Menü

Ajda Pekkan Bedel Ödüyor

HERKESTEN, her şeyden kaçıyordu genç kadın… Kime inanacağına, kime güveneceğine bir türlü karar veremiyordu. Etrafında dost tanıdığı yüzleri sonradan «düşman» olarak gördükçe çıldırası geliyordu…

Önce Çengelköy’deki yalısı mühürlenmiş, o da birkaç parça eşyasını topladığı gibi Taksim’deki büyük otellerden birinin kral dairesine kapağı atmıştı.



İlk günler her şey yolunda gitti… Ama ya daha sonraki günler… Önce otelde kaldığı için hakkında değişik dedikodular çıkmaya başlamış, o dedikodularla uğraşırken de yüklü hesap faturaları önüne yığılmaya başlamıştı…

Ekonomik bir kadındı Ajda. Öyle fazla lüksü, ekstra masrafı yoktu. Düşündü ve sonra kararını verdi. Bir eve taşınacak, evin adresini ve telefonunu da bu kez en yakınlarından bile saklayacaktı.



Verdiği kararı hemen ertesi gün uygulamaya koydu. Etiler sırtlarında 250 bin lira aylıkla tuttuğu kat, onun gizli yuvasıydı artık. Bu yuvada dedikodulardan, skandallardan uzak, kendi hayatını yaşamak istiyordu…

Denizi gören balkonunda bir – iki dostuyla ya da arkadaşıyla beş çayını içecek, güneşin battığı saatlerde de aperatifini hazırlayıp «Pekkan kokteyli» adını verdiği içkisini yudumlavacaktı…

Neden herkesten, her şeyden kaçıyordu Ajda Pekkan?..

«İnsanlara güvenim azalıyor, belki ondan. Belki de daha başka bir şey… Nasıl anlatsam, yurt dışında fazla kalmamın da etkisi olabilir… Yani dışarıda alafranga bir yaşam, içeride alaturka bir yaşam… İçeride fazla tanınmış olmanın, ‘süperstar’ olmanın da dezevantajları var…»

– Nedir bu dezavantajlar?

«Herkesle dost olamıyorum… Herkese selam veremiyorum. Herkesle resim bile çektiremiyorum.»



– Neden?..

«Nedeni çok basit… Süperstar olmanın bedelini ödüyorum. Yani kendi yaşantımı kısıtlayarak… Süperstar Ajda’yı gün 24 saat omuzlayarak, sırtlayarak… Dışarda böyle değil… Gidip bir diskoda 5 saat dans etsem, sokaklarda saatlerce yürüsem, parklarda, denizde, alışverişte istediğim gibi davransam gayet ‘reel’ oluyorum. ‘Yapmacık Ajda’ olmak istemediğim için birçok toplantılara, gece hayatına, her şeye ‘No’ deyip restimi çekiyorum. Şimdi beni bir yere davet etseniz, gitsek ya da bir yerde karşılaşıp dans etsek ve resim çektirsek siz benim sevgilim olursunuz ve birlikte kapak bile oluruz…»



– Nasıl yani?..

«Çok basit… İzmir Fuarı’nda bir gazeteci ile İstanbul’daki son çalışmamda başka bir gazeteci ile bu türden iki ayrı kapağım yayınlandı… Hem çok kızdım, hem de çok güldüm… Basında haber sıkıntısı başlamış diye de acı acı düşündüm…»

– Şimdi neler yapıyorsunuz, ileride neler yapmayı düşünüyorsunuz?..

«Gördüğünüz gibi hep evimde, balkonumda çiçeklerimle, kitaplarımla, plaklarımla başbaşayım. Video seyrediyorum. Yeni plak çalışmalarım var. Önümüzdeki ay Marmaris Festivali’ne katılacağım. Aaa!.. Bir de unutmadan söyleyeyim. Bugünlerde bol bol film teklifi alıyorum… İleride belki bir film çalışmam olacak; laf aramızda bir şey diyeyim mi? Eski filmlerimi videoda seyrediyorum da sinemayı da bir hayli özlemişim; bunu hissediyorum…»



– Ne kadar oldu film çevirmeyeli?

«A long time… Çok çok zaman… O devrin en ünlü gece kulübü Çatı’da İlham Gencer’le sahneye çıkıyordum. Resimlerimi yolladım… Ve SES Sinema Artist Yarışması’nı kazandım. Yıl 1963’dü… Yeşilçam’da tam üç yıl kaldım. Ve bu süre içinde 30’a yakın film çevirdim. Şimdi yeni yüzümle; yeni fiziğimle o günleri, o heyecanları yeniden yaşamak istiyorum.»

Ve röportajımız burada noktalanıyor… O balkonundan bize el sallayıp, uğurlarken güneş de tepelerin ardında yavaş yavaş kayboluyor…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-20-sayisi)

22.09.2020 11:52

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar