Menü

1968 Sinemasının Genç Aslanları Kasıp Kavuruyor

Dünyanın her yerinde sinemacı işe 8 veya 16 milimetrelik filim çekerek başlar. Sonra sonra işi büyütür, piyasaya girer, asistanlık falan derken bir gün kameranın ardına geçer ve filimler çevirmeye başlar. Bu yüzden, dünyanın her yerinde sık sık bu tür filimlere ait çeşitli yarışmalar düzenlenir.

1968 Sinemasının Genç Aslanları Kasıp KavuruyorBizde, geçen yıla kadar böyle bir yarışma yoktu. Sadece Antalya Festivallerinde yasak savma kabilinden her yıl «kısa metraj» için bir ödül verilirdi. Geçen yıl Robert Kolej Sinema Kulübü «Hisar» yarışmalarının ilkini düzenledi. 8 ve 16 milimetrelik filimlerin katılacağı bu yarışma ilan edilir edilmez Yeşilçam’dan birçok kişi dudak büküp geçti. Kolay mı bu zamanda filim yapmak? 8’lik veya 16’lık filim yapmaya kalktınız mı, en azından 1000- 1500 lirayı gözden çıkaracaksınız demektir! Hem de ne için? Birtakım adamlar filimlerinizi seyredecekler; sen birincisin, sen İkincisin, al sana da bir özel ödül, diyecekler ve bunca para sarfedip bunca ter dökenlerin sırtlarını sıvazlayıp «Aferin arslanlarım» deyip geçecekler. Bu yüzden Yeşilçam bu yarışmayı pek garipsedi… Ama doğrusunu söylemek gerekirse Yeşilçam’ın pazarı Bebek’in çarşısına uymadı! Tahminlerin çok üstünde filim katıldı ilk Hisar yarışmasına. Böylece katılacak filim olmayınca bıyık altından kıs kıs gülmeye hazırlananların hevesleri de kursaklarında kaldı!…

Bu yıl «Hisar Kısa Filimler Yarışması» na ilgi, geçen yıldan daha çoktu. Bebek’teki Robert Kolej binasına gidip kayıtlarını yaptıranların sayısı tamamı tamamına 33’tü. Bunlardan 23’ü yarışma için 8 mm. ilk filim yapmışlardı, diğer 10’u ise 16 milimetrelik filimler.

«Milyonluk şehir İstanbul’da bir yarışmaya 33 kişi katılmış çok mu?» diye bir soru gelebilir aklınıza. Antalya Filim Festivaline bu dalda yapılan yarışmalara yıllardan beri 1 tek kişinin katıldığını hatırlatırsak ilginin büyüklüğü kendiliğindan ortaya çıkar. Antalya’ya Behlul Dal her yıl bir filimle gider, heykelini alır, dönerdi.

1968 Sinemasının Genç Aslanları Kasıp KavuruyorKayıt işlemleri bittikten sonra ön jüri toplandı ve filimleri seyretti. 33 filmin 16’sını eledi. Elek üstünde kalıp büyük jüri tarafından seyredilen filimlerin 11 adedi 8 mm. likti. Sonunda Ozcan Arca’nın «Zürafe Sokağı» adlı filmi birinci seçildi. Genç bir yüksek mühendis olan Arca filminde cinsiyet sorununu eleştiriyordu. Bunun için de kötü kadınların bulunduğu evleri ele almış, çok tehlikeli bir konuyu adiliğe kaçmadan vermesini bilmişti. Memduh Ün’e 2 filimde asistanlık yapan Özcan Arca «Yeşilçam’a girmeye» hatta bu uğurda 20 yılını verdiğ mesleğini terk etmeye azimli. «Bir filim en azından 200.000 kişiye seslenmelidir,» diyor ve hemen ilave ediyor; «Türkiye’nin şartlarını, Yeşilçam’ı biliyorum. Bu piyasaya girebilmek ve hele şartlarına uymak çok zor. Ama her şeye razıyım, azimliyim ve idealimi gerçekleştirmek için bütün kapıları zorlayacağım.»

Özcan Arca’dan iki yaş büyük olan Veysel Atayman (1941 doğumlu) teknik ve sosyal gelişime uyamayan çağımızın insanının «şaşkınlığını» anlattığı «Birisi» adlı filmiyle «Hisar» yarışmasında ikinciliği kazandı.

Jüri 16 mm.’de hiç bir filmi birinci seçmedi. Bol bol dağıtılan «Altın Portakal» heykelleri hatırımıza gelince tabii hayret ettik (!). Birincilik için «hasis» olan jüri «Onlar ki» ile «Bozkırda Bir Yalnız Ağaç» a özel ödül verdi. Bu filimlerin ilkini Artun Yeres İkincisini de Sezer Tansuğ yapmıştı.

1968 Sinemasının Genç Aslanları Kasıp KavuruyorBu yılki yarışmada ödüller sadece «Hisar» heykelleri değildi. 1946 doğumlu Ayşe Erbil «32. güneş» iyle Darüşşafaka Sinema kulübü’nün «En Başarılı Teknik ögelere Sahip Filim» ödülünü kazandı. Hıdırellez gününü kendine Konu alan Nurten Karaçivi, «Dilek Günü» adlı filmiyle İzmit Sinema Derneğinin koyduğu Gümüş Çınar Yaprağı ödülünü aldı. İki yıl önce kolejin yüksek mühendislik bölümünü bitiren Yusuf Benmair’le Lütfi Ensari’nin ortak yapımı olan «67/68» adlı filmi ise Milliyet gazetesinin koyduğu «Jüri Özel Ödülü» nü aldı. Bu arada jüri, Mutlu Parkın’a da «66» adlı filmi için bir mansiyon verdi ve yarışma böylece sona erdi.

Yarışmalar devam ederken kolej binasında Üstün Barışta, Vedat Akdikmen ve Yılmaz Erman’ın idare ettikleri üç günlük bir seminer yapıldı. Bu seminere gelenler çeşitli sorular sordular, sinema konusunda meraklarını giderdiler. Ama bizim izlediğimiz kadarıyle sorulanların pek çoğu şu bizim meşhur «yerli sinema» için değildi.

1968 Sinemasının Genç Aslanları Kasıp KavuruyorŞimdi belki aklınıza gelebilir? «Peki ama şimdi bu filimler ne olacak?» Hiç, tek kelimeyle hiç Belki sinematek’le birkaç sinema derneği bu filimleri alıp üyelerine gösterecekler, hepsi hepsi o kadar işte. Beri tarafta İstanbul belediyesinin nizamnamesi dağ gibi duruyor. «Her sinema normal filimden önce bir dokümanter filim göstermek mecburiyetindedir.» diye… Ama kim dinler nizamnameyi. Sinemacı bakıyor ki, filimden önce göstermesi için kendisine metre metre reklam filmi getiriyorlar, üstelik de bu filimleri oynatmak için bol bol para veriyorlar. Dokümanter filmi oynatıp n’apacak. Ceza mı, verir onu da… Alt tarafı 3 lira (evet bu bir tertip hatası değildir, 3 lira). Ver 3 lira cezayı, çıkar dokümanter filmi, tak reklam filmini, yüzlerce lirayı da at kasana… Bundan karlı iş olur mu? Hem alan razı, veren razı.

Bu gibi yarışmalar herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılsa en çok prodüktörlerin ilgisini çeker, «iyi rejisörlerin eserlerini aman herkeslerden önce görelim de, ucuz fiyatla kendimize bağlayalım» derler. Gelin görün ki bizde bunun daima tersi olur. Prodüktörlerin oldum olası iyi rejisörlere alerjileri olduğu için böyle yarışmalara tenezzül edip gitmezler. Bu, geçen yıl da böyle oldu, gelecek yılda şüphesiz böyle olacak… işin garibi bütün bunlara rağmen kısa filimler yarışmasına ilgi eksilmiyor, artıyor. Çeşitli sinema dernekleri ve sinematek bu yarışmayı destekliyor, ona yardımcı oluyorlar. Ama onun dışında! Yapımcılar ilgilenmiyor, sinema salonu sahipleri ilgilenmiyor, sinemacılar ilgilenmiyor, basın ilgilenmiyor. Her şey ve herkes yaptıkları işe sırt çevirmişken bir çok kişi günlerce kafa patlatıyor, binlerce lira harcıyor, uykusuz geceler geçiriyor ve yarışmaya katılıyor. Hemde niçin? Sadece kendilerine bir «Aferin arslanlarım.» dedirtmek için…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-30-sayisi)

01.09.2015 10:34

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 17:04

    Lale Kamacı

    vay vay vay anılar aklıma geldi