Menü

Ankaragücü’nde Bedavacı Seyirci

Bundan önceki yazılarımızın birisinde derginizin kurulduğundan bu yana Ankara temsilciliğini başarı ile yürüten Güngör SAYARI kardeşimizin tekrar TRT’deki görevine döndüğünden söz etmiş, ancak yerine kimin atandığını haber vermemiştik. İşte bu hafta Erhan ÜNAL arkadaşımızın başkent temsilciliğini yürütmekle görevlendirildiğini sizlere duyurmak istiyoruz.



Genç, dinamik, aydın düşünceli ve ileri görüşlü bir meslekdaşımız olan ÜNAL’ın, Ankara’daki geniş çevresinden de yararlanarak SAYARI’nın yerini doldurmaya çalışacağından eminiz. Zaten kendisi de İstanbul’dan ayrılırken aynı görüş ve inanç içerisindeydi ki «Başarı sağlayamazsam bir daha HAYATSPOR kadrosunun hiç bir kademesinde görev kabul edemem» diyordu… Doğrusunu isterseniz Güngör SAYARI gibi spor gazeteciliğinde yılları geride bırakmış bir meslekdaşın yeri kolay kolay dolmaz, ama 1949 yılında Konya’da doğup 1970’de Cağaloğlu Yokuşu’nu tırmanmaya başlayan Erhan ÜNAL formasyonundaki pırıl pırıl bir arkadaşımızın başarılı olamaması için de hiç bir neden ortada yok. Hatta ÜNAL, göreve başlayalı henüz bir hafta olmasına rağmen haber ve yazılarını göndermeye koyuldu bile.



Başkentteki spor örgütleri ve kuruluşları. İle ön temaslarını kuran Ünal, Ankara yöresindeki il ve ilçe muhabirleri ile sağlamayı amaçladığı sıkı işbirliği sonucunda «Merkez – Taşra» arasındaki haber akışını daha olumlu bir biçimde geliştireceği izlenimini de verdi bize, bu bir hafta içinde. Hem Erhan’a, hem de Güngör kardeşimize yeni görevlerinde bir daha başarılar dilerken eksik sayılarınız ve cilt kapakları ile ilgili uyarımızı tekrarlamakta yarar görmekteyiz.

Efendim, bildiğiniz gibi derginiz 26. sayısı ile ilk cildini bitirmiş, 27. sayıyla beraber 2. cilde başlamıştı. Bu nedenle hazınanan cilt kapaklan «BATEŞ BAYİLİK TEŞKİLATI A.Ş. Molla Fenan Sok. No: 1 Cağaioğiu – İSTANBUL» adresi ile BATEŞ’in diğer şube kuruluşlarında satılmaktadır. Ayrıca eksik sayılarınız varsa aynı adrese veya şubelerine başvurarak alabilirsiniz. Cilt kapağı ile eksik sayılar, adresinize ödemeli olarak da gönderilmektedir. Yeter ki bir mektupla yukarıdaki adrese başvurunuz. Cilt kapaklarının fiyatı 20 liradır.



Mutlu bir hafta dileği ile hoşça kalınız değerli HAYATSPOR okurları…

Futbol olayının çözüm bekleyen türlü ekonomik sorunları içinde gün geçtikçe dert küpü haline gelen birtakım daha vardı Türkiye 1. Ligi’nde; Ankaragücü. Bir yandan koyu bir yalnızlık içinde başkenti tek başına Birinci Lig’de savunma çabasını gösterirken, öte yandan da kendi yağıyla kavrulma uğraşına girişmek zorunda kalmıştı. Oysa hal ve gidiş bununla kalsa yine razıydılar. Kendi yağına bile göz dikenleri vardı Sarı – Lacivertlilerin. Ve bu noktada Ankaragücü Asbaşkanı ve basın sözcüsü Mehmet Bozdoğan’a HAYATSPOR’un yeni Ankara temsilcisi Erhan ÜNAL’ın ilk yönelttiği soru şöyleydi: «En büyük rakibiniz bu dönemde kimdir?» Aldığı cevap ise «Ankaragücü futbol takımını her zaman yenebilen tek rakip bedavacılar takımıdır!» Evet Sarı – Lacivertlileri ne üç büyükler, ne de deplasmanlar korkutuyordu bedavacılar kadar.



Bir «sülük» örneği asalak nitelikte para getiren kaynağı emenlere karşı verilen mücadele yıllar yılı sürdürülmüştü. Ancak tüm uğraşa karşın sonuca ulaşamadıklarını sözlerine ekleyen Mehmet Bozdoğan yarayı daha bir deşerek, «Binlerce bedavacı yüzünden bir türlü borçlarımızı ödeyemiyoruz» diyordu.

YAĞCILIK GEÇER AKÇE

Dama taşı gibi bazı kilit noktalara oturtulan, ama sıra olumlu bir iş yapmaya gelindiğinde «Olmuyor, elimde değil» örneği, sorunu geçiştirmeye çalışan kimi yetkililere çatıyordu Mehmet Bozdoğan. «Yağcılık hala günümüzde geçer akçe» diyor ve dertleri bir bir sıralıyordu; «Birbirinin yüzüne gülenler, maçlara parasız girmekte zorluk çekmiyorlar. 4 kişiden 3’ü biletsiz olarak çekirdek çiğniyor tribünlerde.



Bunların arasında polisi var, kartlısı var, davetiyelisi ve torpillisi var. Var oğlu var, anlayacağınız. Ama para ödeyen yok. Büyük maçlarda stad tamamen dolar. Örneğin 40 bine yakın seyirci önünde oynarız, ama sıra hasılata gelince parayı sadaka gibi sayarlar önümüze. En fazlası 14 bin liradır. Buna karşılık bizi yürekten coşturmak için gelen seyircilerimizi yani fakir fukara ve öğrenciler paralarını öderler. Ne torpili olur onların ne de yağ çekmekten hoşlanırlar.»

«Ah şu bedavacılar…» Devam ediyordu Mehmet Bozdoğan; «Kızılay’daki çoğu mağaza sahiplerinin ve tezgahtarların serbest giriş kartları var. Şaşarım, bu kartlar nereden geçer ellerine.» Gerçekten sporla ilişiği olmayanlara verilen kartla, örneğin, körün cebindeki ehliyet arasında büyük bir benzerlik vardı: TORPİL…



YARAYI DEŞEN BORÇLAR

Ankaragücü için işin en zor yanı özellikle ödemek zorunda kaldıkları borçlardı. Bir bankaya 1,5 milyon lira borçlanan Sarı – Lacivertliler, hasılat yüzü bile göremiyorlardı. Kulübe kalan para, maçtan sonra hasılata el koyan bankanın kasasına giriyordu. Tüm gereksinimler ise yöneticilerin bireysel çabaları ile karşılanıyordu. Bu arada bir başka alacaklı da Emekli Sandığı’ydı. Mehmet Bozdoğan şöyle diyordu: «Böylesine borç altına girmişken bir de bedavacılarla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Hemen her ay sanki 20 bin bedavacıyı eğlendirmek, bizim görevimiz. Taşımak zorunda kaldığımız bir günah sanki bu.»



ÇARK YİNE DE DÖNÜYOR

Böylesine verimsiz bir ortamda olmasına karşın inatla başarısını sürdürme yolundaydı Ankaragücü. Çalıştırıcı Hasanagiç genç elemanların en kısa zamanda yetişmeleri gerektiğine inanıyor ve «Futbolda her zaman sonuç, en önde gelmez. İyi oyun sürekliliğini korumalı. Ankaragücü bu anlayışı yerleştirecektir» diyordu. Tüm bunların dışında Ankaragücü Futbol Okulu 326 öğrencisiyle aralıksız eğitimini sürdürüyor, Sarı – Lacivertli ekibe her mevkide yedek eleman hazırlıyordu. Ve ne olursa olsun Futbol Okulu’na gereken önem, biraz daha verilmeli, üstelik bu iş için hiç bir fedakarlıktan kaçınılmamalıydı. Bozdoğan, «Belki de o zaman kendi kendimize geliriz» diyordu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-33-sayisi)

19.01.2021 13:48

Kategoriler:   Spor

Yorumlar