Menü

Antalya Film Festivali’nde Ödüller Geri Verildi

antalya film festivali1965 Antalya Film Festivali, memleket ölçüsünde büyük olaylara sebep oldu ve «Altın Portakal» armağanını kazanan sanatçıların, bu armağanları geri verdiklerini bildiren «bildiri»nin yayınlanmasıyla «festival» bir sonuca ulaştı.

GEÇEN YILDAN BU YANA

Beş yıldır düzenlenen Antalya Festivali’ne geçen yıl yerli filmcilik dalının ilave edilmesi, gerçekten Türk filmciliği hesabına yararlı bir davranış olmuştu. Fakat festivali tertip eden komite «yerli film gerçeklerinden» habersiz olduğu için ne bir ön çalışma yapmış; ne de bir tüzük tesbit etmişti. Kime başvurulacağını da bilmediği için Antalyalı film yapımcısı Behlül Dal’ı İstanbul’a yollamıştı. Behlül Dal, vaktiyle Ahududu Sokağı’nda bir film yazıhanesi açmış ve birkaç yerli film yaptıktan sonra işi «spor-toto» filmciliğine döküp İstanbul’dan gitmişti. Behlül Dal, daha ilk temaslarında İstanbul’daki filmcileri tatmin etmedi ve hemen onun «azli» istenildi. İstek, iyi niyetli Belediye Reisi Avni Tolunay tarafından hemen yerine getirildi. Ama, keşmekeş bir temsilcinin azliyle düzelecek gibi değildi. Nitekim, çeşitli münakaşalar, patırdı – gürültüler devam etti ve İstanbul’da «eleme» yapan ö kişilik jüri dört günde 23 füm seyrederek bunların arasından altısını ayırdı.

BİR YILDIR HAZIRLANIYORLARDI

Geçen yıl, hazırlıksız oldukları için işe önem vermeyen yerli filmciler, bu yıl «olumlu» çalışmalarda bulunmuşlar ve «festival için film» yapmışlardı. Gayet tabii olarak da filmlerine hem ticari, hem de manevi değeri büyük «altın portakal» ı kazanma şansını sağlamayı ca- nü gönülden istiyorlardı. Üstelik yabancı memleketlerdeki yarışmalara da Türkiye’de kazanmış bir film gönderilebileceği için birinciliğin önemi gittikçe büyümüştü.

Prodüktörler Cemiyeti’nde yapılan toplantıda «ilk elemeyi» yapacak jürinin seçimi üzerinde hararetli münakaşalar oldu. Buna rağmen ilk seçmeleri yapacak jüri açıklandığı zaman dedikodular başlamıştı : Sinema salonu sahibi Ali Cemali, prodüktör Muzaffer Aslan, aktris Nurhan Nur, film teknisyeni Muammer Çubukçu, kameraman Kemal Baysal, gazeteci Ümit Deniz… İşin enteresan yönü bu kimseleri seçenlerin Ertem Göreç, Murat Köseoğlu, Nevzat Pesen, Memduh Un, Turgut Demirağ, Tanju Gürsu olmasıydı. «İlk eleme» komitesini seçenlerin, «güvendikleri kimseleri» seçecekleri muhakkaktı ve gerçekten de netice öyle olmuştu. Hareket noktası sakattı, yanlıştı. Bu sakatlık üzerine kurulan festival binası da kolayca yıkılacak bir yapı olmaya namzetti.

«Herkesin bir başka hesabı var» gibi söylentilerin çıkmasına sebep olan «eleme jürisi» ni seçenlerden Memduh Un, Antalya’ya gidecek 10 filmden «Keşanlı Ali», «Erkek Ali» ve İstanbul’un Kızlar» nın prodüktörü, «Duvarların Ötesi» nin işletmecisiydi. Turgut Demirağ «Aşk ve Kin» in prodüktörü ve rejisörü, Ertem Göreç «Karanlıkta uyuyananlar» ın rejisörü, Nevzat Pesen «Ahtapotun Kolları» nın prodüktör ve rejisörü, «Kara Memet» in işletmecisi, Tanju Gürsu «Duvarların Ötesi» nin hem oyuncusu, hem de prodüktörüydü. Bu arada ilk olay patlak verdi ve «eleme komitesini» seçenlerin arasında bulunan Murat Köseoğlu da, kendi firmasının yaptığı «Son Tren» adlı filmin adaylar arasına girmemesi yüzünden toplatıyı terketti.festivaldeki filmciler

«Dedikodulu liste» nin dışındaki filmler «Üç Tekerlekli Bisiklet» ile «Hepimiz Kardeşiz» di. Fakat «Hepimiz Kardeşiz» filminin, Henry Hathavay’in 1936’da Henry Fonda ve Sylvia Sydney’le çevirdiği filmin kopyası olduğu anlaşılınca, «dedikodu dışında» ve «kirlenmemiş» olarak ortada yalnız prodüktör Nusret İkbal’in rejisör Lütfi Akad’a çevirttiği «Üç Tekerlekli Bisiklet» kalıyordu. «Duvarların Ötesi» zaten geçen seneki yarışmada «ilk jüriye» gösterilmiş ve elemeyi kazanamadığı halde bu yıl, gene elemeye katılmış ve Antalya’ya gitmek hakkını kazanmıştı.

Buna yapılan itirazlar filmin «eski» ve geçmiş senelere ait olmasıydı. Oysa 1965 festivaline «yeni» filmler katılmalıydı.

ANTALYA’DA OLANLAR

İstanbul’daki çekişmeler bu 10 filmin Antalya’ya gönderilmesiyle oraya intikal etti. Antalya’da, önce «Öğretmenler Derneği Başkanı», İstanbul’dan gelecek beş kişilik jüriye katılacak dört kişilik «Antalya heyetini» seçmekle görevlendirilmişti. Fakat seçim akşamı ne olduysa olmuş, «itirazcılar» ın söylediğine göre ve sinema sanatından sıfır numara alamayacak kadar bu işe uzak kimseler «Antalya heyetine» katılmıştı. Bunlar Doktor Burhanettin Onat, tüccar Ahmet Torgay’ın eşi, Belediye Reisi Avni Tolunay’ın eşi ve gene Antalya’lı Mehmet Ak’ın eşi idi. Üç hanımla bir doktorun, Türk film endüstrisi «devleri» nin çarpıştığı bir maçta hakem olması gerçekten talihsizlikti. Bir müsamerede veya bir taşra kasabasındaki herhangi bir yarışmada «ihtisas» pek aranmaz, sonuçlar da büyük akisler yapmayacak masum eğlenceler olduğu için sadece dudak bükmekle geçiştirilebilir. Fakat yarım milyon liraya çıkan bir filmin, her şeyden önce ticari şansı bu yarışma sonunda ya tamamen açılacak, ya da kapanacaktı. Yarım milyon lira yatırım yapan prodüktör bu filminden hiç olmazsa aynı miktar karşılık beklediği, üstelik işin bir de «şerefli» yönü olduğu için Antalya Festivali’ne jüri olarak iyi niyetle katılan Antalya’lı üç hanımla bir doktor bütün şimşekleri üzerlerine çektiler. Oysa, İstanbul’dan gelen jüri hakkında da söylentiler durmamıştı. Prodüktör Nejat Duru’nun, Yeşilçam’daki ünlü bir lokantada son gün, Turgut Demirağ ile birlikte yemek yediğini görenler «Turgut, Nejat’ı Antalya’ya gitmeye kandırmış» demekten kendilerini alamadılar. «Eleme Jüri» sine seçilen Nurhan Nur’un «büyük jüri» ye katılması uluslararası geleneklere göre imkansızdı. Fakat yerli film endüstrisinde «imkansız» diye bir şey olmadığı için Nurhan Nur Antalya’ya götürüldü ve jüriye dahil edildi. «Tarafsızlık» yönünden de hatalı görülen bu davranış Nurhan Nur’un, yarışmaya katılan filmlerden ikisinin rejisörü olan Atıf Yılmaz’ın «eski eşi» fakat hala ona bağlı olmasıydı. Yerli film endüstrisine şekil ve mana vermek yetkisinde olanlar «aramızda bir de yerli film oynatan sinema sahibi bulunsun» demişler ve Eyüp’teki Melek sinemasının sahibi olan Yugoslav göçmeni Sabahattin Ataker’i seçmişlerdi. Onun için yapılan itiraz «Daha Türkçe bilmez. Türk filmi hakkında nasıl doğru bir karar verir?» olmuştu. Sine-İş Sendikası Başkanı Davut Ergun ile rejisör Mehmet Dinler tarafsızlıkları üzerinde laf edilmemiş talihli iki kişiydi. Hülasa, jürideki dört hanım ile beş beyin vereceği kararın daha önceden büyük itiraza uğrayacağı belliydi. Üstelik Nurhan Nur’a, Turgut Demirağ’ın «Sabiha Gökçen’in hayatını canlandıran bir film çevireceğim ve sana Sabiha Gökçen rolünü vereceğim» dediği söylentisi de kulaktan kulağa yayılıp gidiyordu.

armağanlar dağıtılıyorARMAĞANLAR GERİ VERİLİYOR

Antalya Şehir Kulübü’nde yarışma sonuçları ilan edilirken büyük olaylar çıktı. Anatlya’da bulunan İstanbullu filmcilerden Turgut Demirağ hariç hepsi armağanları reddettiklerini bildiren bir deklarasyon yayınlamak istediler ve yazdıkları bildiriyi Şehir Tiyatrosu rejisörlerinden Beklan Algan’a vererek onu, «elçi» sıfatıyla gönderdiler. Ziyafet sonunda tatlı yemek ve tatlı konuşmak gibi eski bir Türk geleneğine rağmen Belediye Reisi ile genç aktör karşılıklı «acı laflar» sarfetmişler. Bildirinin gayesi «Festival tertip komitesinin nizamnamesini çiğneyerek verdiği kararları alenen protesto etmek» idi. Fakat Belediye Reisi «elçi» durumundaki Beklan Algan’a «Konuşturmam seni» diyerek mikrofonu vermedi. Beklan Algan «Konuşturmadığınızı halka söyleyeceğim» diye mikrofona doğru hamle yaptı, fakat muvaffak olmadı. Bu arada emniyet müdürü de genç sanatçıya hitaben «Yaptığınızdan utanmıyor musunuz?» diyerek azarlamaya kalkıştı.

Kendilerine ödül verilen sanatçılardan Fikret Hakan, Fatma Girik, Erol Taş, Aliye Rona, Atıf Yılmaz, Vedat Türkali, Nedim Otyam, «Altın Portakal» taşıyan heykeli iade ettiklerini İstanbul’da yaptıkları basın toplantısında kamu oyuna açıkladılar. Bunlardan başka «en iyi laboratuvarı armağanın» alan Murat Köseoğlu da aynı hareketi yaptı. Basın toplantısında bulunan, geçen yılın birincilerinden rejisör Halit Refiğ de, Antalya Film Festivali düzenleyicilerinin zihniyetini protesto için geçen yıl kazandığı heykeli geri vereceğini söyledi.

Böylece dünyanın hiçbir film festivalinde görülmeyen manzara Antalya Film Festivali’nde görülmüş, birinci filmin prodüktör – rejisörü ile kameramanı hariç diğer bütün armağanlar, masrafı yapan ev sahibine iade edilmişti.

aşk ve kin

En İyi film: «Aşk Ve Kin» – 1965 Antalya Festivali’nde «En İyi Film» armağanını kazanan prodüktör – rejisör Turgut N. Demirağ’ın filminden bir sahne

beklan algan fikret hakan

İKİNCİ ANTALYA FİLM FESTİVALİNDE ARMAĞAN KAZANANLAR

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1965-tarihli-25-sayisi)

02.10.2015 17:16

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 31 Ağustos 2015 14:27

    SUZAN İLERi

    canım türkiyem eskidende şaşırtmaya doyamazdı bizleri :D ama ödülleri iadesi çok güzel bir davranış bence
  • Yayınlandı: 31 Ağustos 2015 14:29

    AHMET SEZEN

    yeşilçamın en hızlı zamanlarıydı be :D
  • Yayınlandı: 28 Nisan 2016 23:48

    Sabahattin ATAKER

    Daha önce de belirtmiş ve derdimi anlatmıştım. \r\nPek dikkate almadınız. Oysaki Antalya 1965 film festivalinde ödüllerin RED edilmesi uluslar arası bir olay olarak algılanmış ve bu büyük ilgi yuzunden \r\nsayın Vehbi Koç dahi bana ve rahmetli Turgut Demirağ beye özel görüşme\r\nlutfetmişti. Rahmetli Vehbi Koç Türkiyede sinemacılık ve filimcilk yapmak\r\nyanlış. Ankaralı tabirle ıfade edeyim İPİN UCU BAŞKASININ ELİNDE. demişti.\r\nÖdüllerin reddinde en büyük suçlu bendim.\r\nJüri üyesi Melek Sineması sahibi Sabahattin Ataker.\r\nTürkçe bilmez Yugoslav göçmeni, olarak tanıtılmıştım\r\nTorunlarımın ısrarı olarak bir kere daha yazıyorum.\r\nMatemattik öğretmenıyım .Erdal inönü Fızık ben Matematik okudum.\r\nPsıkoteknık ve Test Uzmanıyım .Milli Eğitim Bakanlığın girişimi yle labaratuvar\r\naçtım ve çalıştırdım. Ayrıca 9 yıl dershane actım.\r\nDaha başka bir şey yazmamı beklemeyin.\r\nBunu bir haber olarak yazan sinema dergisinin yazarı beyin bana ifade ettiği,\r\ngerçek aklımdan hiç çıkmadı. TİRAJ.\r\nSiz bunu alın . Okuyanlar yorum yapabilsinler. Saygılarımla