Menü

Birinci Carmen

Neden Carmen? Belki yalnızca gönlüm çektiği için… Ferman dinlemez! Belki, müzikli tiyatroyu (tatsız çağrışımlarla yüklü “müzikal” sözcüğünü özellikle kullanmıyorum) daha üst bir beğeni düzeyine oturtma denemesini çok elverişli bir metin müzik malzemesini kestirmeden sunduğu için…”

Oyunun yönetmeni Başar Sabuncu, Program dergisine yazdığı “Carmen’lerden Kan ve Gül’e” başlık yazısında, oyunu sahneye koyuş nedenini böyle açıklıyor. Sabuncu’nun “Carmen”i gönlünün çekmesini bir yana bırakırsak kendisinin müzikli tiyatroyu daha üst bir beğeni düzeyine oturtma isteğine alkış tutmamak elde değil. Fakat Şan Tiyatrosu’na gidip Carmen’i izledikten sonra, gördük ki Sabuncu’nun bu düşüncesi kâğıtlarda kalan ve uygulanmayan (ya da uygulanamayan) “İçten bir niyet” olmaktan öte gidememiş.



Usta çalışmalarıyla tanıdığımız Başar Sabuncu, Carmen’le kanımca şimdiye dek yaptığı İşlerin en yanlışı (dilim söylemeye pek varmıyor ama) ve belki de en kötüsünü ortaya koydu. Çünkü Şan Tiyatrosundaki Carmen ya da Başar’casıyla “Kan ve Gül”, temelinde büyük bir yanılgının eseriydi. Prosper Merimee’nin her sanatseverin ezbere bildiği öyküsü “Carmen”i olduğu gibi alıp tek kelimeyle ben yazdım diye ortaya çıkabilmek oldukça geniş bir yürek ister. İşte Başar Sabuncu afişlere yazan ve yöneten olarak adını koydururken bu geniş yürekliliğin şaşılası bir örneğini verirken, koskocaman ve unutulması hayli güç yanlış bir adım atıyordu. Oyunun ortaya çıkmasıyla da bu yanlışın afişten sahneye taşışını büyük bir şaşkınlık içinde izledik. “Tatsız çağrışımlarla yüklü müzikal sözcüğünü özellikle kullanmıyorum” diyen Başar Sabuncu bu düşüncesinin tam aksine “Kan ve Gül”de kaçınmaya çalıştığı o tatsız çağrışımlarla “İşte bunları kastetmiyorum” dercesine örnekler vermek isterken, hani haksız da değil. Açıklamanın doyurucu olması için, malum örnek şarttır! Şöyle ki, Nükhet Duru profesyonel bir şarkıcı olmasına karşın onun söylediği şarkılar dahil tüm müzikler playback aracılığıyla salona dağılıyordu. Bunun yanında Şevket Altuğ, Yalçın Boratap ve Aliye Uzunatağan’ın söyler gibi yaptıkları şarkılarsa bu üç oyuncunun sesleri istenen düzeyde olmadığından olacak başka sanatçılar tarafından söylenmişti. Oyunun en çarpıcı bölümlerinden olan Carmen’in step yaptığı sahnedeyse müziğin yanında topuk vuruş seslerinin de playback olması tek kelimeyle komikti. Ayrıca Nükhet Duru’nun yaptığı stepe step demek için de bin şahit lazımdı. Bu gösteriye olsa olsa “step oryantal” denebilirdi. Oyunun finaliyse başka bir komediydi. Don Jose’nin (Şevket Altuğ) bıçak darbesiyle ölen Carmen (Nükhet Duru) bir müddet sahnenin ortasında ölümü tattıktan sonra öbür dünyayı pek beğenmemiş olacak ki aniden hortluyor ve şanına yakışan çalgılı, şarkılı bir assolist finaline giriyordu… Her seyircinin dikkatini üstünde toplayan, mavi ışıklı sahnenin ortasında tek bir spotla aydınlatılmış olarak bekleyen bıçak ve gül içinse bilmem ne söylemek lazım!



Oyunculara verilen mizansenler de kanımca yanılgılarla doluydu. Oyunun başkahramanı Carmen’de bu yanılgıdan aslan payını alanların başında geliyordu. Prosper Merimee’nin Carmen’i yırtıcı, sert bir tiptir. Buradaki Carmen’cikse yumuşak bir karakter.

Özetlemek gerekirse, Carmen, izleyicisine pek bir şeyler sunamayan bir oyun olarak gözlendi. Çünkü Carmen bir sahne gösterisinin taşıması gereken özelliklerin hiçbirini ortaya koyamamıştı… Oyun genelde üç olgu üstüne kurulur. Aktör ya da aktristin seçimi, şarkıları, dansları. Carmen’de oyuncuların öylesine parlak oyunları söz konusu değildi… Desek ki Nükhet Duru’nun şarkıları var, onlar oyunun oluşumunda etkin. Hayır, o da söz konusu değil. Çünkü profesyonel şarkıcı Nükhet Duru’nunkiler de dahil tüm müzikler playback. Desek ki dans var. Hayır o da yok. Çünkü son derece basit ve çarpıcılıktan uzak bir kareografinin eseri danslar, yine son derece amatör ve renksiz bir biçimde uygulanıyor. Peki o zaman Carmen neydi? Carmen salt bir piyasa müzikaliydi. Yanlış yönlendirilmiş, yanlış oluşturulmuş yanlış sahnelenmekte olan bir gösteriydi.

Yine Bizet gibi bir üstün müzikçinin tüm dünyanın beğenisini toplamış müziğini yeniden düzenleyerek çaldırabilme cerasetini gösteren Osman İşmen’e de diyecek sözümüz yok…



Gürel Yontan’ın çevre düzenlemesiyse yorumcu ve yönetmen için geniş kullanım imkânları sağlayan bir çalışma, öncü ve yeni soluklar taşıyan Yontan’ın dekoru, Sadık Kızılaağaç’ın yer yer aksayan yönleri olmakla birlikte kostümleri ve 10 tanesini Mehmet Teoman’ın 2 tanesini Ülkü Tamer’in yazdığı şarkı sözleri Carmen’in iyileri arasında yer alıyordu…

Carmen’in bir diğer iyisi de Nükhet Duru. Yanlış oynatılmış, yanlış yönlendirilmiş olmasına karşın, kanımca “Kan ve Gül”de rolünün hakkını en iyi veren oyuncu Nükhet Duru’ydu. Tüm olanaksızlıklara rağmen Haldun Ergüvenç, Ergün Özcan, Kutay Köktürk ve Cem Özer’de aksamadan oynayabiliyorlardı… Kan ve Gül sabırlı izleyiciler tarafından izlendi ve de bitti…

(Alıntıdır.Bkz:http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-35-sayisi/)

30.08.2020 21:03

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar