Menü

Abdurrahman Keskiner

SAYIN Keskiner, prodüktörlüğe geçişiniz nasıl oldu?..

«Biliyorsunuz bunun bizde bir okulu filan yok. Ben lise son sınıfa kadar hep müzik dersinden ikmale kaldım. Üstelik liseyi de müzik dersi yüzünden biteremedim ama tam 20 tane müzikal film yaptım…»

– Kimler oynadı bu müzikallerde?..

«İbrahim Tatlıses’ten Adnan Şenses’e, Ela Altın’dan Esengül’e kadar bir sürü isim… Ayrıca Ahu Tuğba’yı, Nükhet Duru’yu, Aydemir Akbaş’ı aynı filmde ilk ben oynattım… Sonra Nükhet de Ahu da yıldız oldular…»

– Şimdi neden az film yapıyorsunuz?..

Kimdir Abdurrahman Keskiner«Son iki senede sadece bir film çektim. Çünkü sinema yeniden seks durumuna dönüyor. Buna bir de yeni isim bulmuşlar: ‘Aile seks’, yani bu sahneleri aile seyredebilirmiş… Bence 1975 – 1976’da yapılan seks filmleriyle bunların arasında bir fark yok… Ben çok iyi çok kaliteli filmlere yapımcı olarak imzamı attığım için, bu tip seks filmi yapmamak için direniyorum ve sonuna kadar direneceğim de…»

– Sinema – video ilişkileri hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?..

«Videonun sinemaya zararı yok, faydası var. Küçük şehirlere video henüz tam giremedi. Ayrıca sinema seyircisi videoda göremediği filmi yine sinemaya getir seyreder. Kaldı ki son üç yıldır sinema seyircisi sürekli artıyor. Şimdi biz, video filmlerinin kahve ve birahanelerde gösterimini yasaklayacağız… Filmlerin sinema hasılatlarını olumsuz yönde etkiliyor bunu önleyeceğiz…»

Abdurrahman Keskiner– Bu nasıl olacak?..

«Bugünlerde Film Yapımcıları Derneği kuruyoruz. Derneğin 4 kurucu üyesi var. Amacımız Türk filmciliğini korumak, sorunlarına bir çözüm yolu getirebilmek…»

– Sinemanın en önemli sorunları sizce nelerdir?..

«Çok yabancı film geliyor. 1000 dolarlık yabancı film var. Bunun yanında 60 bin dolarlık yabancı film de var. Türkiye’de ortalama 50 film çekilirken dışarıdan 250 film geliyor… Yabancı film getirmek daha ucuz ve avantajlı olduğu için Türkiye’deki sinemaların % 75’inde yabancı film oynuyor. Benim bile sinemam var. Yerli film yerine yabancı film oynattırıyorum…»

– Neden?..

«Yerli filmi bir hafta oynatıp 20 bin lira hasılat toplayacaksa, sinemacı, yerli filme verdiği parayı yabancı filme veriyor, daha çok sılat kazanmış oluyor… Bu da yabancı film çokluğu ve ucuzluğu yüzünden oluyor. İşte bunu önlememiz lazım…»

– Bu nasıl gerçekleşecek?..

«Öncelikle yabancı filmlerin Türkiye’de Türkçe oynamasını, oynanmasını önlemeye çalışacağız.»

– Neden?..

«Yabancı filmlerin dublajını yapanlar Türk olduğu için bizim esprileri aynen kullanıyorlar. Adam Amerika’da lokantaya giriyor az kuru, az pilav istiyor… Yani oyuncular onlardan, espriler bizden. Amerikan filmi bir anda Türk filmi gibi oluyor. Bu da Yeşilçam için çok büyük bir darbe…»

– Türk sinemasının yurt dışındaki durumu nasıl?..

«Kültür Bakanlığı’nın yıllar önce aldığı filmler var. Türkiye’yi, Türk sinemasını bu filmler tanıtıyor… 15 sene önce çevrilmiş ‘Sinderalla – Kül Kedisi’, ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ gibi filmlerin Türk sineması ve sanatı ya da tarihimizle ne ilgisi var. Bunları yurt dışında yapılan Türk filmleri haftasında gösteriyoruz.

«Düşünün bir kere sinemamız nerelerde?.. ‘Hazal’ diye bir film yapıyoruz. Festivalden festivale dolaşıyor, ödül üstüne ödül alıyor. Bu filmi Kültür Bakanlığı almıyor… Ama çocuk filmleri ile, hikayesi bize ait olmayan filmler yurt dışında bizi temsil ediyor…»

– «Hazal» hangi festivallere katıldı, hangi ödülleri aldı?..

Abdurrahman Keskiner Hakkındakiler«’Hazal’ hemen hemen tüm dünyayı dolaştı. Dolayısıyla ülkemize çok iyi döviz getirdi. 1979’da çektiğimiz bu filmin en büyük özelliği Türkiye’de ilk defa şu ana kadar çekilmiş yerli filmler içinde tüm dünya ülkelerinde yapılan festivallerin hemen hemen % 70 – 80’ine gitmiş, katılmış tek filmdir. Ayrıca Cannes Film Festivali’ne katılan 2. Türk filmi oldu. 1969’da ilk kez ‘Umut’la Cannes’a katılmıştık. O da benim filmimdi. ‘Hazal’ Cannes’dan sonra Fransa’da Prades Festivali’nde birinci oldu. Sonra Avustralya’da Sydney Festivali’ne gönderdik. Sonra Los Angeles Festivali’ne katıldı. İspanya San Sebastian Festivali’nde birincilik ödülü aldı. Almanya’da Mainhaim (Manhaym) Festivali’nde ikincilik ödülü. Altın Duka ödülü, Katolik Kilisesi ödülü ve Halk Jürisi ödüllerini aldı. Sonra Londra ve Rotterdam Festivalleri’ne katıldı. Hongkong Festivalinden davet aldı, oraya da gönderdik. BBC’de oynayan ilk Türk filmi oldu. Almanya TV’sinde, Fransa sinemalarında oynadı. Son katıldığı Mısır Kahire Festivali oldu.

Böylece ‘Hazal’ Türkiye’nin ve Türk sinemasının dünyaya hem tanıtımını yaptı, hem de ülkemize binlerce dolar döviz sağladı.»

– Televizyon – sinema ilişkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?..

«Televizyon yarım saatlik film çekiyor, 5 -10 milyon lira harcıyor. Yönetmeni maaşlı, oyuncular star değil ucuz. Öyle ki bizim filmlerde 15 dakikalık rol vermediğimiz kadınlara bile başrol veriyorlar. Mekanlar keza, ya stüdyo, ya da bedava… Bizim parayla tuttuğumuz mekanlarda onlar bedavaya film çekiyorlar, fakat buna rağmen maliyetleri çok fazla… 80 milyona dizi yapılıyor, reklamı gırla gidiyor, dizinin bölümü fazla ama herbiri 35 dakika sürüyor. Üstelik yerli Dallas mübarek.

«Öbür yanda 150 milyona aktıbaşında bir dizi yapılıyor. Ve yakılıyor… Şimdi çekilse o dizi 400 milyona çıkar. ‘Yorgun Savaşçı’ yurt dışına satılsa Türkiye’ye binlerce dolar döviz getirirdi.»

– TRT’ye film satıyor musunuz?..

«Neden satayım? Satmam için bir neden yok ki… TV’ye bugüne kadar hiç film satmadım… En fazla verdikleri para renkli film için, 300 – 400 bin lira… 150 milyonluk diziyi yakıyorlar, bizden bedavaya film istiyorlar… Kendileri yarım saatlik kadrosuz filmleri 10 milyona filan malediyorlar… Bunu bir araştırmaları lazım… Amerikan dizilerine binlerce dolar ödüyorlar. Amerika’dan 30 film almışsak en az 5-10 tane de biz dışarıya film satmalıyız…»

– Yurt dışında filmciliğimizin durumu nasıl?..

Abdurrahman Keskiner'in Biyografisi«Size isterseniz bir anımı anlatarak bu konuya bir açıklık getireyim. ‘Hazal’ Cannes’da yarışmaya katıldığı gün bir basın toplantısı yapıldı ve gazeteciler bana orada filmin maliyetini sordular. ‘5 milyon’ diye cevap verdim. Onların parasıyla 300 bin Frank kadar bir şeydi. Başladılar gülmeye. ‘Doğru mu söylüyorsunuz?’ diye yeniden sordular. Şaşırdım bu kez ‘Devalüasyon oldu… Şimdinin 10 milyonu (600 bin Frank)’ dedim. Bu para onlarda, bir oyuncu ya da sadece afişlerin parası… Yeniden herkes kahkahalarla gülmeye başladı. ‘Siz bizimle alay mı ediyorsunuz?’ dediler… ‘Hayır işin aslı böyle’ dedim. Bu kez de neden bu kadar ucuza film çekildiğini sordular. Söyleyecek yalan bulamadım. Ve ‘Filmdeki köy benim köyüm, adamlar benim adamım… Prodüksiyon masrafı yok’ filan dedim..

«Basın toplantısından çıktım… Bir adam geldi, Amerikalı bir prodüktörmüş. Elimi sıktı ‘Çok güzel film… Ne güzel bir plato kurmuşsunuz tebrik ederim’ dedi… Teşekkür ettim bu kez de ona platonun gerçek bir köy olduğunu söyleyemedim…»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-7-sayisi)

25.07.2016 10:36

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar