Menü

Ajda Pekkan’ın İtalyan Aşkı

Günlerden 15 ağustos perşembe idi. Sıcak, boğucu bir gün. Kale Film şirketinin kurucusu Meliha Şoray, ortaklan Yücel Hekimoğlu, gazeteci Burhan Tekinliğ ve Nazan Şoray, Topağacı’ndaki 36 sayılı apartmanın önünde siyah Chevrolet bir otomobilden indiler. 8 numaralı dairenin zilini çaldılar. Adapazarı’ndan dönüyorlardı.

Kapıyı Türkan Şoray’ın 65 yaşındaki anneannesi açtı. Felçli, ayaklarını sürükleyerek güçlükle yürüyebilen ihtiyar kadın, hüngür hüngür ağlıyordu. Peltek peltek konuştu, «Türkan gitti. Bütün eşyalarını topladı. Giderken beni bile öpmedi.»



Türkan Şoray’ın annesi Meliha Şoray’ın yüzü birden asıldı. Koşarak Türkan Şoray’ın yatak odasına girdi. Gardroplara, dolaplara baktı. Hepsi bomboştu. Türkan, nesi var, nesi yok alıp gitmişti.

Aynı günün akşamı saat 23 sıralarında Türkan Şoray beraberinde götüremediği bazı eşyalarını almak için 8 numaralı dairenin zilini çaldığı zaman içerden kalın, sinirli bir ses duyuldu:

– «Kim o?»

– «Türkan ben, aç kapıyı.»

Sanki dünyalar Meliha Şoray’ın olmuştu. Sevinçle kızının boynuna sarıldı.

– «Lütfen çekil anne. Çok sinirliyim. Biraz daha karşımda durup konuşursan delireceğim.»



– «Senin yıllarca şoförlüğünü yapan Sezai’yi neden işten çıkardın? Sana az mı yardımcı oldu? Rüçhan ile bir bankada çalışan o kadını pansiyon odasında sana o yakalatmadı mı? Nankör elma. Yukarıda Allah var. Burnundan gelir sonra.»

– «İşten çıkmışsa ne olmuş?. Parasını alıyor. Aç mı?»

– «Ben senin otomobilinde Sezai’den başkasını çalıştırmam. Vallahi kafam fazla kızmasın, bu dünyayı Rüçhan’ın başına yıkarım.»

Bu sırada dışardan iki defa korna sesi duyuldu. Meliha Şoray kulaklarını kabarttı.

– «Senin otomobilin değil mi?»

– «Evet.»

– «Kim kullanıyor?»

– «Arap Salih.»

– Şu Rüçhan’ın fedaisi mi? Allah cezasını versin onun.»

Meliha Şoray hışımla kapıyı açtı, aşağı indi. Ama o ne iniş. Az kalsın merdivenlerden yuvarlanacaktı.

– «Bana bak, bu otomobilden derhal çık ve bir daha da gözüme gözükme. Kızımın otomobilinde Sezai’den başkası çalışamaz. Çık, çık, hemen çık!»

Ertesi sabah Arap Salih yine geldi.

Meliha Şoray yine aşağıya indi. Dünkünden daha hırslı olarak:

– «Ben sana demedim mi gelme diye? Sen erkek değil misin? Erkeklik öldü mü?»

– «Ben emir kuluyum. Rüçhan Bey ile Türkan Hanım, ‘sen çalışacaksın,’ dediler. Onlar emir verdi mi akan sular durur.»



– «Sen görürsün. Bakalım sular mı duruyor, neler duruyor.»

Meliha Şoray tekrar yukarı döndüğünde Türkan Şoray hazırlanmış, kapıdan çıkmaya hazırlanıyordu. Ara – kız arasındaki son münakaşa burada çıktı:

– «Hala Rüçhan’la işin ne kızım? Bu adamdan sana fayda yok. Görüyorsun 380 bin liralık arsayı 580 bin liraya aldırdı sana. Yarın öbürgün han yaptıralım diyerek yarım milyonunu daha götürecek.»

– «Sen benim annem değilsin.»

– «Sen de benim kızım değilsin.» Sonra derin bir sessizlik girdi aralarına. Birbirlerine iki düşman gibi baktılar. Sessizliği ilk bozan Meliha Şoray oldu:

– «Güzelliğine fazla güvenme. 17 yıl önce ben de senin gibiydim. Bir de bugünkü halime bak. Bak da ibret al.»

– «Ben senden çok ibret almışım.»



– «Şu adamın parmaklarından seni ölümüm pahasına da olsa kurtaracağım. Seni ona yar etmeyeceğim. Bu adamın metresi olma da ne yaparsan yap. İstersen çingeneyi al, ama evlen, razıyım.»

– «Bana bu kadar karışma. Benimle bu kadar uğraşma. Yeter, bıktım artık senden.»

– «Kızım sen bu adamla mesut musun? Değilsin. İcabında kafasına terliğini fırlatıp atmıyor musun? Ona karşı eski sevgin, saygın var mı? Yok.»

– «Yeter…»

Türkan Şoray hırsla kapıdan çıktı. Otomobiline binerken her tarafı sinirden titriyordu.

Meliha Şoray ise salonu bir başından bir başına adımlıyor ve kendi kendine konuşuyordu, «Hayatımda bu kadar anlayışsız kız görmedim. Ne var bu adamda anlamıyorum. Aralarındaki aşk mektepli aşkı. 320 şekeri olan adamın aşkından ne hayır gelir?»

Şu anda Türkan Şoray bundan üç, dört ay önce «artık sıcak yuvama kavuştum» dediği evinden ayrı. Nerede kaldığı da belli değil. Kimi, «Rüçhan Adlı’nın evinde kalıyor» diyor, kimi de, «Bebek’te yeni bir ev kiraladı, orada tek başına yaşıyor,» diyor.

Bakalım Meliha Şoray – Türkan Şoray – Rüçhan Adlı üçgeni arasındaki olaylar zinciri ne şekilde bağlanacak veya paramparça olacak!

Yılların eskitemediği tanınmış İtalyan şarkıcısı Tony Dallara geçenlerde İstanbul’a geldi. Birçokları onun konser verip şarkı söylemek, bu arada İstanbul’u gezip görmek için geldiğini söylüyorlardı, ama Atina’daki Apollonia Müzik Festivali’nde tanışıp samimiyetini bir hayli ilerlettiği Ajda Pekkan’ı görüp arkadaşlığına bu sefer de İstanbul’da devam etmek için geldiğini söyleyenler de vardı.



Ne var ki festivalde Ajda dördüncü olduğu zaman gelip kendisini ilk tebrik eden Tony Dallara olduğu halde, Yeşilköy’e indiğinde kendisini karşılamaları için bir saate yakın bir zaman bekleyen de yine Tony Dallara oldu. Kulakları Türklerin misafirperverliğiyle dolu olan tanınmış şarkıcı, meydanda beklerken bu gecikmeye ne mana verdi bilmiyoruz. Bildiğimiz, Tony Dallara’nın o geceyi Tarabya Oteli’de Pekkan kardeşlerin misafiri olarak geçirdiği…

Tony Dallara İstanbul’da hiç sıkılmadı. Bir kere bu Türkiye’ye ilk gelişiydi, İkincisi de Pekkan kardeşler ve yakın dostları tarafından ağırlandı, gezdirildi. Ajda Pekkan çalıştığı yerlerde şarkılarını söylerken, Tony Dallara’ya da tek başına şehirde enine, boyuna dolaşmak düştü. Şehirde geçirdiği ilk günü akşamı Semiramis Pekkan’la otelden ayrılan Tony Dallara, Neriman Koksal, Nigar Uluerer ile birlikte Tarabya’daki pek meşhur bir lokantada akşam yemeği yediler. Ev sahibeliğini ablası Ajda’nın yerine Semiramis yapıyordu ve netekim beş yüz liranın üzerindeki hesabı o imzaladı. Ajda ancak yemeğin sonuna yetişebilmişti.

Yemekten sonra hep birlikte Kulüp 12’ye gittikleri zaman Tony Dallara’nın hareketli danslardan kaçındığı, buna karşılık Ajda’nın dans etmek için yerinde duramadığı görülüyordu. Tony Dallara’nın hala genç olduğunu iddia etmesine rağmen, ağır tempolu dansıları kollamasını yaşının icabına verenler çok oldu. Ajda, bir hanımla dans ederken damından ayırdığı Salim Dündar’la dans ettiği sürece, Tony de bir köşede suratını astı, yanındakilerle isteksiz isteksiz bir şeyler konuştu.

Ajda masaya gelince aralarında önce soğuk bir hava esti. İtalyan şarkıcının Ajda’yı kıskandığı açıkça belli oluyordu. Fakat Ajda ne yaptı yaptı, Tony ile barıştı. Kulübe gelen Göksel Arsoy ve eşi, Tony Dallara ile tanışırlarken, kulübün şantözlerinden Serpil Örümcek şarkılarını Tony için söylüyordu. Tony tam bir İtalyandı. Bu ilgiye lakayt kalmadı ve masadaki güllerden birisini Serpil’e verdi.



Çok içki içtikleri için vakit gece yarısını geçince Tony de, Ajda da, Neriman da, Semiramis de sarhoş olmuştu. Neriman Köksal eve gitmek için kulübü herkesten önce terk etti. İçkiden adeta bitkin bir hale gelmişti. Gece yarısını hayli geçe Tony, kulübün şeref misafiri seçildi ve hiç bir ücret ödemeden kulübü terk etti.

Ünlü grup bir süre nereye gideceklerine karar veremedi. Netecede Ajda’nın arabasıyla bir Boğaz gezintisine karar verdiler. Tabii otomobilde Ajda ve Tony’den başka kimse yoktu. Kısa süre Boğaz’ın ıssız caddelerinde gezen çift, gün ağarırken Tarabya Oteli’ne gitti ve Ajda, geceyi otelde geçirdi.

Perşembe günü Tony çok geç kalktı ve öğleden sonra provaya gitti. Akşam yemeğini üç dostuyla birlikte yiyen şantör, önceki günün yorgunluğunu çıkartmak istermişçesine erkenden yattı.

Cuma sabahı Tony Dallara otelin özel plajında denize girdi. Yanında Ajda Pekkan yoktu. Herkes, «Acaba darıldılar mı?» sorusunu birbirine soruyordu. Fakat darılmadıkları o gece anlaşıldı. Ajda ile Tony yine gece kulüplerinde yanak yanağa dans ediyorlardı.



Şantör cumartesi günü öğleden sonra saat 14.00’te son provasını yaptı. Aynı akşam konseri vardı. Saat 21’e kadar Ajda’yla beraber gezdi. Ajda seansına gitti, Tony ise konsere gelmek için ondan ayrıldı.

Tony Dallara ile Ajda Pekkan’ın sahneye çıkacağı günlerden beri ilan edilen konser, son yıllarda pek az rastlanılan cinsten oldu. Konserin biletsiz seyircili. biletlisinden daha çoktu. Çok erken saatlerden itibaren Açıkhava Tiyatrosu’nun önü dolmuş, parasız içeri girmek isteyen binlerce açık göz burasını adeta bir muharebe meydanı haline getirmişti. Konser saati yaklaştığı zaman Açıkhava’nın hali şuydu: Sıraların yandan fazlası boştu. Buna karşılık kapıların önü bir mahşer yeri halindeydi. Bileti olanlar kapıya yaklaşamıyorlar, gençler pa ra vermeden içeri girebilmek için kapıyı zorluyorlar, toplum polisi ise onları dağıtabilmek için ter döküyordu. Her halde böyle bir olay beklemiyor olmalılar ki polis hayli şaşkındı. Konsere çıkacak olan sanatçıları bile içeri sokmak istemiyorlardı. Moğollardan biri de içeri girebilmek için hayli terledi. Polis onu beatnik sandığı için içeri bırakmak istemiyor, o da konsere çıkacağını söyleyip duruyordu. Nihayet organizatörler duruma müdahale ettiler de genç Moğol ucu ucuna programına yetişebildi.

Bir ara dışardakiler içeri bırakılmamalarının hırsı ile sahneyi taş yağmuruna tuttular. Bu sırada Berkant sahnede o büyülü sesiyle «Samanyolu» nu söylüyordu,. Nihayet zafer içeriye parasız girmek isteyen seyircilerin oldu. Polis, onlarla başa çıkamayacağını anlayınca, kapıları açtı ve böylece Açıkhava Tiyatrosu, tarihinde pek az rastlanan bir kalabalıkla doluverdi.

Saat 22.00 sıralarında kulis kapısının önü yine karıştı ve Tony Dallara güçlükle içeriye girdi. Şantörün hiç keyfi yoktu, ta ki, Ajda gelene kadar. 23.00′ te tiyatroya gelen Ajda’nm yanında Semiramis Pekkan ve annesi vardı. O hiç gülmeyen Tony, Ajda Pekkan’ı görünce birden değişiverdi ve gazetecilerin sorularına cevap vermek şöyle dursun, kimsenin yüzüne bile bakmadan Ajda’nın yanına koştu. Ajda o gece oldukça sarhoştu. Bu yi İki San Remo’da Adriano Celentano’nun söylediği «Censone» isimli şarkının sözlerini ezberlemeye çalışıyor, sık sık şaşırdığı güfteye aldırmadan o gün Cansone’yi söylemezse öleceğini söylüyordu. Nihayet Ajda sahneye çıktı ve fiziği, göbek dansları ve popüler şarkılarıyla gecenin en beğenilen solisti unvanını kazandı. Aynı zamanda Ajda gecenin de en cesaretli solistiydi. Zira Selçuk Başar ve Zeki Uluruh’un mahkemeye verme tehditlerine aldırmadan, «Özleyiş» i de söyledi. Ajda sahnedeyken zorla yakalayabildiğimiz Tony Dallara ise bakın neler söyledi:



– «1928 yılında İtalya’da doğdum. Ailemde benden başka müzisyen yoktur. Piyano çalmayı bilirim. Bugün çıkan müzik akımlarının çoğu benim bestelerimden etkilenmiştir. Beatles, Frankie ve Ajda’yı takdir ederim. Bir de Salim Dündar’ı beğendim ve hakikaten Türk olduğuna inanmadım. Ben onu İspanyol sanmıştım. Ajda’yla aramızdaki aşk için hiç bir şey söyleyemeyeceğim.»

Konserden sonra Ajda, kardeşi Semiramis, kardeşinin flörtü Haldun Dormen ve Tony Dallara Kadıköy’e geçip Erenyol’ların köşküne gittiler. Sabaha karşı Ajda Kadıköy’deki evine ayrılırken diğer üçü hala köşkteydi. İşte mecmuamız baskıya verildiği ana kadar ünlü İtalyan şantörü Tony Dallara’nın İstanbul macerası. Gündüzleri Ajda ile denizin tadını çıkartıyor, geceleri ise İstanbul’un gece kulüplerini renklendiriyor. Ne zaman İstanbul’dan ayrılacağını ise şu anda kendisi dahil hiç kimse bilmiyor…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-35-sayisi)

29.09.2020 15:38

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 15:09

    Suzan Genç

    yakışmış mı hiç ya ajda pekkana
  • Yayınlandı: 4 Eylül 2015 16:41

    OZAN YURT

    vay be ajda pekkan italyadan bile sevgili yapmıs :D