Menü

Ahu Tuğba Çakırkeyif

GÜNLERDEN bir pazartesi akşamı… Osmanbey’de bir sinema.. Sinemanın önü mahşeri kalabalık. «Kayıp Kızlar» filminin galası var o gece. Biz de davetliyiz. Kalabalığı yarıp güçlükle içeri giriyoruz. Tarık Akan ve Çiğdem Tunç da geliyorlar… Ya başrol oyuncusu Ahu Tuğba?.. O henüz ortalarda yok…

Derken yardımcısı Şakır gözüküyor önce… Ardından da annesi Neriman Çetin ve teyzesi… Fakat Ahu yine ortalarda yok… Her kafadan bir ses çıkarken sinemanın iç salonunda birdenbire bir uğultu kopuyor… Bu kez gelen gerçekten de Ahu Tuğba…

Aman o ne geliş öyle… Karadeniz’de fırtına yemiş gemiler gibi yalpa yalpa… Yanında hiç görmediğimiz iki kadın ve üç tane de nazik, ince bey… Beyler konuşmalarıyla, hareketleriyle öyle nazikler ki… Hep birlikte sinemanın müdüriyetinde verilen küçük kokteyle katılıyorlar…

Ve gözlerimiz hep Ahu Tuğba’nın üzerinde… Onun gözleri ise fazla içkiden olacak dalgın ve yorgun…

Daha önce koladan, meyve suyundan başka içki içmeyen Ahu’yu tanıdığımız için biz bu ‘Yeni Ahu’ya hayret ve şaşkınlıkla bakıyoruz. O viskisinden birinci dubleyi bitirmiş bile… Aaaa o da ne?.. İkinci duble de bitmek üzere… Ayakta zor duran bir Ahu… Alkollü ve yorgun bir Ahu… Etrafa saçma sapan laf atan bir Ahu… Hiç görmediğimiz ve görmeyi de arzu etmediğimiz bir Ahu… Geçen sezonun filmleri en iyi iş yapan, Yeşilçam’da bir devir başlatan Ahu… Ve yanındaki yadırgamadığımız bir grup insan… Film galasından çıkıp bir gece kulübünün yolunu tutuyorlar hep birlikte… Boşuna dememişler… «İnsanın en büyük düşmanı yine kendisidir» diye.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-16-sayisi)

01.08.2019 22:06

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar