Menü

1968’in En Güzel Kadını

1968'in En Güzel KadınıGülriz Sururi elindeki siyah torbayı sallaya sallaya sahneye gelinceye kadar Maksim’i lebalep dolduran smokinli – tuvaletli davetli topluluğu ne rahattı, ne rahattı bir bilseniz. İki elemeden geçip büyük finale katılma hakkını kazanan 9 güzel, Fitaş’daki eleme gibi önce tuvaletli, sonra mayolu olarak bir bir önlerinden geçmişti. Baloyu baştan sona takdim eden Halit Kıvanç’ın birbirinden güzel esprileri sık sık tebessüm etmelerine yol açmıştı. Devamlı müzik yapan Moğollar mikrofonu Altan Erbulak’a verince salondaki neşe biraz daha artmıştı. Sadece Gönül Yazar’ın ünlü «Bağdat Yolunu» biraz de «Beyrut Yolu» şeklinde söylemesi özellikle bazı hanım davetlilerin yüreklerinde bir burukluk yaratmış, ama bu burukluk da saz topluluğuyla sahneye çıkan Zeki Müren’in şarkılarıyla silinip gitmişti. Ama davetlilerin o rahat halleri, neşeli havaları büyük jürinin üstündeki gerçekten büyük yükü atmalarıyla (yani oylarını verip kurtulmasıyla) yerini büyük bir heyecan fırtınasına bıraktı. Kciay mı? Hayatlarında ilk defa «gizli oy – açık tasnif» le seçilen bir kraliçenin seçiminde «müşahit» durumundaydılar.

SEÇİM YAPILIYOR

Heyecandan herkesin kıpır kıpır kıpırdandığı, sessizlikten sinek uçsa sesinin duyulacağı salonda Gülriz Sururi elini siyah torbaya daldırıyor ve her daldırışında bir oy pusulasını çıkarıp okuyordu. Tam o anda salon şöyle bir dalgalanıyor ve Gülriz Sururi’nin arkasında duran (ve üzerine güzellerin sıra numaraları yazılmış bulunan) kara tahtaya beyaz tebeşirle konan her işaret alkışlarla karşılanıyordu. Son pusula da okunduktan sonra herkes heyecanla tahtadaki oyları saymaya başladı ve sayım işlemi biter bitmez salonu birden büyük bir merak dalgası sarıverdi. Meral Ekmekçioğlu’yla Zeynep Avşar (7) şer oy almışlardı. Peki, şimdi ne olacaktı? Herkes tahmin yürütmeye başladı, ama sonunda, «ne olacağı» anlaşıldı. Her üye «3 güzel» için oy kullanmıştı. Şimdi iki güzelin de aldığı «ikincilik oyları» sayılacak ve ikincilik oyu fazla olan «Kraliçe» ilan edilecekti. Bu defa hemen «ikincilik» oyları sayılmaya başlandı ve neticenin ilanıyla salon birden alkışla doluverdi. Meral Ekmekçioğlu’nun ikincilik oyuna mukabil tane «ikincilik oyu» alan Zeynep Avşar kraliçeydi.

GÜZELLER NETİCEYİ NASIL ÖĞRENDİ?

1968'in En Güzel KadınıAşağıda oylama yapılırken yukarıda bir odaya alınan 9 güzel, heyecanlarını bastırmak için ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kimi konuşuyor, kimi şarkı söylüyor, kimi de saatini kurarak vakit geçirmeye çalışıyordu. Allah’tan sonucun alınması fazla sürmedi ve koşar adımlarla yukarıya çıkan Vasfiye Ozkoçak hemen etrafına toplanan 9 güzele neticeleri «tebliğ» etti. Ve küçük topluluk bir anda karışıverdi. Dereceye giremeyenler, girenleri öpücük yağmuruna tutmuşlardı. Böylece, jüri üyelerinin seçiminden tutun da, işin sonuna kadar tam bir ciddiyet ve intizam içinde geçen yarışmanın finalinde tabloların en güzeli, yarışmaya unutulmayacak bir nokta koyuyordu. Birinci, ikinci ve üçüncünün Ankaralı olmasına pek sevinen yeni kraliçe «Ankara, Ankara, Güzel Ankara» marşını söylerken içlerinden sadece Nil Özlem bir köşede kara düşüncelere dalmıştı. Nasıl dalmasın ki, odada beklerken kimin yazdığını anlayamadığı bir kart almıştı ve kartta, «Bu iş burada biter» yazıyordu.

1968 GÜZELLİK KRALİÇESİ ZEYNEP AVŞAR

1968'in En Güzel KadınıO gece taç giyen yeni «kraliçemizle» ertesi gün öğle üzeri konuşmak şerefine nail oldum. Konuşmasına konuştum ya, nasıl konuştum, siz onu gelin de bana sorun? Kolay değil, hayatımda ilk defa bir kraliçeyle konuşacağım. Onun için telefon başında epey tereddüt geçirdim, neden sonra titreyer parmaklarımla numarayı çevirip çıkan santrala annesiyle konuşmak istediğimi söyledim. Neyse, biraz sonra karşıdan, «Aloo» diye bir ses geldi. «Ben, «ana kraliçeyle» konuştuğumu sanıp hemen ceketimi ilikledim ve, «Hatice hanımefendiyle mi görüşüyorum efendim?» dedim. Aklım sıra randevu alacağım. Karşıdan, «Hayır efendim, ben Zeynep» denmez mi? Bakın siz şimdi işe, duysalar adamı topa koyarlar. Öyle ya, koskoca kraliçeyi telefona çağırmış gibi olduk. Neyse «Şeyy» dedim, «Efendim» dedim, «Yani ben» dedim ve yürek çarpıntım geçer geçmez «kendileriyle bir mülakat rica eylediğimi» lisan-ı münasiple arz ettim. Neyse, uzatmayayım telefonu kapadıktan tam bir saat sonra kraliçeyle karşı karşıya geldik. Daha doğrusu biz kaldığı otele gittik, o da merdivenlerden inip yanımıza geldi ve yanıbaşımızdaki koltuğa oturuverdi. Allah Allah, bizim kraliçe kitaplarda okuduğumuz, filimierde gördüğümüz kraliçelere hiç mi hiç benzemiyor. Ne azameti var ne kibri…

1968 Güzellik Kraliçesi Zeynep Avşar, Hatice Kürkçüoğlu ile emekli piyade albayı Fethi Kürkçüoğlu’nun ikisi kız, biri erkek 3 çocuklarının en küçükleri. 23 şubat 1951’de doğmuş. Ablası bir bankada çalışıyor, ağabeyi de üniversitede okuyormuş. Zeynep önce Sarar İlkokulu’na gitmiş, oradan Namık Kemal Ortaokulu’na geçmiş. Halen lise son sınıf öğrencisiymiş. Liseyi bitirince Basın – Yayın Yüksek Okulu’na gidip «iyi bir televizyoncu olmayı» kuruyor. O, bunları anlatırken annesi yanımıza gelip «Mine, bilmem kim tebrik ediyor?» demez mi? «Adınız Zeynep değil mi?» diye sordum. Güldlü. Değilmiş, asıl adı Mine Kürkçüoğlu’ymuş. Yarışmaya katılırken uğur getirsin diye «çok beğendiği bir Türk ismi» olan «Zeynep» in sonuna annesinin genç kızlık soyadı olan «Avşar» ı eklemiş ve kaydını o isimle yaptırmış.

1968'in En Güzel KadınıUzun boylu, narin yapılı, esmer «Kraliçemiz» tiyatro, sinema ve müzikle ancak «vaktinin müsaadesi nispetinde ilgilenebiliyor» muş. Lise öğrencisi olduğu için dersler vaktinin büyük bir kısmını alıyor tabii, üstelik lisenin voleybol takımının da kaptanı. Maç, antrenman falan derken zaten az olan boş vakti daha da kısıtlamyormuş. Buna rağmen gene de arada bir «kaçamak yapıp» sinemaya, tiyatroya gidebiliyormuş. «Türk tiyatrosunun elle» tutulur kadar geliştiğine» inanıyor. Sinema konusundaki fikirleri ise biraz değişik. Tiyatroya oranla sinemaya daha fazla gidiyormuş, ama ne filim seçiyormuş, ne de artist. Hatta sinemaya gideceği zaman «yerli – yabancı» ayrımı da yapmıyormuş. Canı sıkılınca hemen ilk rastladığı sinemaya dalıyor ve filmi seyrediyormuş. Zeynep Avşar, Türk sineması hakkında eni konu iyimser, «Kaliteli filim yok değil, ama az, hem de azın azı,» diyor ve, «Taklitçilikten kurtulsak sinemada şahsiyetimizi buluruz gibime geliyor,» diye ekliyor. Artist seçmiyor, ama bizden Belgin Doruk’la Sadri Alışık’ı diğerlerinden daha fazla beğeniyor. «Peki bir teklif olsa sinemaya veya tiyatroya geçer misiniz?» der demez hemen «katyen» i yapıştırıyor.

Zeynep Avşar klasik Türk müziğine bayılırmış. En beğendiği bestekarlar da Nikogas Ağa ile Dede Efendi’ymiş. «Peki, en sevdiğiniz solistler kimdir?» diye soruyorum ve içimden «Hafız Burhan diye saymaya başlayacak,» diye düşünüyorum. Hayır, Zeynep Avşar Zeki Müren’le Nesrin Sipahi’nin sesini beğenirmiş. «Hızlı müzikten» hoşlanmazmış. Dans olarak «Slow» u, yabancı şarkıcı olarak da Brenda Lee ile Franklin’i severmiş. O, bunları anlatırken gözüm ellerine takıl iverdi. 1 günlük kraliçenin sağ elinde ortası siyah bir alyans vardı. Hemen «Nişanlı mısınız?» diye sordum. Güldü, yere bakarak «Evet» dedi. Halen Siyasal Bilgiler Faültesi’nin son sınıfında okuyan Büğe Özçaylar’la nişanlıymış. Nişanlısı elemeye gelememiş, ama büyük finalde oradaymış ve «Mine»den daha çok heyecanlanmış.

Kraliçenin yanından ayrılırken aklıma geldi ve, «Yarışmaya katılmadan kraliçe olacağınız aklınıza gelir miydi?» diye beylik soruyu sordum. «Kendime güveniyordum,» diye cevap verdi. «Peki,» dedim, «Londra’daki yarışma hakkında ne dersiniz?» Şöyle bir durdu ve gülümseyerek, «Kendime güvenim devam ediyor,» dedi.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-45-sayisi)

10.08.2019 23:15

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 16:58

    nuran namlı

    o zamanın güzelleriyle şimdi ki güzellerle alakası yok ya
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 17:26

    VEYSEL KASAP

    o zamanlar bellki boya pek dikkat edimiyomuş şimdi öyle mi :D:D