Menü

Caligula

Caligula’nın gala gecesi 9 ünlü sanatçının figüran olarak katılımıyla apayrı bir renk ve orijinallik kazandı… Şehir Tiyatrolarınıda yıllardır görülmeyen bir güzellikte oluşan galada seyircilerin bitmek bilmeyen alkışlarına cevap veren ünlü sanatçılar böylece dayanışmanın da güzel bir örneğini verdiler…

Nobel Edebiyat ödolü sahibi (1957) varoluşçu tiyatronun önde gelen temsilcilerinden Fransız yazar Albert Camus’nün (1913-1960) dört sahne yapıtı (Caligula-1938, Yanlışlık-1941, Sıkıyönetim-1948, Doğrular-1949) arasında ilk yazdığı “Caligula” aynı zamanda sanatçının en çok sahnelenen ve beyaz perdeye de aktarılan önemli bir eseri. Oyun geçtiğimiz hafta içinde İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın Harbiye Muhsin Ertuğrul Salonu’nda uzun zamandır tanık olmadığımız kadar görkemli bir özel gösteriyle sanat çevrelerine ve protokole sunuldu.

Şehir Tiyatrosu sahnesinde konuk yönetmen Mehmet İksel’in rejisiyle oynanan yapıt ülkemizde ilk kez 1960-61 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Başrollerini Kartal Tibet ve Üner İlsever’in üstlendiği oyunun çevirmeni Yaman Koray’dı.

Roma Ren Ordusu askerlerince, giydiği asker ayakkabısından (Caliga) ötürü Caligula lakabı verilen Roma İmparatoru Calus Caesar, Augustus Germanicus, imparator olduktan sonra karakterinde ani değişiklikler meydana gelir. Kendisinin Mısır firavunları gibi kral ve tanrı olarak kabul edilmesini, bir “yeni güneş” sayılmasını ve bu sıfatla bütün uyruklarına tapınılmasını ister. Bir imparator – tanrı egemenliği kurmayı amaçlar, öldürülünceye kadar da dört yıl Roma halkına kıyım ve işkencede bulunur.

Albert Camus bu tarih dilimini çıkış noktası olarak, varoluşçu felsefeyi tiyatroyla (theatre existentialiste) bezeyip izleyiciye aktarıyor.

“Callgula”da Camus, varoluşçuluk felsefesini İmparator Caesar’da işliyor, ortaya koyuyor. İnsanın yaşam denen olay içinde saçma bir durumda bulunduğunu, anlamsız, amaçsız bir faaliyete mahkum olduğunu vurgularken, kişinin bu saçma özgürlük içinde takınabileceği olumlu ya da olumsuz tavırlara da sorun olarak yaklaşıyor. Kişinin yaşam denen olay içindeki bu saçma durumunu kavramasına gösterdiği değişik görünüş şekillerine bürünen başkaldırı, delilik, cinayet gibi sınır tanımaz heyecanlardan doğan tepkisel aksiyonları ve başlıcalıkla da siyasal cinayet haklı mıdır?” sorusunu boyutlu olarak ele alıyor.

Albert Camus mesajına amacına ulaşmak için dört dörtlük bir tarih dilimi yakalamış. Bunu usta dili, güçlü anlatımıyla kuvvetlendirmiş, işlemiş, yoğurmuş. 1935’te kurduğu Thâatre d’Equlpe adlı avangart tiyatro topluluğundaki oyunculuk ve yönetmenlik deneyimlerini de yanına alarak tüm bu kalem ve anlatım ustalıklarını üstün, doğru bir theatral yapıya oturtmuş. Sonuçta da ortaya dört dörtlük bir tekst çıkmış.

Savunduğu düşüncenin eğrilik ya da doğruluğunu tartışmayı felsefecilere bıraktığımıza göre “Caligula”yı hiç şüphesiz tiyatronun önemli yapıtlarından biri diye adlandırabiliriz. Camus izleyicisine aktarmak, iletmek istediği özü dolu, sağlıklı, usta ve bilinçli bir tekstle ortaya koymuş ama yönetmen Mehmet İksel kanınca renkli, dolu, doğru, yorumcu ve hareketli bir rejiye ulaşamamış. Yanılgılara, yanlışlara bolca düşmüş.

Caligula’nın kişiliği altına gizlenmiş, yaşam denen olay içindeki saçma durumunu kavramış, bu nedenle değişik görünüş şeklilerine bürünerek başkaldıran karakteri seyircinin önüne getiremiyor… İksel’e göre Caligula yalnızca zaman zaman bir canavar, zaman zaman da bir komik. (Venüs-Yarasa dansı). Bu arada da Caligula’nın öz düşüncesini anlattığı, felsefesini ortaya koyduğu kanımca da oyunun çıkış noktasını oluşturan cümlecikler üstünde durulmadan kaybolup gidiyor. Diyalogları bastıracak düzeyde, nereden ve niçin geldiği hiç mi hiç belli olmayan abes tamtam sesleri arasında akıp giden oyuna, yönetmenin minik de olsa bir yorum, bir yaklaşım getirmediğini (olumlu ya da olumsuz) bir ışık tutmadığını gözlediğimi söylemek istiyorum.

Tekst özündeki gerçek unutularak bir okuma parçası gibi sahneye aktarılmış. Ama oyunun en önemli, en anlatımcı karakterlerinden olan şair, unutularak, geri çekilerek, pasife alınarak!

Bu arada olanakları zengin sahneden (derinlik, sofita) faydalanmayan, izleyeni yorgun düşürecek renkleri tercih eden dekoratör Metin Deniz’in ardından yürüyen yönetmen İksel tüm bu yanılgılarının üstüne sıkışık sahne yerleşim düzenine yakışan, aynı sıkışıklıkta mizansenler saptamış. O koca sahnede duran, hareketsiz fotoroman karesi düzeni içindeki oyuncuların monolog ve diyaloglarına sıkça rastlanıyor. Oyunun ilk beş dakikası bu yanılgının kanımca en güzel örneği. Oyunun zaman zaman salona taşmasını da affınıza sığınarak yorumlayamadığımı, pek kavrayamadığımı samimiyetle söylemek istiyorum. Zaman zaman Caligula, zaman zaman da diğer oyuncular aniden bağıra çağıra salona doğru ilerlemeye başlıyor!.. Belki de sahnedeki oyun alanları dar, kadro kalabalık ondan diyorum! Ya sahnenin sağ tarafında eğreti duran ve ancak diskolarda rastlanacak türden yaldız kağıttan imal edilmiş aynalara ne demeli. Yönetmenin yorumu bu olmasın yoksa?

Oyunun çevirmeni daha çok başarılı kitap çevirilerinden tanıdığımız deneyimli bir dil ustası; Bertan Onaran. Nitekim Onaran “Caligula” çevirisiyle bu ustalığını bir kez daha ortaya koymuş. Zevkle izlenen, canlı ve hepsinden önemlisi Türkçe gibi Türkçesi olan bir tekst yaratmış. Caligula’daki araştırmanın ürünü kostümleriyle, geçtiğimiz yıl Galilei Galileo’daki başarısını yineleyen Sevim Çavdar ve yardımcıları Zepür Hanımyan ve Mete Yılmaz’ı da kutluyorum.

Oyunculara gelince: 21 kişilik kadroda aksayan, kötü oynayan tek bir sanatçı yok. Başta Cüneyt Türel olmak üzere tüm ekip yönetmen Mehmet İksel’in oyuna getiremediği yorumu, canı, rengi, öz gayretleriyle (sanki rejinin yanılgısının fazlasıyla farkındaymış gibi) getirmeye, katmaya çalışıyorlar. Cüneyt Türel’in (Caligula) usta oyunculuğunda tüm kadroyu yürekten, candan kutlamak alkışlamak istiyorum.

Caligula”yı uzun uzun anlattığım yanılgı ve yanlışlarına karşın Şehir Tiyatrolarımda yeni genel sanat yönetmeni Gencay Gürün’le başlayan aydınlık dönemin önemli bir müjdecisi olarak kabul ediyorum. Ve derin bir uykudan ayılmanın mutlu telaşı içindeki Şehir Tiyatrosu’nu desteklemek, Bertan Onaran’ın usta çevirisini ve 21 başarılı oyuncuyu alkışlamak için “Caligula”yı mutlak görmenizi öneriyorum.

Bağımsız opera sanatçısı Malda Sayar 19 Aralık 1984 Çarşamba günü saat 18.30’da Teşvikiye’deki Avusturya Kültür Merkezi’nde bir konser verecek. Piyanist Varujyan Aslanyan’ın eşlik edeceği konserde soprano Melda Sayar birinci bölümde, Schubert, Dvorak, Mozart, ikinci bölümde ise Puccini, Massenet ve de Verdi’den parçalar seslendirecek.

Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu özel tiyatrolara yapılan karşılıksız, devlet yardımının 1984-85 sezonunda 75 milyondan 100 milyona çıkarılacağını açıkladı. “Bizim verdiğimiz sadece küçük bir destektir, özel tiyatrolar devlete güvenmesin. Ekonomik koşullarını iyileştirmek için kendileri çaba göstersinler. Devlet Tiyatroları salonlarını dolduruyor, özel tiyatrolar da bunu sağlayabilirler. Her kurulan özel tiyatroya yardım vermeyeceğimizi de belirteyim” diyen bakan, olanakları sonsuz Devlet Tiyatrosu’nun salonlarını doldurduğunun reklamını yaparken, sanki yakın bir gelecekte karşılıksız devlet yardımının son bulacağını da fısıldar gibiydi. Malum Özal hükümetinin kitabında ”devlet desteği” sözüne yer yok da!

1 Ekim 1984’de perdelerini açan İstanbul Şehir Tiyatroları biri çocuk oyunu olmak üzere hâlâ sekiz oyun sergilemekte. Bunların yanısıra Dinçer Sümer’in iki kişilik oyunu “Eski Fotoğraflar” da reperluvara alınarak provalara başlanıldı. Nedret Güvenç’in sahneye koyduğu oyunda Oya Aydonat ve Ahmet Uz oynuyorlar.

Bulvar komedileri sahneleyen bir topluluk olarak tanıdığımız Tuncay Özinel Tiyatrosu bu sezon perdesini şimdiye dek sahnelediği oyunlardan oldukça farklı bir yapıtla açtı. Jean PaulSartre’ın öyküsünden Tom Eyen’in oyunlaştırdığı “Kafes”. (Demir Parmaklıklar Ardındaki Kadınlar) Tuncay Özinel’in yönettiği oyun geçtiğimiz pazartesi gecesi özel bir gösteriyle sanat çevrelerine sunuldu. Kostümlerini Utku Savaşeri’nin hazırladığı oyunda Tuncay Özinel, Ayla Arslancan, Doğu Erkan, Sabriye Kara, Peyker Özcan, Güzin Çorağah, Zeynep Tedü, Gülden Kıvanç, Aytaç Öztuna, Sühandan Tek ve Özden Özgürdal rol alıyorlar.

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-13-sayisi/)

19.07.2019 01:01

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar