Menü

Bir Kadın Bir Erkek Bir Çocuk

Enis Fosforoğlu – Suna Keskin’in Kadıköy Bahariye Caddesi’ndeki salonlannda oynadıkları “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk” adlı Erich Segal’ın oyunu küçük theatral yanılgılara rağmen rahatlıkla izlenebilecek duygusal bir güldürü. Fosforoğlu ve Keskin’in usta sanatçılığının yanısıra küçük Engin Tezel’de gelecekte parlayacak bir sanatçının müjdesini veren bir başarıda.

Perdesini her yıl bir öncesi sezonda ortaya koyduğu çalışmasından daha önde, daha dolu bir oyunla açan Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nu “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk”ta süregelen bu aşamalarını nihayet belli bir çizgiye oturtmuş olarak gözledim.



Şimdiye dek seyircinin belleğinde yalnızca güldürü oynayan bir topluluk olarak yer etmiş olan Enis Fosforoğlu Tiyatrosu, Erich Segal’ın bu duygusal yapıtını sahnesine çıkarırken öncelikli bu görüntüyü silmeyi amaçlamış. İzleyiciyi hep güldürme zorlamasının, oyunculuk anlayışlarını kısır döngüye ittiğini sık sık yineleyen Fosforoğlu “Bir Kadın, Bir Erkek. Bir Çocuk”la topluluğunun bundan böyle her oyunu sahneleyeceğinin ilk somut örneğini de vermiş.

Love Story (Aşk Hikayesi)nin yazarı Erich Segal’ın yapıtı olan “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk” (Une Femme, Un Humme, Un Enfant) Segal’ın Aşk Hikayesi’yle yarattığı çizgiye paralel bir içeriğin ürünü. Yer yer duyguların “bam teline”ne kuvvetlice dokunan zaman zaman hiç gözünün yaşına bakmadan mendile ihtiyaç duyulan sahneleri sıklaştıran Segal, aralara yerleştirdiği minicik gülmeleceleriyle ise izleyicisine bir yandan ağlarken, diğer yandan da tebessüm etme şansını veriyor. Çok klasik bir kurgusu (giriş, gelişme, çözüm gibi) olan oyun yine aynı klasiklikte bir öze sahip. Ama tüm bunlar karşın “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk” insanların bıkmadan, usanmadan eski ya da yeni bir özü var ya da yok tartışmasını akıllarına bile getirmeden izlemeyi sevdikleri türden bir duygusal komedi. Yeşilçam’ın Ayşecik, Ömercik, Yumurcak dizileri, Amerikan sinemasının Şampiyon’u, Kramer Kramer’e Karşı’sı gibi. (Enis Fosforoğlu’nun Erich Segal’ın romanından sahneye uyguladığı “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk”ta zaten daha önce Batılı sinemalar tarafından filme çekilmiş ve iyi gişe yapmış bir yapıt.)



Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nun Kadıköy Bahariye Caddesi’ndeki sifonlarında oynadıkları duygusal güldürünün içeriğine de oyunu görecek olanları düşünerek kısaca değinelim: Prof. Bope (Enis Fosforoğlu) yıllar önce konferans için gittiği Paris’te kaçamak bir aşk yaşar. Aradan yıllar geçtikten sonra Fransa’da yaşanan bu aşktan bir oğlu olduğunu ve çocuğunun annesinin öldüğünü öğrenir. Mutlu bir yuvası olan Bupe karısına (Suna Keskin) ve iki küçük kızına (Burcu Saraçoğlu, Ayça Bingöl) olayı nasıl anlatacaktır. Ve en acısı kimsesiz kalan oğlu Jean Claude’nın (Engin Tezel) durumu ne olacaktır? Merak ettinizse “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk”u izlemelisiniz…

İki perdeden oluşan duygusal güldürüyü Enis Fosforoğlu sahneye koymuş. Rejinin tümünde Fosforoğlu’nun “Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk” filmini izledikten ve bol bol esinlendikten sonra oyunu sahneye koyduğu belli oluyor!



Sahnenin alan olarak sınırlı oluşuydu bu esinlenmenin üstüne eklenince ortaya tabiri caiz ise bir fotoroman reji çıkmış. Rejide ilk anda gözlediğim yanılgı sahnenin sık sık kararması oldu. Hatta öyle sahneler var ki, 6-7 cümlenin ardından her taraf karanlığa gömülüyor! Bu reji içinde müzik de kanımca gereksiz çünkü ne anlatımı kuvvetlendiriyor, ne de bir yorum getiriyor. Meydanı boş buldukça çalmaya başlıyor, meydan dolunca da susuyor! Hem müzik beraberinde bir de büyük bir handikap getirmiş. Oyunu tiyatro havasından koparıp, sinema havasına çekerek daha oyuncu sözünü tamamlamadan fondan romantik bir müzik doluyor etrafa ve oyuncu sahneyi terkedinceye dek ve sonrasında sürüp gidiyor. Bu tipik bir sinema öğesi. Hem de Fransız filmlerinde bolca rastlanan türden. Reji içinde anlatıma güç getirmediği gibi, izleyiciyi oyundan koparan sahnelerde gözledim, örneğin projeksiyon sahnesi, havaalanı sahneleri gibi.

Gülderen Somer’in dekorları alanı kısıtlı sahneye oldukça büyük gelmiş. Eşyalarla doldurulan sahnede oyun alanı neredeyse hiç kalmamış. Perdelerle yaratılan sahne bölünmeleriyse olanakları kısıtlı alana değişik kullanım imkanları getirmiş.



Tüm kadronun oyunu özü doğrultusunda sıcak ve canlı bir oyun çıkardığını hemen söylemek isterim. Öncelikle üç küçük sanatçı Burcu Saraçoğlu başta olmak üzere Ayça Bingöl ve Engin Tezel’i kutlamak istiyorum. Bu ilk sahne denemelerinde böylesine disiplinli ve doğru bir oyun çıkarmaları gelecekte parlayacak üç genç sanatçının bugünkü müjdesi olsa gerek. Enis Fosforoğlu ve Suna Keskin oyunu sürükleyen iki usta sanatçı. Üstlendikleri roller abartıya açık olmasına karşın bu handikapa düşmeksizin yaşayan karakterler çiziyorlar. Volkan Saraçoğlu ve Filiz Küçüktepe oyunun tüm güldürü yükünü üstlenmişler. Saraçoğlu başarıyla hafif çılgın bir öğretim görevlisi tipi çizerken, Küçüktepe güldürü yakalamasına karşın yanlış oynayarak fazla alaturka bir karakter yaratıyor. İsmail Hakkı Şen orta yaşlı çapkında başarılı bir oyun ortaya koyuyor.



“Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk” küçük theatral yanılgılarına karşın sıcak mesajıyla yüreği olan herkese söyleyecek sözü olan bir oyun.

Her yaştaki seyirci grubunun rahatlıkla izleyebileceği bu duygusal güldürüyü görmenizi öneriyoruz.

(Alıntıdır.Bkz:http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-11-sayisi/)

29.09.2020 16:06

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar