Menü

Büyük Takımların Kalesini Onlar Korudu

ÜÇ BÜYÜK kulübümüzün kalecilerini düşününce birdenbire aklıma 1965 yılı geldi. O yıllarda Genç Milli Takımımızın kalesinde Mete (İst. Spor), Yasin (İst. Spor), Yavuz (PTT)’u görürüz. Bunlardan önce Nihat (Beykoz) ayni görevi yapmış, Sabri (Beyoğluspor) bu çabalar içinde görünmüştü. Daha sonraları Mustafa (A. Ordu), Adil (Uşakspor) değişik milli takım kadrolarında kaleleri korumuşlardı.

Şu anda üç büyüklerin kadrosunda bulunan yedi yerli kalecisinden ilk karşılaştığım Nihat oldu. Nihat o sıralarda Beykoz’un A kadrosunda oynuyordu. Üstelik Genç Milli Takımımızın, Birinci Lig A takımında oynayan tek adamı idi. Bu yüzden kendisine biraz ağırca bir program hazırlamıştım. Çalışma programının yarısına gelmemiştik ki Nihat baygınlık geçirmeğe başladı. Kendisini dinlendirdim. Düşüncemi anlattım. Aldığım cevap gülünç ve düşündürücü idi:



– «Hocam, biz antrenmanlarımızda böyle şeyler yapmayız. İki tur atar. Çift kale oynarız. Çalışma biter. Eve döneriz.»

Yavuz ile Yasin futbol dünyamıza «Y – Y» olarak girdiler. Yavuz Ankara’da, Yasin İstanbul’da akranları arasında sivrilerek Genç Milli Takımımıza girdiler.

Her ikisi de çok güzel hareketler yanında büyük hatalar yapıyorlardı. 1966’daki şampiyonada Rusya’ya 3-1 yenilirken, son dakikalarda yediğimiz iki golde Yavuz’un payı büyüktü, ikinci maçımız Macaristan’la idi. Bu sefer kalemizde Yasin vardı. Oyunun 10. dakikasında 2-0 galiptik. Ender’in attığı golleri ve avantajı yine kalemizde meydana gelen hatalarla koruyamıyarak, oyunu 2-2 berabere bitirdik. Böylece şu kanı meydana çıkmıştı. «Y-Y» İkilisinden hangisi hatalarını azaltırsa o başarıya ulaşacaktı.



Zaman Yavuz’un lehine çalıştı. Yavuz «PTT»’den Fenerbahçe’ye geçti. Bu arada Manchester Fatihi ününü bile kazandı.

İşte bundan sonra lüzumsuz gurur «her çıkışın, bir inişi vardır» sözünü doğruladı. Olaylar Yavuz’u başarısızlığa itti. Pek tabii her şey şanssızlığa bağlanamaz. Kendi kusurları da vardı… Vardı ama, ortada büyük bir gerçek de vardı.

Antrenmandaki Yavuz, büyük çaba harcayan Yavuz, maçta ayni başarıyı gösteremiyordu. O kendisine, seyirci ona itimadını kaybetmişti. Son zamanlarda bu zor durum düzeleceğe benziyordu ki, Adil’le nöbetleşe kalecilik, iyiliğe set çekti. Sanırım ki bu durumdan Yavuz kadar Adil de zararlanmaktadır.

Burada Galatasaray ve Beşiktaş’ın tutumları Fenerbahçe’den daha olumludur. Onlarda da Yavuz, Adil kadar birbirine yakın kabiliyette kaleciler vardır. Formda olan oynatılıyor. Diğeri ise onun yerini alma çabasında veya kendisine sıra gelmesini bekliyor…

Baskın basanın, oynama hakkı da, daha başarılı olanındır. Yavuz’un durumu böyle oluşurken, Yasin’inki tamamen aksi yönde, fakat bu süre de Yasin’in yararına gelişmiştir.



Yasin Galatasaray’a geldiğinde o kadar talihsizdi ki nerede ise kayboluyordu. Hani haşarı ve haylaz bir genç için «Askere gitsin, gelsin, düzelir, adam olur» temenni ve sözü vardır ya; ona da öyle oldu. Askerlik Yasin’e yaradı. Bu arada bozulmuş morali düzeldi. Düzelen moralle her geçen gün daha iyiye gitti. Bugün bozuk düzen işleyen Galatasaray defansı beş Lig maçını gol yemeden atlattı ise bunda Yasin’in payının büyüklüğünü kimse inkar edemez.

Her şeyin fazlası insana zarar getirir. Bu büyük moral de zaman zaman Yasin’e kolay pozisyonlarda zorluklar çıkarıyor. Geçen yıl bu durum bazı gollere sebep olmuştu. Ancak unutulmamalıdır ki yüksek moral ve iyi form ciddiyetten uzaklaşmadıkça bilhassa kaleciye daima yarar sağlar…



Kaleci ve moral problemi ortaya çıkınca daima şu olayı hatırlarım: 1965’te Romanya’ ya gitmiştik… İlk maçı özel bir karma ile oynadık. Kaybettik. Milli maç için hazırlanırken, bir sabah antrenmanında Mete’de acaip hareketler başladı. Yanına gittim. «Hastayım hocam» dedi. Antrenmandan sonra doktor geldi. Kontrol etti. «Her şey normal» dedi. Fakat Mete’nin hareketleri normal değildi. Hep yatıyor üstelik «Paf puf» diye sesler çıkarıyordu. Tesislerin hastahanesine getirdik Mete’yi. Röntgenler alındı. İçi – dışı görüldü. Mete tepeden tırnağa muayene edildi. Doktorlar toplandı. Kararlarını verdiler:

– «Hiç bir şeyi yok. Olsa olsa bu maçtan korkuyordur.» Bunun üzerine sinir gevşetici bir ilaç verdik ve kendisine de şunları söyledim:



– «Hiç bir şeyden çekinme. Yarın sen oynayacaksın. Yüz tane gol de yesen seni kaleden çıkarmıyacağım. Haydi Allah kolaylık versin. Kendini iyi hazırla ve kendine güven.» Ertesi günkü maç 0 – 0 berabere bitti. Mete de sahanın yıldızı idi.

Kendi çabası ile meydana çıkan Sabri ise bazen günahı, bazen de sevabı çok olarak kalesini koruyup gidiyor. Peşindeki Mustafa da yapı ve kabiliyet olarak iyi. Ancak daha önce de belirttiğim gibi yan toplardaki zaafını ortadan kaldırması gerekiyor.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-33-sayisi)

23.09.2020 17:41

Kategoriler:   Spor

Yorumlar