Menü

Bu Sporun Temelinde Saygı Var

Cesaret, sevgi ve saygının harman olduğu spor dalıydı Karate… Bu sporu yapanları yakından izlemekle kolayca varılıyordu bu kanıya. Bazı sorumlu kişilerin «Kiremit ve tuğla kırıcılar» dediği cinsten değildi hiç bir zaman yaptıkları…

Karateciler, ilgisizliğin daha bir kayıtlandığı ortamda yaşamanın, böyle bir ortamda sınav vermenin zorluklarıyla yürütmek zorunda kaldıkları bu spor dalına ölesiye bağlanmışlardı… «Kimse bize aldırmıyor, olsun!» diyerek yollarına devam ediyorlardı… Parada, pulda yani maddi yönde hiç mi hiç gözleri yoktu… Çoluğu – çocuğu, yaşlısı – genci kadını – erkeği bir çatı altında toplanmışlar, «Spor spor içindir» ilke ve inanışlarıyla yaşamlarına devam ediyorlardı…



JUDO’YA EVET DE KARATEYE NİYE HAYIR?..

Pek öyle yoğun değil, biraz ilgi görmek istiyorlardı.. Bilmem kaç olur olmaz, yıllarca adı duyulmaz spor dalının, Beden Terbiyesi tarafından federasyona bağlandığı halde, kendilerinin niye bir federasyonu olmadığından yakınıyorlardı… Tüm Dünya Ulusları karateyi spor takvimlerine alıyorlar, Avrupa Şampiyonaları, Dünya Şampiyonaları düzenliyorlardı… Demek ki karate spor dalıydı… Ama yurdumuzda Judo, spordu da, Karate, spordan sayılmıyordu. Yana yakıla buna değinmişlerdi sporcular… «Biz kiremitçi, biz tuğlacı» değiliz diyorlardı… «Bunlar kuvvet göstermizi ispatlamak için yaptığımız gündelik ve de olağan gösterilerdi… Ama iş orada bitiyor, yeniden spor salonuna dönüyoruz» diye konuşuyorlardı.



SPORUN ANA KURALI TERBİYE…

Karate, sporun ana kuralı terbiyeyi ön plana almıştı. Spor yapmak için salona ayak basanlar önce öğretmenlerini «HOS» diye selamlıyorlar, daha sonra kuşak sırasına göre yerlerini alıyorlardı… Maviler, Kahverengiler, Siyahlar hep ama hep bir düzer, içinde spor uygulamalarını sürdürüyorlardı… Normal yaşantıda bile bu düzen değişmiyordu. Örneğin bir lokantada Siyah kuşaklı yemeğe başlamadan, kahverengi kuşaklı başlamıyordu. Oturuşları, kalkışları, dolmuşa, vapura binişlerinde de hep bu saygı vardı.



Baş antrenör Hakkı Koşar ne derse o oluyor, kimse bir dediğini iki etmiyordu. Hani bazı spor dallarında olduğu gibi «Pabucu kapan» sahayı, salonu terk ederek antrenörüne de çatmıyordu… Her idman öncesi yapılan yemin, bu imrenilesi saygının başka bir kanıtıydı. Ve yeminde «Karatenin burada başladığı, büyüğün küçüğü hiç bir zaman ezmeyeceği, çalışma bittikten sonra artık karatenin unutulacağı» tek tek belirleniyordu…



AVRUPA ŞAMPİYONASI HAZIRLIĞI

Bir başka amaç için çalışmaları daha bir hızlandırmışlardı karateciler. Avrupa Şampiyonası için, federasyonları olmadığı halde İngiltere’ye davet edilmişlerdi. Beden Terbiyesi her zamanki ilgisizliğini gösterirse kendi olanakları ile bu şampiyonaya gidip, Türk karateciliğinin hünerini ispatlayacaklarını belirtiyorlardı… Şimdiden Hakkı Koşar, Ramazan Selik, Uğur Kesim, Kazım Aktan «Siyah Kuşaklılar» olarak hem çalışıyorlar hem ilgi beklediklerini daha bir yana-yakıla açıklıyorlardı… Ama azimliydi Karateciler.. Koşullar ne olursa olsun Avrupa Şampiyonasında Türk Karateciliğinin gücünü göstereceklerini belirtiyorlardı ve Koşar «Başarı ile geri döndüğümüzde bize inananlar çoğunlukta olacaktır, bundan kimsenin kaygısı olmasın» diyordu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-29-sayisi)

02.03.2021 02:36

Kategoriler:   Spor

Yorumlar