Menü

Atilla İlhan Senaryo Yazıyor

CAFE Boulevard’da bir öğle üzeri… Attila İlhan’la bir aydır üzerinde en çok konuşulan yerli dizi «Kartalar Yüksek Uçar»la ilgili söyleşiyoruz. İlhan, öylesine çok yönlü ki, bu söyleşiyi diziyle sınırlamak mümkün değil.

– «Kartallar Yüksek Uçar»ın senaryosu sizin. Bize bu konuda bilgi verir misiniz?

«İlk dört bölüm 1950’li yılların sonlarında, Turgutlu ve İzmir’de geçiyor. İki ailenin (Çolak Efe ve Karabulut Aileleri) hem birbirleriyle çekişmelerini, hem de birisi yasal olmayan, öbürü yasal yollardan ticaret burjuvazisine geçişlerini görmüş oluyoruz. Bu arada, duygusal ilişkiler hayli karmaşık ve çetrefil bir hal alıyor. Bundan sonraki bölümlerde 1970’lerin sonuna doğru, her iki aileyi İstanbul’da göreceğiz. Aralarındaki çekişme ve çatışma gittikçe keskinleşirken, duygusal ilişkiler Hanımağa’nın oğlu Mehmet’le Banazlı İsmail Bey’in torunu Seval’i ilginç bir yere getirecek.»



– «Sekiz Sütuna Manşetsten sonra TV’de yayınlanan ikinci diziniz oluyor «Kartallar Yüksek Uçar». Sizin için dizi fikrini ilginç kılan nedir?

«Ben yazar Olarak da dizilere meraklıyım. Romanlarım da dizi şeklinde. Eğer yazarın söyleyecek şeyi çoksa, projeksiyonu genişse, dizi fikrini benimsemesi son derece doğal. TRT’deki arkadaşlar 60 ya da 90 dakikalık senaryolar istiyorlar. Ben kısa mesafe koşucusu değilim, maraton koşucusuyum. Dizilerde tipler, ayrıntılarıyla işleniyor, çelişki ve çatışmalarıyla bir süreç veriliyor.»

– Bir yapıtın romanıyla senaryosu arasında size göre ne gibi farklar var?

«Romanda bütün olay dil düzeyinde geçiyor, iki boyuttu. Üçüncü boyutu eklemek, metni görselleştirmek, sanatçının başarısına bağlı… Sinema ya da TV’de dil, sanatçının kullanacağı unsurlardan ancak bir tanesi. Onun yanısıra, hareket, renk, ışık, müzik, efekt vs. gibi unsurlar da var. Şu halde TV için yazarken, yazarın daha geniş bir kompozisyon yapması zorunluluğu var.»



– TV dizilerinin sanatçılar açısından yararı nedir?

«Diziler aktörler için de hem güç bir sınav, hem de elverişli bir olanak. Güç bir sınav, çünkü belirli bir tipi uzun bir maraton halinde canlandırması, çeşitlendirmesi, geliştirmesi gerekiyor. Olanak, çünkü 7 – 8 ay süren çekim boyunca bütün yeteneklerini kullanması ve yapabileceğinin en iyisini vermesini sağlıyor. Nitekim bu dizide, tıpkı ‘Sekiz Sütuna Manşet’te Senem Kayra’nın olduğu gibi, daha önce hiç ekran tecrübesi olmayan Serap Aksoy, Meral Gökçe, Yurdanur Gerçeker, Nilgün Dizdar bu sınava girdiler, bu olanaktan yararlandılar.»

– Dizide özgün bir müzik kullanılmamış, bunun nedenleri nelerdir?

«Özgün müzik kullanmadık, çünkü Türkiye’de film müziği filmle bütünleşmemiş. Filmin temasına göre müzik seçtik. Banazlı İsmail’in olduğu bölümlerde ‘Titrerim Mücrim Gibi Baktıkça İstikbalime’ fon müziği oldu. Bunu Erol Sayan ayarladı. Banazil’nın gelini Mebrure’de ise Chopin’in müziği kullanıldı. Müzik tiplerin kişiliklerine, konumlarına bağlı olarak seçildi. Bunların dışındaki müzikler İzzet Öz’ün yardımıyla çeşitli plaklardan seçildi.»



– Gizinin çekimi sırasında ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

«Bazı zorlukları ben yarattım diyebilirim. İstanbul’un havadan görünümünü de senaryoya aldım. Helikopterle çekim yaptılar. Bir de bu dizide, Türkiye’de ilk defa efekt çok önemli bir yer tuttu. Efekt belirli bir zamandan beri filmin bir yardımcı unsuru değil, esas unsuru oldu dünyada. Bantlarda olmayan efektleri çekim sırasında kaydettik. Mesela, pilot kabininden kuleyle yapılan ses kaydı gibi… Efektler gerçeğe uysun diye, dizide geçen reklam sloganları, reklam spikerlerine söyletildi. Hüseyin Karakaş’la ortak nokta, titiz çalışmamız. Hüseyin, ‘Kartallar Yüksek Uçar’ın maksajını İki kez yaptı. Montajcı Kenar, Köse, diziyi zamanında yetiştirmek için izine bile çıkmadan sürekli çalıştı.»



– Sinema filmlerine de senaryo yazdığınızı biliyoruz. TV’ye yazılanla sinemaya yazılan arasında ne gibi farklılıklar var?

«Çok zor sahne yazıyorum. Yarısı gece sahnesi. Yeşilçam’da herşey kalıplaşmış. Tam bir şablon sineması. Kendi adımı kullanmadığım senaryolarım filme alındı ama, değişimlere uğratılarak. Yani o kalıpların dışına çıkınca değiştiriyorlar. TV senaryosu ile sinema senaryosu karıştırılıyor. Bundan önce TV’de gösterilen filmler, sinema için yazılmış. Kahraman bir – iki kişi, anlatım ağır. Ben TV tekniğini biliyorum ve TV için senaryo yazıyorum. TV’nin olanakları çok geniş, tamamen geleceğin tekniği.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-43-sayisi)

06.09.2020 15:23

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar