Menü

Antonioni Gerçeği

AntonioniANTONIONI’NİN prensip olarak sık sık tekrarladığı bir sözü vardır. Ünlü rejisör «Birçok meslektaşım önce bir hikaye beğenirler, senaryosunu hazırlarlar ve filmi çekecekleri zaman mekan tesbitine başlarlar. Oysa ben, önce mekanı seçerim. Filmlerimin konusu, filmi çekeceğim yerin özelliğinden doğar,» diyor.

Gerçekten de Antonioni’nin filmlerinde hikayenin pek büyük bir yeri yoktur ve rejisörden ne zaman yeni çevireceği bir filmin konusundan bahsetmesi istense, Antonioni susar. Sadece filminin ve tiplerinin özelliklerini anlatır. Son olarak çevirdiği «Kızıl Çöl» İtalya’nın bugün önemli endüstri bölgelerinden biri olan Ravena’ nın hikayesini, rejisörün açısından dile getirmektedir. Ravena, II. Dünya Savaşından sonra denize kadar uzanan çam ormanları, nefis iklimi ile 30.000 nüfuslu bir şehirdi. Bir gün Ravena’da petrol bulundu. Ve kısa zamanda bölge rafineriler, fabrikalar, çeşitli sınai tesislerle doldu. Kıyıya birçok suni adacık yapıldı. O temiz hava, dumana boğuldu. Artık Ravena’nın asırlık çamlarından eser bile yok. 30.000 nüfus da mühendisi, teknikeri ve işçisi ile 140.000 kişi olmuş. Antonioni, bu büyük ve ani değişikliğin orada yaşıyan fertler üzerindeki büyük etkileri olabileceğini düşünerek «Kızıl Çöl» isimli filmini hazırladı. Rejisör, seçtiği adı şöyle izah ediyor: «Çöl, çünkü burada yeşillik namına pek bir şey kalmamış. Kızıl olmasına da kızıl, çünkü yaşıyan, kımıl kımıl insan dolu. Kan ve ter ile sulanmış bir çöl…». «Kızıl Çöl» de üç kişinin dramı anlatılmakta. Hayat şartlarının darbeleri altında sinir sistemi harap olmuş bir kadın, karısının dertlerine kayıtsız bir mühendis koca ve onun bir mühendis arkadaşı. Filmin başrollerinde Antonioni’nin favori artisti, sevgilisi ve nişanlısı Monica Vitti ile «Sporcunun Hayatı» filminin dev aktörü Richard Harris var.

Başlangıçta kimse, Antonioni’nin dünyaca ünlü bir sinema sanatçısı olacağını belki de hiç düşünemezdi. Fakat her şey, onun mesleğine olan delice sevgisinden, sarsılmıyan inanışından doğdu. 1950 yılında İtalyan sineması, «neorealisme» akımı yaratıcıları olan V. De Sica, Visconti, Rossellini gibi rejisörlerin bütün başarılarına karşılık, ticari alanda kesin bir yenilgiye uğramıştı. Film prodüktörlerinin bütün ümidi, yeni gerçekçiliği, bir çıkış durumuna getirmek için didinen yeni neslin rejisörlerine bağlı kalmıştı. İşte Antonioni böyle bir zamanda ortaya atılmıştı. 1912 de İtalya’nın Ferrara şehrinde doğmuş, Bologna Üniversitesinin İktisat ve Ticaret Bölümünde okumuştu. Gençlik günlerinde öğrenci tiyatrosunda çalışıp, bir iki piyes yazmayı denemiş, daha sonra bir sinema dergisinde film eleştirmeciliği yapmış, 1939 da da «Cinema» dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirilmişti.

Antonioni’nin sinemaya fiilen katılışı 1942 de Rossellini’nin «Un Pilota Ritorna» sının senaryosuna, Enrico Fuchignioni’nin «I Due Foscari» adlı filmine asistanlığıyle olmuştu. Arkadan aynı yıl Fransa’da M. Carna’nın «Les Visiteurs du Soir» (Gece Ziyaretçileri) filminde gene rejisör yardımcısı olarak çalışacaktı. 1943’de çekimine başladığı ilk kısa metrajlı filmi «Gente del Po» (Po insanları) nı ancak 1947 yılında tamamladıktan sonra, 1948 de «Netezza Urbana» (Şehrin Temizliği), 1949 da «L’Amorosa Mensogna» (Yalancı Aşık) «Supestizone» (Batıl İnanış) ve «Sette Canne un Vestito» (Yedi Bostan Bir Elbise) adlı dokümanterlerle sinemada iddialarını sanatsever çevrelere gösterecekti.

OAntonionituz sekiz yaşına girdiği 1950 yıllarında ise ilk konulu filmine başladığı zaman orta yaşını aşmış bir insan için gerektiğinden fazla ihtiraslı ve çalışkan oluşu ile etrafında şaşkınlık uyandırıyordu. «Cronoca di un Amore» (Bir Aşkın Hikayesi) Milano’da yaşıyan orta halli bir ailenin hayatını gerçekçi bir tutumla perdeye yansıtıyordu. İtalyan film tenkidçileri Antonioni’nin bu ilk eserini 1950 «Gümüş Kordele» armağanına layık görüp, övdüler. Herkes büyük bir ümit ışığının parladığı fikrindeydi. Ama, Antonioni’nin bundan sonra çevirdiği «La Signorina Senza Camelia» (Kamelyasız Kadın) 1953, «I Vinti» (Mağluplar) 1953, «Amore in citta» (Şehirde Aşk) 1954, bütün başarılı yanlarına rağmen, ticari bakımdan prodüktörleri tatmin etmediği için Antonioni’ye karşı bir savaş başlıyordu. 1955 de Paves’in bir romanından aldığı «Le Amiche» (Dostlar) aynı yıl Venedik Film Festivalinde «Gümüş Aslan» armağanını kazandı. Antonioni’nin sinema kritiklerinin gözünde milletlerarası bir başarıya ulaşmasını temin eden 1957 de çevirdiği «İl Grido» (Çığlık) tır. O günlerde severek evlendiği karısından ayrılıp Monica Vitti ile yaşamaya başlıyan rejisör, onun yardımıyle «L’Avventura» (Macera) adlı senaryosunu kabul ettirip 1960 Cannes Festivalinde, özel bir armağan aldı. Memleketimizde oynıyan tek filmi bu mevsim gösterilen «La Notte» (Gece), 1961 Berlin Film Festivalinde «Altın Ayı» armağanını almıştır. Aynı yıl çevirdiği «L’Eclipse’in (Güneş Tutulması) diğer filmleri kadar başarılı olmadığı söyleniyor. Rejisörün ilk renkli çalışması olan «Kızıl Çöl» ün kaderini ise zaman gösterecek.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-30-sayisi/)

10.02.2017 11:29

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 13:54

    Serkan Akdemir

    gençliğimi hatırladım hey gidi antonioni hey :)