Menü

Antalya Kahramanları İçlerini Döktü

«BESMELEYLE çıktım yola, selam verdim sağa sola,» diye maniler söyleyerekten sokak sokak, mahalle mahalle gezen ramazan davulcusu gibi Cağaloğlu’ndan besmeleyle çıktık yola. Halimiz de az-çok ramazan davulcusunu andırıyor. Öyle ya, çok kös dinlemiş Yeşilçam‘ın en muhteşem davulu olan «Antalya Portakalları» üzerine konuşacağız; «Altın Portakal» kazananların sevincine tanık olacağız.

BİR KOLEKSİYONCU

Antalya Kahramanları İçlerini Döktüİlk durağımız Yılmaz Duru’nun Feridiye’deki evi… Geçen yıla kadar tam 11 «Altın Portakal» heykeli alıp hem kırılması güç bir rekor tesis eden, hem de «Türk sinemasının en çok ödül kazanan sanatçısı» ünvanını alan Yılmaz Duru bu yıl da «Büyük Öç» adlı filmiyle üçüncülüğü kazandı ve Portakalın altınını değilse bile bronzunu elde edip ödül sayısını 12’ye çıkardı. Ama Duru’yu bu yıl büyük bir sürpriz bekliyordu Antalya’ da.. Belediye Başkanı Avni Tolunay bugüne kadar festivalde 12 ödül kazanan Yılmaz Duruya ayrıca bir de «Altın Heykel» vermişti. (Bilirsiniz, Antalya’da dağıtılan ödüllerde sadece portakal altındır. Yılmaza verilen bu «süper teşvik priminde» heykelin tamamı altın, bir rivayete göre de altın suyuna batmıştır.)

Yılmaz Duru’nun evinde bir bayram sabahı heyecanı ve sevinci var. Tebrik ediyoruz, teşekkür ediyor sonra «ödül» hakkında şunları söylüyor SES’e:

– «İşleyen demir ışıldar, çalışan beyin kazanır. Benim batıl itikadım yoktur. 13 rakamının uğursuzluğuna falan inanmam ben. Gelecek yıllarda yapılacak Antalya Festivalleri‘ne daha büyük imkanlarla hazırlanmış, daha iyi filimlerle katılacağım. Göreceksiniz, heykellerin yanına önümüzdeki yıllarda daha çok Altın Portakal’lar, Altın Koza’lar katılacak.»

2 ALTIN PORTAKAL, 1 ALTIN KOZA’LI YILMAZ

Kısmetimiz 3’lerden açıldı bugün galiba 13 ödüllü Yılmaz’dan, 3 ödüllü bir başka Yılmaz’a gidiyoruz Yılmaz Güney’e.. O da halinden pek memnun. Evdeki Altın Portakal ve Altın Koza heykellerine bir Altın Portakal daha eklemenin sevinci gözlerinden okunuyor. «Ne dersiniz?» diye soruyoruz. Kelimelerin üstüne basa basa, ağır ağır konuşuyor:

– «Bugüne kadar 3 ödül kazandım, ama henüz istediğimi, düşündüğümü yapabilmiş değilim. Sinemada, bugüne kadar her filimimde birşeyler söylemek istedim seyirciye. Ama bütün sözümü söylemiş, sermayemi tüketmiş değilim. Daha yapacağım işler, söyliyeceğim çok sözler var. Zaman Yılmaz Güney’in gücünün nerelere kadar ulaştığını, beni seven, sevmeyen herkese ispat edecek, göreceksiniz…»

Yılmaz Güney, «iyiye, güzele ulaşmak kolay değildir,» diye devam ediyor sözlerine.. «Zaman ister, çalışmak ister, bir takım şartlar ister. Herşeyden önce, iyiye, güzele para yatıracak gerçek sinema adamı ister. Yalnız da kalsam kavgamı sürdüreceğim ve sonunda muhakkak kazanacağım.»

Onu sevinci ve kendine has bembeyaz dişlerini meydana çıkaran gülüşüyle bırakıp sokağa çıkıyoruz. Bir araba bizi sıcağın kol gezdiği İstiklal Caddesi’nin kalabalığından sıyrılıp, Boğaz’ın serin rüzgarlarına atıyor ve Bebek’te bir eve giriyoruz. Birkaç dakika sonra Belgin Doruk’la karşı karşıyayız.

YEDİ YIL SONRA BİR HEYKELE DAHA KAVUŞTU…

Belgin DorukYolda aklımızda kıvrım kıvrım düşünceler. Sinemaya 1951 yılında başlayan Belgin Doruk için bu armağan’ın anlamı nedir? Türk sinemasının gerçek «hanımefendi sanatçısı» için bu ödül sinema hayatında bir nokta mıdır, sadece, açılmış bir parantez midir, bir noktalı virgül müdür, yoksa bir paragraf başı mıdır? Şu da olabilir. Sinemadan giderayak bir Oscar armağanı ile taltif edilen John Wayne gibi belki de yıllardır 3-4 filimlik temposunu bozmayan Belgin Doruk «izzet-i ikbal» ile sinema defterini kapatır.

İçerde heykellerden geçilmiyor. Belgin Doruk 1954’te Türk Filim Dostları Derneği’nin armağanını kazanmış. O armağanla 1970’in Altın Portakal’ı arasında kalan 16 yıl da boşa geçmemiş. 1962 SES Armağanı, 1962-63 Sinema Dergisi ve İstanbul Ekspres gazetesi armağanları da evin özel bölümüne renk katan heykeller olarak yanyana duruyorlar. Ve Belgin Doruk 16 yılın tecrübesi ve yapısından gelen tevazuu içinde şöyle konuşuyor:

– «Doğrusunu söylemek lazımsa bu benim için tam bir sürpriz oldu. 7 yıl sonra bir armağana layık görülmek beni son derece mutlu kıldı. Kendi köşemde mutluyum. Kocamı, çocuklarımı seviyorum. Yıllardır yılda 3-4 filmi aşmıyorum. Kompleksim yok, ihtirasım yok.»

Onlar yok ama, 16 yıla dayanan sağlam bir fiziği var Belgin Doruk’un. Konuşmasından oturuşuna kadar kendini hissettiren hanımefendi davranışı var. İddiasız, ihtimallere dayanan cümlelerle konuşuyor:

– «Sinemayı ne zaman bırakacağımı düşünmedim, işimi çok seviyorum ama, evimi ondan daha fazla seviyorum. Bu armağan bana şevk verdi.»

Evet, gerçek anlaşılmıştır. Belgin Doruk’un sinema hayatında «Altın Portakal» bir parantezdir. Açılmış, Belgin Doruk’u sevindirip ona şevk vermiş ve kapanmıştır. Şimdi Belgin Doruk yıllardır izlediği politikasına devam edecektir. Bir anda herşey geride kalıyor ve içimizi büyük bir saygı hissi kaplıyor. Bu saygı 16 yıl arayla alınan iki armağandır, bu saygı ev kadınlığı ile sinema oyunculuğunu kendinde toplamış en kıdemli kadın başrol oyuncusunadır.

Sonra festivalden konuşmaya başlıyoruz. Belgin Doruk hep İlker’i anlatıyor. «Öyle sevdim, öyle sevdim ki anlatamam,» diyor. «Aydın’ı (Belgin’in oğlu) andırıyor biraz…» Çocuk değil mi? Bazılarına gümüş kupa veriyorlardı. ‘Heykel yerine ondan isterim!’ diye tutturmaz mı?»

YUMURCAK VE ALTIN HEYKELİ

YumurcakTürker İnanoğlu’nun yazıhanesindeyiz. ilk filmiyle sinema hayatındaki ilk armağanını alan İlker’den önce babasıyla konuşuyoruz. Türker İnanoğlu «Hem babası, hem rejisörü olmam işe yaradı.» diyor. «Bazan bizi seyreden çocuklarla oynamaya gidiyordu. O zaman ‘baba’ olarak çağırıyor, ‘rejisör’ olarak mizansen veriyordum. Rejisör olarak ‘Yumurcak’tan çok memnunum.»

– «Çikolata verseler daha iyiydi,» diyordu. Uçak da çok hoşuna gitmişti. Hatta babasına sık sık, «Bir dahaki yıl uçak alalım!» diyordu. Ama Antalya’da gördüğü ilgi, kendisine verilen heykel, amcaların, teyzelerin alkışları onun çocuk ruhunda kendisinin önemli birşey yaptığı hissini belli belirsiz uyandırmış olacak ki, «O oyuncak hoşuma gitti, ama biraz ağır galiba,» diyordu.

Yazımıza ramazan davulcusu gibi başladık, onun gibi bitirelim. Bu festivalde armağan kazananları tekrar tebrik edip yola düzülelim:

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-25-sayisi)

04.08.2019 21:05

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar