Menü

Ali Çelebi ve Ayetullah Sümer Sergisi

RESİM sanatımızın yaşayan ustalarından Ali Avni Çelebi’nin, 82. yaş günü olan 1 Mart’ta Nişantaşı Tem galerisinde açılan kişisel sergisi, onun resmimize çağdaş bir işlerlik kazandırma yolundaki uğraşını tanıtmak bakımından mutlu bir raslantı sayılabilir. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile özel koleksiyonlardan derlenmiş tablolarla en yeni çalışmalarını içeren sergi, Çelebi’nin 1926 yılından günümüze değin süren etkinliğini örneklemesiyle retrospetif bir nitelik göstermektedir.



1922-1927 yıllarında Münih ve Berlin Akademilerinde, özellikle Hans Hoffmann atölyesinde eğitim gören Ali Çelebi, aynı atöylede çalışan Zeki Kocamemi, Cemal Tollu, Refik Epikman gibi sanatçılarla birlikte yurda dönüşlerinde kurdukları “Müstakil Ressamlar Biriiği”nin etkinliklerinde resmimize yeni bir boyut getirmeyi amaçlıyordu. 1930 Kuşağı diye anılan bu yeni topluluk, Çallı kuşağının fırçasında izlenimciliğin etkisiyle eriyen doğanın yapısına çeki düzen vermeyi öngören ve form sağlamlığına dayanan bir görüşü benimsemişti. Ali Çelebi de nesneleri geometrik bir düzen içine alarak üsluplaştıran kübizmle, biçimlerin iç ve dış yapısını gözeten plan ve kitlelerin değerlendirmesine öncelik veren yapımsalcı (konstrüktivist) bir tekniğe bağlanmıştı. Bu sergide 1926’da Münih’te yaptığı “Vitrin” ile bir natürmortta, o dönemde yaygınlaşan kübizmden ve Alman dışavurumculuğundan etkilenmiş biçimsel kaygılar, ton değişimleri ve renklerin anlatım olanağı üzerinde yoğunlaşan özenli bir etüd gücü izleniyor.



Müstakiller”in 1928’deki ilk sergisinde yer alan ünlü “Maskeli Balo’nun üçüncü bir çeşitlemesi ile “Balıkçılar” konulu birkaç düzenleme ve “Kır Kahvesi”, “Piknik” adlı figür düzenlemelerinde yerel ve anlatımcı öğeleri, figürün kitle etkisini doğal motifler eşliğinde kesin çizgiler, insancı bir tutum ve etkili renk uyumlarıyla birleştiren bir kompozisyon dengesine ağırlık veriliyor. Resim ve Heykel Müzesi’nden alınmış “Üsküdar’da Yol”, “Bursa Muradiye Camisi”, “St. İrenne Kilisesi”, “Arapkir-Hezenek Yolu” ve 1985 yapımlı “Leman Gölünden” adlı peyzajlarında da sağlam bir form yapısıyla renkçi tutum bütünleşiyor. Birkaç balerin figürü, hayvan figürlü seyyar satıcı, çiçeklerden düzenlenmiş natürmortlar, ağaçlar ve Büyükada, Erdek, Çınarcık izlenimlerinden derlenmiş son yılların resimlerinde ise ilk dönemdeki yapımsalcı ilkeler, kübizm uzantısı geometrik örgüler doğal bir uyum ve yumuşaklığa dönüşmekte.



İnsan/Doğa ilişkilerine yönelen doğa tutkusu, belirli bir yönde kesin, ölçülü ve duyarlı fırça vuruşlarıyla biçimlenmiş ışıklı, saydam, diri ve taze renk değerleriyle yalınlaştırılmış mekanlar ve düzen kaygısı içinde altmış beş yıla varan bir sanat birikimiyle temellendirilmiş bir ustalığa tanıklık etmektedir sergi bütünüyle.

ÖLÜMÜNÜN yedinci yıldönümünde Ayetullah Sümer (1905-1979) için Ümit Yaşar galerisinde bir anma sergisi düzenlendi. Ailesinde ve özel koleksiyonlarda bulunan tablolardan derlenmiş elliye yakın yağlıboyayı içeren sergi, sanatçının 1930’lardan 1970 sonlarına değin uzayan etkinliğinden geniş bir kesit ortaya çıkarıyor.



Sümer’in genellikle peyzaj, natürmort ve portre türlerinde çeşitlenen ve klasik atölye geleneğini yetkinlikle vurgulayan yapıtlarında, türk resminde 1900’lerden sonra başlayan üçüncü dönemin gerçekçi ustalarından birini buluyoruz. Özellikle geleneksel atölye disiplininden gelen ve sürekli, kalıcı, tek bir ışıklı aydınlanmış portre ve natürmortları günümüzün yaygın eğilimlerinden biri olan fotoğraf gerçekçiliğinin öncü uygulamaları sayılabilir. Sergide Atatürk, İnönü, ressam Sami Yetik ve kendi portresiyle birkaç genç kız, kadın portresinde, çok figürlü bir kompozisyon ile çiçeklerden düzenlenmiş natürmortlarında birbirine zıt renkleri uyumla bağdaştıran nesnel gerçekçiliği çok titiz bir işçilikle bütünleştiriyor.



İzmir, Sivas, Yedigöller ve Rumelihisarı, Burgaz, Büyükada, Heybeli gibi İstanbul yöresine ilişkin peyzajlarda – özellikle ayışıklı görünümler, dalgalı kıyılarda – doğal atmosferi, günün değişik saatlerindeki ışık ve renk etkilerini izlenimcilikten ayrı bir duyarlıkla saptanmaktadır. Üçüncü Ahmet Çeşmesi, Bodrum Kalesi, Efes, Afyon’da Zafer Anıtı, Harabeler konulu tablolarında da aynı gerçekçi tutum tarihsel bir pitoresk eğilimiyle betimleniyor.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sanat-dergisinin-1986-tarihli-140-sayisi/)

30.12.2020 17:16

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar