Menü

Ali Özgentürk’ün Hazal’ı

«HAZAL» filmi gösterilmeye başlandığında mübalağa tevatür oldu. Değişik bir filmdi çünkü. Ülkemizde ender rastlanan bir özellik taşıyordu hu film. Anlatım hiçimi, stili, anlatılan şey kadar önem kazanıyor, hatta zaman zaman öne geçiyordu. Bu yüzden «Hazal» seyircileri ikiye ayrıldı. Filmi çok fazla sevenler ve hiç beğenmeyenler. Ama hu tartışma bile sinema seyircisinin aktif olarak bir filmin en ince ayrıntılarına kadar katılmasını sağladı. Filmi seyrettikten sonra da seyircisini kendi hareket alanı içinde tutmasını bildi «Hazal». Ne var ki, ortalıkta bol miktarda dolaşan tevatür içinde bizim en ciddiye aldığımız, filmin egzotik nitelikler taşıması ve bu yüzden Batı’da bol miktarda ödüllendirildiğiydi.. Bize göre, ülkemizin sinema bozkırında yeşeren sağlıklı ve diri ürünlerin önünde dikilen en önemli tartışma konusu budur.



Hem egzotiklik konusunda en büyük hücuma uğrayan yönetmen olması, hem de ülkemizde Erden Kral’la birlikte en iyi yönetmen seçilmiş olması yüzünden Ali Habip Özgentürk’le konuştuk.

«Bir seyirci var ki, beni hiç ilgilendirmiyor. Ben hesabımı ona göre yapmıyorum. Ama o isterse Ferdi Tayfur filminden, benim filmime gelir. Bu zaten onun hayatındaki değişim çabasıdır. Ama Türkiye’de çok önemli bir seyirci potansiyeli var. Bu seyirci bazı şeylerin farkında, çok sağlam bir biçimde farkında. İşte bütün güvenimiz bu seyirciyedir. Filmlerimizin bir süredir iyi iş yapması da bu olgunun neticesidir. Bu, filmlerimizin gerçek seyircisi ile karşı karşıya olması demektir. İşte bu yüzden ‘Hazarın İstanbul’da son yılların rekor denilebilecek hasılatını yapmış olmasının altında ne tek başına reklam öğesi, ne Batı’da ödül almış olması, ne de buna benzer pazarlama unsurları ya da iyi bir sinema zincirinde oynamış olması vardır. Bütün bunlarla birlikte, ama bence bunlardan da önce, kendine has bir stili olan bir filmin tadına varan seyircinin filmi ödüllendirmesidir bu. Hiç kendini küçük düşüren bir filmi bu kadar kalabalık bir seyirci kitlesinin sevmesi mümkün mü?»



İşin burasında artık «Hazal»dan giderek bir kısım filmler için öne sürülen egzotik (turistik, insanımızı, ülkemizi dışarıda küçük düşüren) film eleştirisine balıklama dalmanın zamanı gelmiştir. Ali Habip Özgentürk, bazı seyircilerin filme «konu yok» yollu eleştiriler yönelttiği, buna ne yanıt vereceğini sorduğumuzda şunları söyledi:

«Egzotizm ne demek? Çok kaba olarak, Doğu’da çok ilginç, çok çarpıcı bir konuyu bir olayı ele alıyorsun. Batı’da hiç yaşanmamış… Ve Batı’ya diyorsun ki, bakın bende böyle olaylar oluyor. Kadın çocukla evleniyor. Baba çocuğunu kesiyor.. İşte biz böyle bir ülkeyiz. Bizim toplumumuz bu. Ben bunun filmini yaptım sana satayım bunu. Sen de buna ödül ver. Simdi burada çok önemli bir şey var. Bazı seyirciler konu yok diyor. Evet, ben de tam bunu yaptım. Konuyu yok ettim. Özellikle bize yüklenen suçlama konusunu yok ettim. Ben bir sinema stili kurdum. Konu çok önemsizleşti. Elbette geri planda konunun da önemli bir yeri vardı, ama hen onun ön plana geçmesine bilerek izin vermedim. Cannes Film Festivali’nde Amerikalı bir kadın gazeteci bana sordu: ‘Türkiye’deki bütün kadınlar böyle mi?’ Ben de yanıtladım: ‘Amerika’da da bütün kadınlar böyle.’ Çok şaşırdı. Çünkü ben her türlü baskıya karşı hir film yaptım… Amerika’daki kadınlar da başka türlü baskılar altında… Ben benim insanımdan, ülkemin insanı ve gerçeğinden yola çıkarak, Amerika’daki insanların ve giderek bütün insanlığın ilgilenebileceği hir film yaptım. O gün de tesadüf, bir Amerikan filmi görmüştüm. Amerikalı çocuk, anasını, babasını öldürüyordu. Ben de gazeteciye karşı soru sordum: ‘Amerika’daki bütün çocuklar anasını, babasını mı öldürüyor?’ Bence ülkemizde bu filmleri egzotik olarak değerlendirenler ve bu Amerikalı yanılgı içindeler.»



Ali Habip egzotizm tartışmasından bir film yapısına geçiyor ve arka arkaya temel unsurları sıralıyor; Türkiye gerçeklerini görmek, bu gerçeklere eğilmesini bilmek, bu gerçekleri doğru yorumlayabilmek ve en önemlisi bunları bir sinema stilinde inşa edebilmek… Bu sinemayı yapamayanlar Türk sinema seyircisinin gerisinde kalıyorlar… Türk Sineması’nın önündeki en önemli örnek, ünlü Japon yönetmen Kurosawa’dır, ama taklit etmeden… Kendi insanının geleceğinden, duyarlılığından, coşkusundan yola çıkarak evrensel anlatım, söyleme biçimlerine ulaşmaktır bu yolun adı. Ve yeniden dönüyoruz egzotizm tartışmasına:

«Egzotizm netice itibariyle turistik bakış demek. Camiye turistik bakış, ülke içindeki insan ilişkilerine turistik bakış. Biz tam tersine, ülkemizin insan gerçeğine temel bir yaklaşım getirmek istiyoruz. Turizm bunun neresinde? Bir filmin dışarı açılabilmesinin ilk şartı esaslı bir şekilde kendi ülkesinin içine nüfuz edebilmesinden geçer. Ülkede sevilen bir film, ülke gerçeğini sağlam bir biçimde anlatabilen hir film, yurt dışında da gerekli ilgiyi görür. Önemli olan, yapılan filme bütün insanlığın ortak edilmesidir. Bu tartışma bir zamanın köy romanı tartışmasına benziyor. Burada mesele sığlık – derinlik meselesidir… Kıskançlıklardan, çekememezliklerden teori yapmanın hiç gereği yoktur… Bizim filmlerimiz tam tersine yurt dışında ülkemizin övünç kaynağıdır. Ülkemizi kötü gösteriyor, suçlaması konuşmayı gerektirmeyecek kadar seviyesiz bir şeydir.»

Bıraksak saatlerce uzayıp gidecek, bu yüzden noktalıyoruz konuşmayı…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-26-sayisi)

02.10.2020 23:42

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar