Menü

“Bize Bina Lazım Efendiler!”

Genel bir kanı var: Türkiye’de güzel sanatlar Cumhuriyet’in ilanından sonra serpilip gelişmiş ve hatta bazıları bu dönemde doğmuş veya icra edilmeye başlamıştır diye. Cumhuriyeti, sanatın beşiği kabul eden bir kanı bu.



Birçok bakımdan, doğrudur bu. Seyirlik sanatları ele alacak olursak, Türklerin opera, bale yapması. Türk kadınının sahneye çıkması, Devlet Tiyatroları’nın kurulması, gerçekten, 1923’den sonra.

Ama mekanı İstanbul şehri, konuyu tiyatro binaları olarak tanımlarsak, Cumhuriyet’in saltanat karşısında feci bir hezimete uğradığını görürüz.

Modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk, sanat aşığı İnönü, büyük imarcı Menderes… Zamanlarında devlet bu şehirde tek bir tiyatro binası olsun açmadı. Belediye dersek, 40’lı yıllarda temelini atıp 60’lı yıllara kadar bir türlü bitiremediği Taksim meydanındaki iskeleti, sonunda Bakanlığa devretti, onlar da tamamlayıp Cumhuriyet’in İstanbul tiyatro binalarına ilk ve tek katkısı olarak işletmeye koydular.



Öte yandan belediye, Osmanlı’dan iki salon devralmıştı: Tepebaşı’ndaki Dram ve Komedi Tiyatroları. Bunları zaman içinde mahva terketmiş olmanın vebali boyunlarındayken, yerlerine — verilmiş onca söze rağmen— yenilerini yapmadılar. Otopark inşa ettiler, sergi salonu inşa ettiler.

Ve böylece yetmiş yıllık Cumhuriyet döneminde, devlet olsun, belediye olsun idare, ‘scoreboard’una tek bir gol yazabildi: AKM… Bu acıdır.

Buna karşılık işe beş parasız başlayan iki oyuncu topluluğu kısa zamanda yemeyip içmeyip biriktirdikleri kuruşlarıyla dörtbaşı mamur iki tiyatro binası kattılar İstanbul’un salon envanterine: Karaca ve Kenter Tiyatroları. Üstelik devlete vergi, belediyeye rüsum ödeyerek! Bunlardan birinin, sahibinin iflasıyla Sular İdaresi’ne devri, onların yıllarca burayı yemekhane olarak kullanmaları, yenilerde düzeltilen bir ayıp olarak belediyemizin kısırlığına taç olmuştur, bu arada.



İdare, bina inşa etmediyse hiçbir şey yapmadi değil. Bol bol salon uyarladı.

Eldekilere bir göz atalım. AKM ‘nin alt katında bir genişçe fuaye Oda Tiyatrosu’na dönüştürüldü. Eski Maksim, yeni adıyla Venüs Sineması, Devlet Tiyatroları’nın kullanımı için düzenlendi.

Şehir Tiyatroları’nın Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi vaktiyle, Sümerbank’ın sergi pavyonu idi; Dram Tiyatrosu boşaltıldığında bunu uyarlayıp verdiler. Sahne arkasından salona geçmek için sokaktan yürünmesi gereken bir yerdir!

Fatih Reşat Nuri ve Üsküdar Müsahipzade Celal Sahneleri’ni 60 ihtilalinden sonra ‘geçici olarak’ Refik Tulga yerlerine kondurmuştu. Bunlar askeri barakaydılar. Kadıköy Haldun Taner Sahnesi ise, malum, hal binasıydı, ‘tiyatrolaştırıldı’.



Özel tiyatro binası yapma çabaları

Özel kişi ve kurumların katkılarına gelince…

Başta Ferhan Şensoy gelir bence. Kadim Ses Tiyatrosunu, rüsum verip vergi ödeyerek, adım adım dolaştığı Anadolu’da topladığı bilet paralarıyla restore ettirdi. Yüz akımızdır.

Bu arada Kültür Bakanlığının da Yıldız Sarayındaki minnacık tiyatroyu restore ettirdiğini unutmamalıyız. Salon olarak pek kullandırılmadığından akıldan çıkıyor!



Tiyatro olarak inşa edilen ama bugün artık kullanılmayan Zincirlikuyu’daki salondan başka Baro’nun altında Dostlar’ın oynadığı, Şişli’de Gazanfer Özcaniarın oynadığı türden ‘bodrum’ mekanlar var.

Harbiye’deki Yapı Endüstri’nin bodrumu da tiyatroculara hizmet edip emekli olanlardan. Ali Poyrazoğlu gece kulübünden dönme bir bodrum salonda. Bir de Osmanbey’deki Samanyolu Sokak üzerinde Ümit Tiyatrosu vardı, garaj oldu galiba. Zeki ile Metin de geçen sezon sonunda bir garajdan tiyatro yaparak tiyatrocuların intikamını aldılar!



Bodrumlardan ’tavanarası’na yükselirsek, 60’lı yıllardan iki tanesini hatırlıyorum: Yine Osmanbey’de Site Sineması’nın üst katındaki Site Tiyatrosu ile bugün yaşayan birçok topluluğun ‘anası’ kabul edilebilecek Arena Tiyatrosu. Bu. İkincisi, Taksim’de Belçika Konsolosluğu’nun yanındaki apartmanın tepesindeydi, asansörle de çıkılırdı. O apartman da yok şimdi.

Apartmanların orta katlarından tek bir örnek var bildiğim: Gong Tiyatrosu. ‘Lale Sineması’nın yanıbaşında mini minnacık bir salondu.



Küçük Sahne de bir bakımdan bu kategoriye girebilir. Saltanattan binlerinin ’garsonyeri’ olarak inşa edilmiş olan ve Atlas Sineması’nın olduğu yer de ahır olarak kullanılan bir binada, oturma odasıymış burası. M. Ertuğrul, ellilerde Yapı Kredi Bankası’nın desteği ile topluluğu kurduğunda tiyatroya ‘uyarlanmış’tı.

Sinemalar da tiyatro olarak epey hizmet verdiler. Bunlardan akla gelenler: Beyoğlu’nda Elhamra, Alkazar, Taksim’de yanan Şan, Pangaltı’nda İnci, Tan sinemaları. Feriköy’deki İdil ile İnci’den gayrisi emekliye ayrıldı.

Tiyatro iken sinemaya dönüşenlere örnek Kadıköy’deki Süreyya, Bakırköy’de bu yıl Adile Naşit.



Tiyatroluktan çıkan en önemli salon Beyoğlu’ndaki Yeni Komedi’dir sanırım. Sofıtasıyla. 750 kişilik kapasitesiyle birinci sınıf bir oyun mekanı olan bu bina elden kaçırıldı, şimdi bir konfeksiyoncu dükkanı. Şehzadebaşı’ndaki Ferah, yine böyle bir trajedi yaşadı: Tiyatromuzun tarihine şahit bu bina önce sinemalığa düştü, şimdilerde depo imiş.

En feci yazgı, yanan salonlarınki… Dram, Komedi. Şan’dan başka Beyazıt’ta Azak Tiyatrosu, hep yandılar.

Yönetimlerin katkıları gerekli



Daha niceleri var bunlar gibi yok olan, unutulup giden. Ama maksat hasıl oldu sanırım: Cumhuriyet, hele şu son yirmi yıl, tiyatrolar dünyasına hiç de müşfik davranmamış.

Bir tiyatro adamı olarak bu sanat dalının önemini vurgulamaktan hicap duyuyorum. Bunu bilinir kabul edelim.

Ayrıca, çok söylendi ama yine de tekrarlayalım: Tiyatro, filmin, televizyonun kaynak sanatıdır. Bu ocaktan adam yetişmezse sinemanın da, ekranın da en azından dili tutulur. Bırakalım oynayacak adamı, seslendirecek elemanı bulamayız. Türkçe’nin nasıl konuşulduğu unutulur, TV’de uç vermeye başlayan garip bir telaffuz alır başını gider.



Tiyatromuzun ayakta durması lazım. Bunun için de bina lazım. Bunun yükünü ekmekleri her geçen gün ufalan özel tiyatrocular kaldıramaz. İdarenin katkısı gerekir. Kamuya ait alanlar haraç mezat gidiyor, bunlara oteller, iş merkezleri yapılıyor. Kuruyan, eriyen, yozlaşan kültür hayatımız adına hiç olmazsa bir fon kurulsun, yahut şart koşulsun; otel yapan bir de tiyatro salonu inşa etsin. Ne yapılacaksa…

Sultan Hamid’i aratmayın bize efendiler!.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1991-tarihli-9-sayisi/)

19.10.2020 08:48

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar