Menü

Amadeus

c altı yıldır dünyanın önemli sahnelerinde sergilenmekte olan oyunu “Amadeus” 2000 günlük bir gecikmeyle, geçtiğimiz aylarda İstanbul Devlet Tiyatrosunun sahnesine de ulaştı.

Peter Shaffer adını bizim izleyicimiz yazarın “Küheylan” adı yapıtıyla tanımıştı. Sağlıklı bir yazı tekniği olan, tiyatro kurgusunu iyi tanıyan Shaffer’ın ortaya etkin ve dopdolu diyaloglarla yüklü yapıtlar koyduğu mutlak. Fakat İngiliz yazarının ülkemizdeki başarısında, oyunlarının usta oyuncu, yönetmen ve çevirmenlerce ele alınmasının da kocaman bir payı var şüphesiz. “Amadeus” için de aynı olgular tümüyle geçerli.

Yapıt önce Nüvit Özdoğru’nun doyumsuz diliyle Türkçeleşti, Yücel Erten gibi tiyatroyu iyi bilen bir yönetmenin elinde can kazandı, şekillendi ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun en usta oyuncuları tarafından da sahnelendi.

Oyunun iki baş kahramanı var; Wolfgang Amadeus Mozart ve 18. yüzyıl Avusturya saray bestecisi Antonio Salieri. Küçüklüğünden beri yalnızca müzik yoluyla şöhret olmak isteyen ve bunun için Tanrıya yalvaran, hatta Tanrı’yla ”isteğimi gerçekleştirmemi sağlarsan, ben de karşılık olarak doğru yoldan ayrılmayacağım” diye pazarlığa giren Salieri Tanrı’dan istediği tüm yetenekleri Wolfgang Amadeus Mozart’ta görünceTanrı’yla olan pazarlığını bozar. Bu kez Tanrı’ya başkaldıran, direnen Mozart karşısındaki durdurulamaz yenilgisini Salier’inin gözlerinden beyninden izlemeye başlıyoruz.

Daha önce de sözünü ettiğim gibi “Amadeus” bizim sahnelerimizde de batıdaki geleneğini bozmadan Yücel Erten gibi bilinçli ve yetenekli bir yönetmenin elinde oluştu. Erten’in kanımca etkin başarısının çıkış noktası tekste getirdiği özgün yorumda gizli. Oyunu Salieri-Tanrı ilişkisinden koparıp, boyutlu, değişik karşılaşmalara, ilişkilere sürüklüyor Erten. Bunun sonucunda da olayı Tanrı-Salieri, Mozart çekişmesinden soyutlayarak evrensel, yaşayan bir boyutla ulaştırıyor: “İnsan ilişkileri ve getirdiği sorunlar.”

Yücel Erten’in oyuna hakimiyeti ve sahneye teknik olarak aktarışı konusunda övgüler dışında söylenecek söz yok sanırım. Yarattığı etkileyici atmosfer, sahne ardına yerleştirilen yaylı sazlar dörtlüsü, canlı seslendirmesi, oyuncuların yanısıra sahneye aksesuar değiştirmek için girip çıkan teknisyenlere bile giydirilmiş çağın giysileri, müzik düzenlemeleri (Turgay Erdener) yorumu güçlendiren dekor ve kostümleri (Serpil Tezcan) ve usta ışığıyla (Nuri özakyol) daha da güçleniyor.

Atmosferi yıkacak, seyirciyi genel havadan koparacak, olayın dışına itecek en küçük bir yanılgı bile gözlenmiyor.

Oyunculara gelince; Salieri’yi oynayan Can Gürzap, oyuncuya geniş oyun imkânları sağlayan rolünün hakkını vermekten uzakta. Mozart’ı oynayan Alev Sezer, ünlü müzisyenin dehasını, taşkınlığını, zekâsını, yaramazlığını, neşeli, şakacı kişiliğini ustaca seyircisine iletiyor. Oyuna getireceğim tek eleştiri Contanze’a, yönetmen Erten’in verdiği mizansenler üstüne olacak. Constanze biraz fazla alaturka olmuş!… Fakat yönetmenin verdiği ve yanlış olduğuna inandığım karakter eğer buysa Şermin Hürmeriç rolünü iyi oynuyor.

Yapıtın öne çıkan isimlerinden biri de Nur Subaşı, sevimli ve usta bir kompozisyon çiziyor. Nihat İleri, Levent Öktem, Atilla Olgaç, Muammer Esi, Mehmet Çerezcioğlu, Azmi Örses, Esen Özman, Şafak Yaprak, üstün rol anlayışlarıyla “Amadeus’un başarısını kuvvetlendiriyor.

Amadeus” her şeyiyle dopdolu ve mutlak izlenmesi gereken bir baş yapıt olarak gözleniyor…

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-31-sayisi/)

20.05.2017 23:09

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar