Menü

Adile Naşit

EROL Evgin, Adile Naşit’e «Telli Adile» adını takmış. Bunu daha önce de bir yerde okumuş ama ayrımına varamamıştım. Şimdi rahatlıkla diyorum ki Adile Naşit şimdilik telleri olmayan, «Telli Baba» gibi ama, yaşayan bir «Telli Teyze», «Telli Ana»dır.

Balmumcu’da Bestekar Şevki Bey Sokağı’ndayız. Fazla dolanmayalım diye sokak başındaki ilk ve tek bakkala girip Adile Teyze’nin evini soruyoruz. Çırak kapıya çıkıp eliyle gösteriyor, «Sağdan sayın 12. ev. Ama Adile Teyze hasta.» Belli ki Adile Teyze’yi rahatsız etmeyin demek istiyor. Yürüyoruz. 1-2-….. 11-12 galiba burası. Kapının önünde 4-5 çocuk oyun oynuyor. «Çocuklar, Adile Teyze’nin evi burası mı?»



«Şu orta kat. Ama Adile Teyze hasta. Annem rahatsız etmeyin diyor» diyor biraz büyücek olanı. Bu aldığımız ikinci uyarı. «Biliyoruz çocuklar» diyoruz, «Yalnızca geçmiş olsun demek istiyoruz.» Ve onların bakışları altında eve giriyoruz.

Adile Naşit’i, düzenli kullanmak zorunda olduğu ilaçlarını alabilmek için, dolayısıyla olmadığı kadar düzenli olan yemeğini atıştırırken buluyoruz. Bizden gereksiz bir özür diliyor ve, «Artık çok lüks oldum ben evlatcım. Her şeyim saatli, yediğim her şey özel» diyor. Gülüyoruz.. Ve kullandığı ‘evlatcım’ sözcüğünün sıcaklığıyla bir anda bizim de teyzemiz, anamız oluveriyor Adile Naşit. Ve teklifsiz konuşmaya dalıyoruz.

Saçlarını yaptırmış Adile Teyze. Her zamanki topuzu. «Bak» diyor, «Sizin için süslenmedim. Önce bunu söyleyeyim. Komşular da gazeteciler için mi bu süs dediler. Değil. Ben Türkan Şoray mıyım? Bugün çocuk oyunum var, kuzucuklarım için hazırlandım.»



– Çalışmanız yasak değil mi?

«Yasak. Dört ay düzenli bir yaşamım olacakmış. Çalışmayacağım, yorulmayacağım. Zar zor çocuk oyunlarım için çalışma izni aldım doktorlardan. Kuzularımla birlikte olmak beni yormuyor, dinlendiriyor, moralim düzeliyor. Bu da olmasaydı o zaman ölürdüm herhalde. Yarın çık deseler diğer oyunlara da çıkacağım bana kalsa.»

– Adile Teyze, okuduk ama neydi rahatsızlığınız, bir de sizden dinlesek?

«Valla evladım, önce ne olduğu anlaşılmadı. Röntgenler çekildi bir şey çıkmadı. Biz kanserden korktuk. Öznur Kuşakçıoğlu’na gittik, çok iyi bir kontroldan geçtim. O yumurtalıklarda seyyar miyomdan şüphelendi, Sina Tükel’e gönderdi. Miyom dendi ve açılıp bakıldı. Bu ameliyatta görmüşler ki bağırsaklarım mahvolmuş. Birbirine yapışmış, neredeyse çürümüş. Bu sefer Hamdı Güngel bağırsak ameliyatımı yaptı. Bir kısmını aldılar, bir kısmını temizlediler. Onkolojiye de göndermişlerdi beni. O yüzden çok işkillenmiştim kanser mi diye. Şimdi 15’de bir serum takılıyor. Neden peki diyorum. ‘Seni şımartıyoruz da ondan Adile Teyze, bir şeyin yok’ diyorlar. Napalım, Allah’ın verdiği canı yine o alacak. Bir de asabi şekerim var, sinirlendikçe, üzüldükçe çıkıyor.»



Adile Teyze’nin gözyaşları pınarlarında, aktı akacak. «Sinirlerim de çok gevşedi. Sulu gözlü oldum. Dokuz kilo vermişim herhalde bundan olacak» diyor. Telefonlar yanlışsız her üç dakikada bir çalıyor. Adile Teyze’nin kuzucukları, evlatları torunları arıyor. 1,5 aydır Adile Naşit’in yanında kalan ve Adile Teyze’nin ‘nüfus kağıdındaki bir başka yavrusu’ Emel Hemşire, hepsiyle tek tek konuşup daha sonra aramalarını söylüyor. Konuşmamızın her üç dakikada bir bölünmesi sanki suçuymuş gibi açıklama yapıyor Adile Teyze: «Her gün böyledir. Hep ararlar çocuklarım. Sağolsunlar. Eve gelirler hiç unutmuyorlar beni. Çok mutlu ouylorum. Mektup desen öyle. Odada çuvallarla mektup var. Şimdi onları okumak için daha çok zamanım var.»



– Daha çok neleri içeriyor mektuplar?

«Çoğu resim istiyor, geçmiş olsun diyor. Çok güzel mektuplar da var içinde. Okudukça duygulanıyorum, ağlıyorum. Ama insanın ha diyince aklına gelmiyor. Mesela şöyle bir mektup vardı. 70 yaşında bir teyzeden geliyor. ‘Ben de senin çocuğunum, neden artık televizyonda bizimle konuşmuyor, masal anlatmıyorsun?’ diyor. Bir de televizyon başında benimle çektirdiği bir resim göndermiş. Çorum’dan bir avukat da öz annem olur musun benim diye soruyor. Geçenlerde de bir telefon geldi. Bir oğlum. ‘Adile Teyze, karım beni terketti. N’olur kocana dön deyin de dönsün, sizin sözünüzü dinler’ diyor Elimden gelse de istediklerinin hepsini yapabilsem. Ama beni seviyorlar, sayıyorlar… Bundan güzel mutluluk olur mu? En çok da neden, ‘Uykudan Önce’ yok artık diyorlar. Şimdi telefonlarla konuşuyoruz çocuklarımızla. Herhalde dünyada en çok çocuğu ve torunu olan ana benim.»



– Herkes soruyor Adile Teyze biz de soralım: Neden kalktı ‘Uykudan Önce’?

«Bilmiyorum ki yavrum. Çocuklara tırnaklarınızı yiyin, dişlerinizi fırçalamayın demediğim için olamaz herhalde. O kadar çok mektup alıyorum ki, tekrar yapılsın diye. Duyduğuma göre TRT’ye de çok mektup gelmiş. Ben iddialı bir kadın değilim. Çocuklar beni sevdiyse, hele hele köşe yastığı gibi oturduğum, iki büklüm, tostoparlak ve ışıklarla o korkunç görünümüme rağmen sevdiyse, günah bende mi? Eğer yine böyle bir program yapılırsa bu kez kendi koşullarımda gerçekleştiririm artık. Ben halka istediğini verdim. Bu yüzden bu kadar sevildim. Bu da bana, yalnızca Tanrı’nın verdiği bir lütuftur. Kırgınım TRT’ye. Kocamın ölümünde, bir Ziya Keskiner öldü diye kısa bir haber bile vermediler. Oysa benim kocam da bir sanatçıydı.»

Adile Naşit’in ailesindeki herkes sanatçı aslında. Kardeşi Selim Naşit halen sürdürüyor sanat yaşamını. Annesi, babası ve eşi Ziya Keskiner de öyleydi. Ve 1930 yılında Şehzadebaşı Toron Tiyatrosu’nda doğan bir insanın da başka bir dalı seçmesi düşünülemezdi sanırız… İşte Adile Naşit de bu ortamda büyümüş ve ilk çocuk oyunu «Her Şeyden Biraz»la da 14 yaşında bu dünyaya faal olarak adım atmış… Arkası da kesilmemiş tabii. Tiyatro oyunları, filmler… 44 yılını dolduracak sanat yaşamının her günü bir hikayeye konu olacak malzemeyle doludur şüphesiz. Biz hiç olmazsa birini anlatmasını istedik Adile Teyze’den.



«Şimdi böyle sorunca aklıma bir olay geldi. Yıllar önce Ankara’da senin gibi bir genç geldi. İlhan diye bir çocuk. Üniversitede okuyor ama şimdi hangi bölümdü unuttum. Unutmak da yeni hastalıklarımdan biri. Neyse. Ödev yapacak ve ödevde benim hayatımı anlatacak Olur dedim. İlhan da bir anınızı anlatır mısınız diye sordu. Olur dedim ama bende tıs. yok. Düşünüyorum düşünüyorum, bir tane aklıma gelmiyor. Ben de konuşkanım ya nerde… Nutkum tutuldu. İlyas (İlyas Salman) demiş ki, Adile Abla’ya bir kadeh içir bak neler anlatır sana. İlhan da bir gece bize gelmek için izin istedi. O gece anlattık bir şeyler. İşte böyle, bir ay boyunca ödevini yapmaya çalıştı yavrum. Bilmem işine yaradı mı, geçti mi? Sonra görmedim çünkü, işte şimdi de nutkum tutuldu. Aklıma gelmiyor. Şimdi şimdi düşünmeye başladım, anılarımla ilgili notlar almayı.»

Adile Teyze’yi bu sayfalara sığdırmak zor. Nereden başlayıp neyi anlatacağız. Adile Teyze bir Marko Paşa… Adile Teyze bir Telli Ana… Adile Teyze sayısız çocuk anası… Yalnızlık duruyor mu acaba?



«Yalnız değilim ama oğlumu kaybettim, eşimi kaybettim. Bu boşluk çok zor. İnsan alıştığı şeyleri çok arıyor. Hep arasınlar istiyorum beni. Egoist oluyor insan. Çok kıskancım ama belli etmiyorum. Fazla sevgiden ileri geliyor bunlar. Hiç sitem etmedim, 40 yıldır kimseyle kavga etmedim. Hep içime atarım her şeyi ve ağlayarak deşari olurum.»

Keşke kavga etseydin Adile Teyze, keşke biraz sen de bağırsaydın. Büyük-küçük kuzucuklarınla şimdi daha fazla birlikte olabilirdin.

Büyük geçmiş olsun.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1983-tarihli-13-sayisi)

27.09.2020 20:07

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar