Menü

“Arabulucu” Cannes Birincisi

«The Go-Between». Yönetmen / Joseph Losey. Senaryo / L. P. Hartley’in romanından Harold Pinter, Görüntü yönetmeni / Gerry Ficher. Müzik Yönetmeni / Michel Legrand. Oyuncular / Jülie Christie, Alan Bates, Dominic Guard, Margaret Leighton, Michael Radgrave, Michael Gough, Edward Fox. İngiliz filmi (1910). Renkli. Süresi / 105 dakika.



Bir Losey filmi daha Türkiye’de… Hem de ünlü sinemacının 1971 Cannes Filim Şenliği’nde, Michele Morgan başkanlığındaki bir jüri tarafından «en iyi filim» seçilen yapıtı karşımızdaki… 1973 Türkiye’sinde Arabulucu’yu eleştirirken şu saptamaları yapmadan geçemeyeceğiz:

1)Losey değil Türk seyircisi, Avrupa ve Amerika’nın seyirci çoğunluğu tarafından da «zor», «kapalı», fazla «entellektüel» olarak nitelenen bir sanatçı. Özellikle 1960 yıllarında ortaya koyduğu yapıtlarla açık, «direkt» bir anlatımdan, dolaylı, simgesel öğelere çokça yer veren bir deyiş biçimine geçen, bu süreç içinde de genellikle küçük bir «aydın» seyirci kesiminde tartışılan, geniş kitlelere biIinçsiz biçimde bile ulaşmaktan yoksun kalan ve kısaca kendisi için filim yapmaktan vazgeçmeyen bir sinemacı… Bu yüzden Losey için «kişisel», «içe dönük» ama başarılı üslupçu niteliğinden hoşlanan bir sanatçıdır denebilir.



2)üstelik Losey 1950’lerde Mac Carthysme’in hışmına uğramış marksist bir sinemacı da. Anlatım özelliklerinde simgelere çok yer verdiği yıllarda yaptığı fiiimlerde gizliden gizliye sınıf çatışmalarını ele aldığı ve kişilerinin arasındaki ilişkilerde, kurulan dramatik gelişmede hep bu çatışmaların izlerine rastlandığı görülüyor… Genç Hizmetçiler / The Servant herşeyini küçük burjuva hizmetkarına terkedan ve yozlaşarak kaybolan bir aristokratın dramıdır örneğin… Eva’da Losey, kendi sınıfını sömürüp burjuvalaşan (ağabeyinin yazdığı romana imza atıp şöhrete ulaşan) bir maden işçisinin, sosyete yosması Eva’ya büyük bir tutkuyla bağlanışını, yani bir yerde kendi sınıfına dönme isteğini anlatmakta, oysa ona asla yüz vermeyen Eva’nın eti karşılığında zenginleri sömürüşünü doğru bir tavır olarak koyup bu iki kişiden Eva’nın davranış biçimini onaylamaktadır. Kalıcı olan Eva’nın tavrıdır ve Eva’nın yolunda Tyvian gibi sahte burjuvalara yer yoktur… Kaza Gecesi/Accident, Losey’in The Servant’dan sonra ünlü tiyatro yazarı Harold Pinterla ikinci işbirliğidir. Bu kez Nicholas Mcsley’in bir romanını ele alan Losey-Pinter çifti, Oxford üniversite çevresinde küçük burjuva profesörlerle aristokrat öğrencilerin ilişkilerini ele alır ve törel planda bir yoruma giderler.



Tarihsel işlevi bitmiş ve yozlaşmış aristokratlar kaybolur, yok olurlar. Yenilgi kesindir… Losey, Tennessee VVİlliams’ın ilginç bir senaryosundan yola çıkarak çevirdiği Aşkı Arayan Kadın / Boom’da da daha sonra yaptığı Gizli Merasim / Secret Ceremony’de de aynı örgüyü kurar. Boom’da birçok milyonerle evlilik yapmış ama soylu olan ilk kocasından kalan adını Goforth’u koruyan ve bir adadaki özel malikanesinde yalnızca «Kapri Büyücüsü» isimli bir aristokratla dostluğu olan bir kadının, evine zorla giren bir küçük burjuva’ya yenilişini anlatır… Gizli Merasim de gelişen burjuvaziyi simgeleyen üvey baba va halalar tarafından sömürülen son aristokrat Cenci’nin umutsuz direnişi ve bir fahişenin ona yardımı söz konusudur. Gizli Merasim burjuvazinin, aristokrasinin yerini alışı şeklinde beliren tarihse! maddeci görüşe hıristiyanlık açısından da yorum getirir. Genci’yi koruyan fahişe Leonora’nın kutsal çabası boşa gidecek ve Cenci yine yok olacaktır. Hıristiyanca davranış biçimi tarihsei gerçeği değiştirmeye yetmez. Leonora’nın yapması gereken dinsel tavrın ötesinde üvey baba Albert’i bıçaklıyarak sınıfsal bir çözüme gitmektir. Losey Gizli Merasim’de de üçlü bir sınıf analizi içinde bu kesinliğe ulaşır… Türkiye’de yasaklanan sonraki filmi Figures in a Landscape, anti-faşist nitelikte, önceki yapıtlarına göre daha «direkt» bir çalışmadır.



3)Son olarak halktan uzakta ama «entellektüel» düzeydeki bu tutarlı sinema çizgisiyle Losey’i tutan bir eleştirmeci, Arabulucu karşısında hayal kırıklığına uğramaktadır. Arabulucu Losey’ip yine Pinter’la çalıştığı, sinema dili, görüntülemesi, oyuncu yönetimi, müziği, kısaca estetik düzeydeki tüm özellikleriyle yine çok usta, çok başarılı olduğu bir yapıttır ama bu kez Losey’in, salt sevdiği, atmosferiyle kendine yakın bulduğu bir romanı, değiştirmeksizin, perdeye aktarmakla yetindiği ve bir tasvirci olarak kaldığı görülmektedir… 1900 yazında bir ayını sınıf arkadaşının malikanesinde davetli olarak geçiren 12 yaşındaki Leo’nun hikayesini ve iç dünyasını anlatır burada Losey. Küçük burjuva bir sınıftan gelen Leo, soylular çevresine kolay uyum sağlayamayacak ama arkadaşının ablası Marian’ ve onunla evlenmek istiyen Lord Trimingham’la belirli bir dostluk kuracak ve giderek Marian’ın yakındaki çiftliklerinde kiracı olarak çalışan çiftçi Ted’le mektuplaşmasında «postacı» görevini üstlenerek Ted’le de arkadaş olacaktır. Filim Leo’nun yaşamının 62. yılına kadar dahi etkisini sürdürecek bu çocukluk anılarını işlemektedir.



Sonuç şudur: Manan Ted’le samanlıkta yakalandıktan sonra çiftçi Ted intihar eder. Marian Lord’la evlenir. Oysa Ted’in çocuğunu doğuracak, hatta bir de torunu olacaktır… Bu son, L. P. Hartley çapında bir yazar için geçerli olabilir ama sınıfsal ilişkilerde şimdiye kadar belli bir tavırla ortaya çıkan Losey’i «entellektüel» düzeyde eleştirmemizi gerektirir. Marksist Losey’in filimlerinde bir çiftçi aşk yüzünden intihar etmemelidir. Böylece Arabulucu yirminci yüzyıl başları İngiliz soylular çevresini ustalıklı bir gözlemle karşımıza çıkarırken, ulaştığı son ve yorumuyla, basit, psikolojik derinlikleri olan bir piyasa aşk romanının düzeyini aşamamaktadır.



Yönetmenin en son olarak Proust’a el atmak istemesi de «yitik bir zamanın aranışı» içinde kaybolan bir sinemacı tavrını haberlemektedir.. Kısaca, Losey’in belki de «nasıl olsa anlaşılmıyorum» düşüncesiyle, canını fazla sıkmadan çevirdiği seviyeli bir aşk filmidir Arabulucu, ilginç olan da Losey’in ancak bu filmiyle bir şenlikte «büyük ödül» kazanabilmesi ve dünya eleştirmecilerinin çoğunun da Arabulucu’yu yönetmenin «en iyi filmi» ilan etmeleridir. Ama bir gerçek var ki Arabulucu belirttiğimiz anlamda yorumsuz bir filim olmasına karşın, seyirciye «en kolay», «en seyredilir» nitelikte gelen Losey filmidir. Ama Losey’in amacının seyirciyle dialog kurmak olmadığı düşünülürse Arabulucu yönetmenin filmografisinde çok önemli bir yapıt değildir.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/yedinci-sanat-dergisinin-1973-tarihli-1-sayisi/)

26.12.2020 17:28

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar