Menü

Belgin Doruk’un Avrupa Fethi

Filim piyaBelgin Doruk'un Avrupa Fethisasında «Birsellerin köşkü» diye bilinen bir plato vardır. Arnavutköy sırtlarında, denize uzanan bu şahane manzaralı köşkün en üst katına yaz aylarında sahipleri gelir. Kim mi sahipleri? Söyleyelim: Belgin Doruk ve eşi Özdemir Birsel. Yaz boyunca buradan Anadolu yakasını seyrederler, yazın tadını doya doya çıkarırlar…

Günlerden pazartesiydi… İstanbul kavurucu ağustos güneşinin altında, derin nefesler alıp verirken, Boğaz’da serin bir rüzgar esiyordu. Otomobilimiz Arnavutköy sırtlarına tırmandı. Demir kapılardan geçip bizi köşkün bahçesine bıraktı.

Avrupa’dan yeni dönen Belgin Doruk’la konuşmaya gidiyorduk. Köşke girince, Belgin’i görmeden sesini duyduk: «Buyurun! Buyurun! Sizi bekliyordum,» dedi. Üzerinde san havlu bir plaj elbisesi vardı.

Belgin Doruk'un Avrupa FethiAz sonra geniş balkonda, hem denizi seyrediyor, hem konuşuyorduk. Artık Belgin’e Avrupa komşu kapısı oldu. 1954 yılından beri Avrupa’ya çıktığını söylüyor. Sayısını sorduk. «İnanın hatırlamıyorum,» dedi. Sonra, aklına bir şey gelmiş gibi, «Durun, bunları anlatmaya başlamadan önce, size soğuk bir şey ikram edeyim,» diyerek, içeriye girdi.

Balkonda, 14 aylık oğlu Aydın’ın girip banyo yapabilmesi için, plastikten bir havuz duruyordu. İçi su doluydu. Yanında küçük bir masa, yan tarafında da bir güneş şemsiyesi vardı. Bir de şezlong… Tahta koltuklar, üzerinde plastik bir tabak içinde, gene plastikten yapılma üzüm, muz, elma ve armutların durduğu tahta bir masa balkonun başlıca eşyalarıydı.

Nihayet Belgin Doruk elinde limonata bardakları, balkon kapısında göründü. Limonatalarımızı yudumlarken söz döndü dolaştı yine Belgin’in Avrupa seyahatine geldi. «Bilir misiniz Avrupa’ya neden gittim?» diyerek seyahat sebeplerini anlatmaya başladı:

– «Esas gayem dinlenmekti. Sonra, yeni çevirmeye başlayacağım ‘My Fair Lady’ filmi için kostüm de almayı düşünüyordum. Neyse alacaklarımı aldım, ama ne yalan söyleyeyim, pek dinlenemedim. Çünkü, Özdemir’i ve çocukları merak etmekten heder oldum. İnsan bir kere merak içinde olmaya görsün. Ne dinlendiğini anlıyor, ne de eğlendiğini.

Belgin Doruk'un Avrupa Fethi«17 temmuz günü üç hanım arkadaşım ile birlikte otomobille yola çıktık. Triyeste’ye varıncaya kadar iki gece, üç gün geçti. Ondan sonra bende bir merak, bir merak… Hemen Triyeste’den İstanbul’u aradım. Konuştuk Çocuklarımı ve eşimi öyle göreceğim gelmişti ki… 18 günlük seyahatim sırasında, bizim paramızla tam 2 500 liralık telefon ücreti ödedim. Aşağı yukarı her gittiğim yerden İstanbul’u arıyor, Özdemir’le konuşuyordum.» Bir an durdu, düşündü «Hey gidi günler hey, gibilerden başını salladı ve:

– «Neyse uzatmayayım, Milano’da üç gün kaldıktan sonra, güney’e, Cenova’ya indik. Milano yağmurluydu. Doğru dürüst bir yere bile çıkamadık. Ama, sahil başlıbaşına bir alem. Sanremo, Monaco, Nis, Cannes derken, San Tropez’de Brigitte’in denize girdiği sahillerde serinledik. Pancu Harı indirilmiş evini ve rıhtıma bağlı deniz motorunu uzaktan gördük. San Tropez’den sonra yoluma devam etmedim, geri döndüm.»

Belgin’in gözleri dalmıştı. Gezip gördüğü yerlerde tekrar dolaşıyormuş gibiydi. Sonra gözlerini önünde uzanan masmavi Bogaz’a çevirdi, «Biliyor musunuz,» diye tekrar söze girdi, «Bizim Boğaz’ımız da yabana atılmaz hani. İnanın bu kısa ayrılıkta bile memleketim, yakınlarım burnumda tüttü durdu. Hep böyle zaten. Ne zaman bir yere gezmeye gitsem kendimi yer dururum. Ne yapayım, elimde değil. Can çıkıyor, ama huy çıkmıyor.

Belgin Doruk'un Avrupa Fethi«Evet, nerede kalmıştık? Cannes da çok hoşuma gitti. Orada Hotel Honza’da kaldık. Tam 3 gün. Burası Cannes’nın dışında bir yer. Önü plaj ve kafeterya. Denize girdik, güldük, eğlendik. Fakat, ‘Bana en çok neresini beğendin?’ diye soracak olursanız, hiç tereddüt etmeden Monaco derim. Monaco benim hayallerimin ülkesi. Burada her şey o kadar iyi ve o kadar güzel ki… Bir gün Monaco Sarayı’ın gezdik. Uzaktan Prens Rainer ile Prenses Grace Kelly’i gördük. Halkın onlara gösterdiği sevgi görülecek şeydi doğrusu.

«Monaco’ya gidip de, Monte Carlo’ya gitmeden olur mu? O gece bir rulet masasında şansımı denedim. 25 dolarlık rulet oynadım. Ne yazık ki şansım yokmuş. Aaa, durun Venedik’teki gondol sefamızı az kelsin unutuyordum. Bunu ömrüm oldukça hatırlayacağım. Tam bir saat gondolla dolaştık. Bizden tam 200 lira aldılar. Tepemizdeki gondolcunun kısık sesiyle söylediği ‘Delilah’da işin cabasıydı!»

Belgin Doruk zevkini çıkara çıkara anlattığı gezi hatıralarını burada kesmek zorunda kaldı. Çünkü oğlu Aydın uyanmış, ağlamaya başlamıştı. Yan taraftaki odadan sesi geliyordu. Biraz sonra ablası Gül, onu kucağında yanımıza getirdi. Belgin oğlunu kucağına alırken, «Hasta zavallıcığım,» diyordu «Bu yaz gününde nezle oldu. Bu yüzden de muhteşem(!) havuzundan faydalanamıyor…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-35-sayisi)

01.09.2015 10:25

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 16:59

    Gizem Ersoy

    Belgin doruk güzel miydi çirkin miydi karar veremedim ya