Menü

“Almanya Defteri” Oyunu

Recep Usta: Tümer Özen / Emine: CelileToyon / Kazım : Zeki Şahin / Ali: Oktay Sözbir / Nuriye: Tomris İncer / Necla: Hale Akınlı / Çırak: Doğan Turan / Cemal: Faik Sinkil / Mantar Süleyman, Zengin Müşteri, Garson, Komşu: Metin Tekin.



Almanya Defteri, ne tartıya çıkarılması unutulan, ne rakibi minderde beklerken kamp köşelerinde bırakılan, ne eli sopalı güreşçilerin hikayesi değil; kısaca son olimpiyatlardaki büyük tükenmişliğimizin, soluksuzluğumuzun hikayesi değil. Köyden kente, kentten köye, daha da ötesi başka ülkelere taşan bir umutsuzluğun, bir yenikliğin, çağ dışı, saf dışı bilinçlerin hikayesi. Emperyalizmin çıkarları dümenindeki yerli ticaret ve sanayi ağaları ile politika oyunlarının dört okka tepesine bindiği kişilerin hikayesi Almanya Defteri,



Vasıf Öngören’in yazıp yönettiği oyun, daha önce Ankara ve İstanbul’da sahnelendiği zaman, üzerinde çeşitli yazılar, eleştiriler yazıldığı için, konunun ayrıntılarına girmiyorum. Bu yıl Küçük Sahne’de yeniden oynanmaya başlanan oyun metninde bazı değişiklikler, eklemeler, ayıklamalar yapılmış. Öngören’in bu çalışması gerçekten olumlu olmuş. Örneğin oyunun girişine eklenmiş olan Recep Usta – Kazım sahnesi gerek konunun açılması, gerekse diğer bölümlerin tempo kazanması yönünden katkılı olan bir eklenti.



Oyundaki ikinci büyük değişiklik, önemli rolleri oynayan iki oyuncunun (Recep Usta ile karısı Emine’nin) yerlerini başka oyunculara bırakmış olması. Hatırlanacağı gibi, oyunun ilk sahnelenişinde Akberk Çölok ile Elif Türkan Çölok’un oynadıkları rolleri, bu kez Tümer Özen ile Celile Toyon paylaşıyorlar. Tümer Özen, Almanya Defteri seyircilerinin yabancı olmadıkları bir sanatçı. Hani oyunda önemli yeri olan filmin usta oyuncusu Tümer Özen. Filmdeki çizgisini ya tutturamazsa endişelerini silip atan bir oyun düzenine ulaşmış Özen. Recep Usta’nın oyun boyunca geçirdiği değişimleri aksaksız yakalamış.

Emine’de Celile Toyon, oyunculuk çizgisinin önemli köşe taşlarından birini yerine koyuyor. Küçük esnaf karısının giyiminden konuşmasına, oturuşundan takıp takıştırmasına, «kondulu» lara burun kıvırmasından mülkiyet duygusuna, tüm özelliklerini iyi yakalamış, iyi aktarıyor.



Ne var ki bu iki oyuncu için söylediklerimi diğer oyuncular için söyleyemiyorum. Nuriye’de Tomris İncer, Ali’de Oktay Sözbir, Kazım’da Zeki Şahin, oyunu uzun süre oynamalarına karşın, gerekli yoruma ulaşamamışlar. Tomris İncer, küçük esnaf kızından çok, özel okullu bir cici hanım hafifliğinde. Oktay Sözbir, «evin ekmeğini kazanan» kişi olduktan sonra da, babasına karşı ezikliğini atamamış. Oysa oyun metninde söz sahibi, karar sahibi oluşu belirgin işlenmiş. Zeki Şahin yedek parçacılıktan montaj sanayii ortaklığına uzanan yolu gereğince işleyemiyor. Metin Tekin, değişik diyalektler kullandığı için seyirciye renkli gelmesine karşın, oyunun bütünü içine kendini öremiyar. Diğer oyuncular da öyle.



Kısacası, takım oyunculuğu temeline dayanması gereken oyun, iki lokomotif oyuncunun sırtına yüklenip gidiyor. İstemek de star’lardan söz etmek durumu çıkıyor ortaya. Oysa sanırım Vasıf Öngören’in öngördüğü tiyatro türü ve yöntemi bunun tam karşıtıdır. Dileriz bundan sonraki oyunlarda, daha toplu bir çalışma, daha ortak bir başarı çizgisi tutturulsun.

Sahne boyutlarının yetersizliği yüzünden, beyaz perdenin sabit olamayışı, sürekli ışık ve perde kapanmalarına yol açtığı için sahne değişmelerinde belirli bir kopukluk oluyor. Bu kopukluk oyunun kurgusunu etkilemese de seyirciyi yoran bir çaresizlik. Ancak Küçük Sahne boyutları içinde başka bir çözüme varmak da olanaksız.



Almanya Defteri, İstanbul’da ikinci kez oynanmasına karşın diriliğinden, yeniliğinden geçerliliğinden birşey yitirmiyor. Görmemiş olanlara da, eski biçimiyle görmüş olanlara da salık veririz. Görün, görün de mahalle bakkalından tiyatrosuna, eğitiminden sporuna, adam olanından olmayanına nasıl bunalıma itildiğimizin bir kesitini kafanızda vurgulayın. Almanya Defteri’nin hikayesi Sirkeci Garında noktalanıyor. Ondan ötesi, sınırdan ötesi başlayan hikaye daha da acı, daha da karanlık, daha da umutsuz. Sınırdan çıktıktan ve yeniden girdikten sonra gidenlerimizin başında döndürülen dolapların, koparılan fırtınaların hikayesi de elbet birkaç Almanya Defteri daha dolduracak.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1972-tarihli-8-sayisi/)

19.02.2021 19:31

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar