Menü

Bin Galibiyet Ve Lefter Adası

Kutlu olsun, ne denebilir ki başka? Dile kolay 1000. galibiyet!.. Ne kadar tebrik etsek azdır. Mersin İdman Yurdu maçında, onca “planlı” olumsuzluğa rağmen sarı lacivertliler yine kazanarak hem zirve ortaklıklarını sürdürdüler, hem o sihirli rakama ulaştılar. Teşekkürler Bienvenu!.. Teşekkürler füzeci Stoch!.. Ve tabii kazayı engelleyen Volkan!.. Teşekkürler kaptan Alex!.. Merak ediyorum, bu 1000 galibiyetin kaçını gözlerimle statta “canlı” izlemişimdir? Vallahi söyleyemiyorum, yüzlercesini deyip geçelim.

Bu gözler neler görmedi ki!.. Daha birkaç hafta evvel toprağa verdiğimiz Büyük Kaptan Lefter… Rahmetli babam en az 2-3 kere beni onun gollerini seyrettiğim maçlara götürdü. “Ver Lefter’e, yaz Deftere” sloganıyla beni tanıştırdığında 1961-62 seneleriydi herhalde. Hey gidi Lefter hey… Her adaya gittiğimde, o meydan kahvelerinden birinde kendisini bulup, masasına oturup onunla yapabildiğim sohbetler, hayatımın en güzel anıları arasında yerini çoktan aldı bile. Ada’da o tarihi gün ve dünyaya örnek stattaki cenaze töreninden sonra takım arkadaşları Puşkaş Ergun, Şükrü, Mikro Mustafa ve Ali Koç’la beraber onu toprağa verirken, ölümsüzlükle efsaneyi beraber eritiyorduk içimizde. Büyükada bilmem bir daha bu kadar tarihi bir gün yaşar mı?



Şu romantik ve eşsiz hikâyeye bakar mısınız? Adalı dahi çocuk, her maçtan kamptan sonra koşa koşa o “özel kokulu” yollara kendini atan küçük genç Lefter, dünyaya nam saldıktan sonra adasına dönüyor ve oracıkta yaşlı ulu bir çınar olarak o aşık olduğu topraklara gömülüyor… Kimse alınmasın, bundan sonra o adanın adı benim için “Lefter Adası”…

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. “Lefter kendisinden bir kuşak önce gelen Zeki Rıza Sporel ile beraber, bu kulübün en büyük iki simgesinden biri olarak kalacak hep.” Fenerbahçe efsanesi onlarla milyonlara bulaşan virüs oldu. B.Fikret ve Fikret Kırcan ağabeylerimi ne yazık ki izleyemedim. Ama onun ağzından, yani Lefter’in kaptanının ağzından da çok Fenerbahçe hikayesi dinleme onuruna eriştim.

Ya Can Bartu?.. Evimde hala onun 3-0 lık İsviçre Milli maçından sonra bana hediye ettiği milli forma var. Sevgili Can Ağabey, sen çok yaşa… İşte Samsunspor maçı, yıl 1970 mi 71 mi? Stat İnönü-Dolmabahçe… 50 metreden attığın gol… Ve hemen ardından korner çizgisine paralel topu sürüp rakibe çarptırıp attığın gol… Kaçıncı galibiyetimizdi ki acaba?..



Kimler geldi, kimler geçti… İşte Ogün Altıparmak… Ankara’da 3-0 kazanıp Şampiyonluk turu attığımız maçta yükselip golünü çakıyor yine. Ben şeref tribününün tam karşısındayım ve deli gibi alkışlıyorum… İlk defa lig şampiyonluğu getiren bir galibiyetimizi görüyorum 19 Mayıs stadında. Yaşım 11… Yıl meşhur 68!.. Devrim yılı, bizim de “5 kupalı yılımız!.”

İşte o mağrur ama mütevazı haliyle koyu pardösüsünün içinde yürüyüp önümden geçip giden bir başka efsane, Didi’nin Fenerbahçesi… O da şampiyonluğa gidiyor. İşte Cemil-Osman-Alpaslan o akıl almaz ver-kaçlarıyla iğneyle tünel kazan “çete” gibi altı pasa girip golleri döşüyorlar…

Artık büyümüşüm, maçlara yalnız gidebiliyorum, siz ne diyorsunuz?.. İşte Ersoy, (Maalesef Paris’te Ermenonville’de THY uçağının düştüğü gün) Galatasaray’a 30 metreden bazukasını çakıyor… İzliyorum yine canlı ve heyecanlı!.. Hangisini saysam daha? İşte Aykut Kocaman, 4-1 aldığımız bir Trabzon maçında röveşatayla çakıyor akrobatik golünü…



Yıl 1990’ların ortaları. Sonra o unutulmaz Galatasaray maçı geliyor aklıma yine. Mustafa Denizli ile şampiyonluğa koşarken, Ali Güneş ve virtüöz Yusuf’la attığımız gollerle 2-1 kazanıp sarı-kırmızılı seriyi kesiyoruz.

İşte Revivo yine o yıl çakıyor o müthiş makas volesini… Kime atmıştı bunu ya, yardım edin bana!.. İşte Van Hooijdonk, yani “Aziz Pierre!..” Saraçoğlu’nu o müthiş frikik golü ile sallıyor. Gözlerimiz yaşlı ayağa kalkıyoruz. Ayakkabıları müzemde!..

İşte Anelka. 36 pasta topu yine Galatasaray filelerine bırakıyor. Hemen ardından o golün daha güzelini müthiş çalımlarlardan sonra direğe nişanlıyor. Fark etmez, skor 4-0. (yahu ben en çok Galatasaray galibiyetlerini mi hatırlıyorum yoksa?)

Ben o 1000 galibiyetin, sıkı durun, 1959’dan beri bir kere hepsini yaşadım iliklerime kadar. Yüzlercesini statta izledim Allaha şükür. Ama istisnasız hepsini yaşadım.



3 yaşındaydım, virüs çoktan bulaşmıştı ve babacığım her galibiyetimizi anlatırdı bana. 5-6 dan itibaren zaten Halit Kıvanç, Orhan Ayhan ve Dr. Necati Karakava’dan naklen dinledim her galibiyetimizi, “ya hakem çal düdüğü, bitir artık bu maçı” diye yerlerde tepinerek, o son dakikada “maazallah” yediğimiz kimi gollerden sonra evimden kaçıp giderek… Yurt dışında yaşadığım yıllarda yine rahmetli babam, hayatta tanıdığım en büyük Fenerbahçe’lilerden biri olarak bana anlatırdı telefondan her galibiyetin kavgasını, kokusunu, hikâyesini, en ince detayına kadar…

O 1000 galibiyeti yaşadım statlarda, radyo ve televizyon önlerinde, telefon hatlarında ve teşekkür ediyorum her golümüzü atana da. hazırlayana da, kalemizi savunanlara da… (Kocamaaannn ) bir teşekkür. Nice 1000. galibiyetlere… Bizler bu diyarlardan uçtuktan sonra, bizler için de alkışlayın hepsini!.. Gelecek on binlercesini!.. “Mazinde bir Tarih yatar, yaşaaaa Fenerbahçe…”

Yazan: Bedri BAYKAM

02.09.2020 12:31

Kategoriler:   Spor

Yorumlar