Menü

Ahmet Sezgin’i Çocuklar Nasıl Esir Aldı?

Ahmet Sezgin'i Çocuklar Nasıl Esir Aldı?Halk sanatçısı olmak başka şey… Halkın içinden gelmek, halkın sevdiği, tuttuğu, her an önüne çıktığı, ardından gittiği, övündüğü bir sanatçı olmak o kadar başka bir şey ki… Hele o sanatçı sırça köşkte değil de, halkın arasında, gecekonduda, köprüaltında dolaşır cinsten olursa… Zaten halk, kendinden olanı çabuk buluyor, buldu mu da, öyle kolay kolay bırakmıyor yakasını..

Ortaköy’de iskele meydanı… Balık ağlan serili balıkçı kahvesinin önünü yüzlerce meraklı doldurmuş. Çoğu çocuk yaşta bunların… Genç bir adamın ceketinin eteğine, pantolonunun paçasına sarılmışlar, alabildiğine çekiyorlar:

– Ahmet abi, bak bu ağ yok mu, bizim. O değil canım, hani şu rengi mavi olanı… Onun önünde dur da bir resim de orda çektir.

– Ahmet abi. Bu sandal dedemin. Ne olur, ona bin de bir resmini de orda alsınlar…

– Bir resmini ver ne olur Ahmet abi… Babamın plakçı dükkanı var. Onun camekanına koyacağım. Ama imzalı olsun, olmaz mı?

Çocukların Ahmet ağabeysi, öyle kalabalığın içinden sıyrılıp kurtulacak, yakasına yapışanlardan kaçacak cinsten görünmüyor. Çömelmiş, eğilmiş, boyu çocukların boyuna yetmiş, kiminin çenesini okşuyor, kiminin yakasını düzeltiyor.

– Resmi getireceksin değil mi Ahmet abi? Biz de senin resmin var ama, gazeteden kesilme… Sararmış, solmuş… Babam hep senin türkülerini mırıldanır, Şimdi burada olduğunu bir bilse, işini bırakır, koşa koşa gelirdi…

Yara bere içinde, suratı çilli, kızıl saçlı bir oğlan:

– Bana da filminde korsan rolü ver Ahmet abi, ne olur… Herkes bana korsan der burda… İnanmazsan sor…

– Ahmet abi, beni arabana bindir ne olur?

– Beni de… Beni de…

Yüzlerce ağızdan ayni nakarat dökülüyor… “Beni de… Beni de…” Şıpırtılı Ortaköy denizinin üstünde bu çocuk sesleri yankılanıp duruyor…

– Küçük, sen ne olacaksın büyüyünce?…

– Ahmet Sezgin olacağım…

Ahmet Sezgin'i Çocuklar Nasıl Esir Aldı?Bir saat mı desem, iki saat mı desem… Çocuklara kalsa Ahmet Sezgin’in Ortaköy’deki balıkçı kahvesinden kurtulacağı yoktu ya… Bereket şoföre. Otomobilin üstüne belki yüzlerce minicik el atıldı… Kaçan arabayı tutmak, bırakmamak istiyordu… Türkücü pencereden küçüklerine öpücükler yolladı. Erişebildiklerinin tekrar tekrar yanaklarından okşadı. Çocuklar hep bir ağızdan:

– Güle güle Ahmet abi… Bak resim getirmezsen arabam gördüğümüz yerde tekerini patlatırız… Diye bastılar tehdidi…

Oysa her gittiği yerde çevresinden kalabalık eksilmeyen Ahmet Sezgin’in, hayatta en sevdiği şey arabası değildi. Türküler, çocuklar ve yoksul insanlardı… Çocuk gördü mü dayanamıyor, hemen yere çömelip başlıyordu sevip okşamağa… En çok yüreğini burkan şey, çocukların yoksulluğu.

Ahmet Sezgin’in biri 4, öbürü 2 yaşında iki çocuğu var» Cenk ve Meltem… Ama onların sevgisi yetmiyor bazan türkücüye. Notalarından, bağlamasından, bantlarından usanç getirdiği an , ana okullarına koşuyor. Orada çocukların dünyasına girip, oyunlarına ortak oluyor. Çocuklaşıyor onlarla.

“Bir Kurban Bayramıydı, hiç unutmam…” diye söze başlıyor Ahmet Sezgin. “El öpmiye Balat’taki amcamlara gidecektik.. Herkes hazırlandı. Ayakkabım yırtık olduğundan beni eve kapadılar. Kendileri gittiler. Akşama kadar ağlamışım ki, gözlerim şişmiş… Bu acı içime düğümlendi. Bayram geldi mi, o günleri hatırlarım…”

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/foto-magazin-dergisinin-1966-tarihli-55-sayisi/)

16.02.2017 12:34

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 10:13

    DOĞAN SAMİ ULUÇ

    halk sanatçısı tabirine uyan bir insandı gerçek anlamda seside çok hoştu.
  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 10:15

    ARDA SÜZEN

    ne samimi sanatcılar varmış şimdikiler köşe bucak..