heyecanını ve sevincini gizlemek için gazetecilere bol bol espri yaptı, sonra kendisi de onlarla beraber güldü.

«Topkapı» filminin başarılı aktörü Peter Ustinov’u ilk tebrik edenin, rol arkadaşı Maximilian Schell olduğu söyleniyor.

BEŞ nisan gecesi… Kaliforniya’nın Santa Monica kasabası ışıklar içinde yüzüyor. Daha sabahın erken saatlerinde başlayan telaş gün ilerledikçe arttı. Geniş caddeler arabalarla dolu…

walt disneyEmniyet teşkilatı tam kadroyla iş başında, 1964 Oscar armağanlarının dağıtılacağı binanın etrafı polis kordonu altında. Daha ortalık kararmadan karşı kaldırımları dolduran sinemaseverler, sevdikleri, beğendikleri sinema sanatçılarının Oscar gecesinde gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlar.

Bu yıl, Hollywood şöhretleri Oscar armağanına her zamankinden daha fazla önem verdiler. Gecenin hazırlıkları, on beş gün öncesinden başladı. Kulaktan kulağa birçok tahminler daha çok öncelerden başlamıştı bile. Herkes birtakım fikirler ileri sürmekte, falanca veya filanca film, artist, rejisörün Oscar’ı alacağını iddia etmekteydi.

audrey hepburnOscar’a aday gösterilen sanatçılardan Peter Ustinov hariç, herkes erkenden salondaki yerini almıştı. «My Fair Lady» nin Oscar’zede yıldızı Audrey de adaylar arasında bulunmadığı halde filmdeki saç tuvaletiyle Santa Monica’ya gelmişti, ön sıralardan birinde kocası, filmin rejisörü George Cukor ve Rex Harrison ile beraber oturuyordu. Audrey, armağanın dağıtılacağı binaya gelirken hayranları ona pek çok tezahürat yaptılar. Oscar adayı Anthony Quinn, İtalyan sevgilisi Jolanda Addolori’yi Kaliforniya’da bırakmıştı. Ünlü aktör, Amerika’da hayli soğuk karşılandı. Bu yüzden de Oscar gecesi pek neşesizdi.

«Zorba the Greek» filminin yıldızlarından Lila Kerdova’yla beraber gazetecilere poz verirken pek zoraki gülümsüyordu. Duyduğuma göre, Amerikan Kadınlar Birliği de Anthony Quinn’in evliyken bir başka kadınla gayrimeşru bir hayat sürmesine karşılık harekete geçmiş, Oscar komitesine, aktöre armağan verilmemesi için baskı yapmış. Fakat ihtimal bunlar, işin dedikodu tarafı. Şayet varsa, komitenin ne dereceye kadar böyle bir baskıyı önemsediği bilinmemektedir. Bob Hope, ilerleyen yaşına ve salonun aşırı derecede sıcak olmasına rağmen iki buçuk saat mikrofon başında durup programı idare etti. Ünlü komedyenin esprileri salonda heyecanla sonuçları bekleyen davetlileri neşelendirmeye yetti. Oscar adayı kadın yıldızlar arasında en neşelisi Julie Andrews idi. Son zamanlarda onun da desinatör eşi Tony Walton’dan ayrılacağı haberi kulağıma çalınmıştı ama karı kocayı neşe içinde görenlerin, kanaati değişti. Oscar kahramanlarının isimleri ilan edileceği zaman salon, derin bir sessizliğe gömülmüştü. Yılın en iyi Amerikan filmi olarak «My Fair Lady» açıklanınca, bir masada oturan «My Fair Lady» yaratıcıları sevinçle birbirlerini tebrik ettiler. Hemen şampanya kadehleri şerefe kaldırıldı. En başarılı kadın yıldızın ismi açıklanınca, «Mary Poppins» in başarılı yıldızı Julie Andrews, bir sevinç çığlığı kopardı, sonra kocasının boynuna sarıldı… Ve, armağanını almak için koşa koşa sahneye gitti. Mikrofonda konuşurken sesi titriyordu:

— «Amerikalılar’ın misafirsever insanlar olduklarını bilirdim ama bu derecesine inanamıyorum.»

Rex Harrison, armağanını almak için sahneye giderken merdivenleri, ikişer üçer çıktı. Elli yedi yaşındaki aktör, bu gece otuz yaşındaki bir erkek kadar dinçti. Sahnede, Oscar armağanını filmin yıldızı Audrey Hepburn, aktöre uzattı. Rex Harrison:

«Mümkün olsaydı, heykeli ikiye böler, birini Miss Hepburn’a verirdim. Benim başarımda onun da rolü büyüktür.» dedi ve uzun uzun alkışlandı. Rex Harrison’un en kuvvetli rakibi Anthony Quinn ise masasında dalgın dalgın etrafı seyrediyordu. En iyi yabancı film armağanını Sophia Loren ile Marcello Mastroianni’nin «Dün, Bugün ve Yarın» ı aldı. Maalesef bu filmin sanatçıları Oscar gecesinde bulunamadılar. Rus asıllı Lila Kedrova’nın «Zorba» filmindeki başarılı oyunuyla en iyi yardımcı artist armağanını alması salondakileri şaşırttı. Yıldız da mikrofonda pek heyecanlıydı. «O kadar şaşkınım ki, söyleyecekmnbirşey bulamıyorum,» dedi. Armağanlar dağıtıldıktan sonra Judy Garland, Cole Porter’in tanınmış şarkılarından birkaçını söyledi. Binbir zorlukla ölümden kurtulmuş olan Patricia Neal’in gönderdiği mesaj okundu ve nihayet davetliler, Oscar balosuna gitmek üzere salonu terk etmeye hazırlandılar. Kazananlar birbirlerini tebrik ediyorlar, kaybedenler bu konuda her hangi bir şey söylemekten kaçınıyorlardı. 6 nisan sabahı ise Hollywood’da, 1965 Oscar’ının tahminleri başlamıştı…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1965-tarihli-17-sayisi)

11.08.2019 12:52

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 14:38

    Sinem Selin

    dün gibi hatırlıyorum :)
  • Yayınlandı: 1 Eylül 2015 16:44

    ŞERİFE KUL

    o geçişte kadınların birbirleri ile yarışması daha heyecanlıdır her zaman :D