Menü

Acıların Kadını Ingrid Bergman

Napoli Körfezi’ne sonbahar hüznü çökmüştü. Dünya sosyetesinin pek rağbet ettiği Sorrento şehrinin deniz kenarındaki villalarında pancuriar sıkı sıkı örtülmüş, yaz aylarında şen kahkahalarla inleyen sahile, insanın içini ürperten bir sessizlik çökmüştü…

Şehrin valisi, sonbaharın bu üzüntülü günlerini biraz renklendirmek ve bu arada Sorrento adını dünyaya bir kere daha duyurabilmek için bir «İsveç Fil imleri Haftası» düzenledi.



Birdenbire değişen hava şartlarına rağmen «Sorrento, İsveç Filimleri Haftası» gerçekten ilgi çekici oldu. Bütün dünya basını Sorrento’ya gelen İsveç Prensesi Christine, İsveçli yıldız İngrid Bergman ve diğer şöhretlerden bahsetti. «İsveç Filimleri Haftası» nın şeref misafiri İngrid Bergman’a Sorrento şehrinin anahtarı da verilince, bütün dünyanın gözleri bir kere daha bu ünlü şehre ve ou ünlü yıldıza çevrildi.

İngrid Bergman, Greta Garbo’dan sonra İsveç sinemasının en başarılı temsilcisiydi. Elli üç yaşındaki yıldız, şık kıyafeti, saadetten pırıl pırıl parlayan gözleriyle yıllar öncesinin genç İngrid Bergman’ından hiç de farklı değildi. Anahtar teslimi töreninden sonra halk huzuruna çıkarken giydiği tuvalet, taktığı mücevherler, İngrid’i yaşından çok daha genç göstermekteydi.



O gece yıldızı seyredenler yıllar önce Stromboli yanardağının yanıbaşında patlak veren o müthiş aşk uğruna yuvasını terk edip Rossellini ile evlenen İngrid’i düşünmeden edemediler. Yıldızın bu evlilikten üç çocuğu dünyaya gelmiş, fakat bir yanardağ gibi patlak veren aşk, günün birinde sönüvermiş, İngrid ikinci defa yuvasını yıkmak zorunda kalmıştı. Oğlu Robertino ve ikiz kızları İsabella ile İngrid mahkeme kararıyle İtalya’da kalmışlar, ünlü yıldız da yeniden saadet avcılığına çıkmıştı.



İsveçli tiyatro rejisörü Lars Schmidt ile tanıştıktan sonra tekrar yüzü gülmeye başlayan İngrid Bergman üçüncü evliliğinde saadeti bulduğunu yakınlarına ve bütün dünyaya açıklamaktan çekinmemişti. Fakat geçen yıl hiç beklenmedik bir zamanda felaket bir kere daha İngrid Bergman’ın kapısını çalmıştı. Yıldızın ikiz kızlarından kendisine en çok benzeyeni İsabella, kambur olmak tehlikesiyle karşılaşmıştı. İsabella okula başladığı gün genel bir muayeneden geçmiş ve küçük kızın çok büyük bir tehlike içinde olduğu anlaşılmıştı. O günden sonra İngrid Bergman işini, gücünü, kocasını bırakıp kızıyle beraber hastaneye yatmış, aylarca onun yanından bir dakika olsun ayrılmamıştı.



İsabelia’nın hastalığı İngrid Bergman’ın tam bir yılına mal olmuştu. Nihayet günün birinde küçük kızın tehlikeyi tamamen atlattığını ona müjdelediler. Dünyalar sanki İngrid’in olmuştu. Sevgiyle kızına sarılıyor, onu öpüyor, okşuyor ve göz yaşları arasında şöyle diyordu: «En güzel günlerini bir daha hastane köşelerinde geçirtmeyeceğim. Seni bir dakika olsun yalnız bırakmayacağım…» Böyle diyordu ama, bu işi nasıl başarabilecekti. İtalyan kanunları, küçük İsabelia’nın başka bir ülkede okumasına, annesiyle Amerika’ya yerleşmesine izin vermiyordu ki… İngrid Bergman’ın ise İtalya’ya yerleşmesi imkansızdı. O yalnız Amerikan sinemasının, sosyetesinin değil, dünya sinema ve sosyetesinin de bir numaralı yıldızıydı.



İşte bu yüzden hastanede kızına verdiği sözü pek tutamadı İngrid Bergman… Bir filim teklifi, bir davet aldığı zaman kızından yüreği parçalanarak, içi kan ağlayarak ayrılıyordu. Bu, Sorrento’daki «İsveç Filimleri Haftası» na giderken de böyle olmuştu. Her zaman olduğu gibi İsabella’yı yalnız bırakmamak için nefsiyle mücadele etmiş, hatta bir ara gitmekten vaz bile geçmişti. Fakat İsabella anlayışlı bir kızdı. Annesinin böyle yerlerde görülmesinin mesleği için şart olduğunu çok iyi biliyordu. Bunun için annesi «Gitmeyeceğim,» deyince onun boynuna atılmış, «Anneciğim ben artık büyüdüm,» demişti. «Git, benim hatırım için git…»



Sorrento’da, şehrin altın anahtarını alırken gülüyordu… Ama içi kan ağlıyordu. Isabella’sını düşünüyordu. Ve bu gülüşlerin ardında bir annenin dramı bütün ihtişamı ile yatıyordu.

İngrid Bergman, İsabelia’nın dramını başlangıçta herkesten gizlemiş, hastanede de adının açıklanmasını önlemek için her tedbire baş vurmuştu. Fakat sonradan çekmiş olduğu acıyı her annenin çekebileceğini düşünerek ve biraz da kendisi gibi olan hemcinslerini ikaz edebilmek için hastanede geçirdiği bir yılın hikayesini dünya basınına açıklamıştı. İsabelia’nın annesi İngrid Bergman’ın katlandığı fedakarlıklar, sinema yıldızı İngrid Bergman’ın şöhretini bir misli daha artırmaya yetmişti…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-45-sayisi)

14.01.2021 09:45

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 17:04

    BÜŞRA KOŞMAZ

    okurken kötü oldum ne yalan söyleyeyim kötü olmuş ya
  • Yayınlandı: 28 Ağustos 2015 16:29

    MUSA GÖÇMEN

    Allah kimseye yaşatmasın valla bu kadında beddua mı almış böyle napmıs tövbe estagfurullah...
  • Yayınlandı: 2 Eylül 2015 12:39

    NUR HAYAT YÜZEN

    gerçekten cok zor bir durumdaymış