Menü

Celile Toyon

İLK defa amatör olarak 1961’de «Grup 6» oyunlarında sahneye çıkan Celile Toyon, o zamanlar 17 yaşında idi. İlk oynadığı oyun da «Karar Ananın Silahları». Onu, ertesi yıl profesyonel olarak Kent Oyuncuları’na geçmiş görüyoruz. «Gülerek Girin» ve «Miras» ta oynuyor. 1963’ün sonunda Ulvi Uraz’a geçiyor. «Gözlerimi Kaparım» da ve «Ben Devlet’im!» de oynuyor. 1964’te Eskişehir Tiyatrosu’na gidiyor. «Yılanların Öcü» ve «Şarkıcı Kız» m başrollerinde oynuyor. Hatta mevsim sonunda «Şarkıcı Kız» la İstanbul’a Arena’ya geliyor.



– «O sıralarda idi,» diye anlatıyor Celile Toyon. «Oyunun bitmesine iki dakika vardı. Sahneden yere başım üzerine düştüm. Zorlukla kalktım ve nasıl oldu hatırlamıyorum, oyunu bitirdim perde kapanır kapanmaz beni ilk yardıma götürdüler. Tam dört gün sırt üstü yatırıp, beyin kanaması olup olmadığımı kontrol ettiler. Fena bir netice çıkmayınca tiyatroya dönüp oyuna devam ettim. Ama hala o korkunç dört günü tüylerim ürpererek hatırlarım.»

Eskişehir Tiyatrosu dağılınca, 1965’te Ankara Sanat Tiyatrosu’na geçti. Bu yıla kadar orada kaldı. Tiyatronun ilk İstanbul turnesi sonunda ayrılarak Gülriz Sunarı – Engin Cezzar topluluğuna katıldı.



5 Ekim 1944’te İstanbul’da Sultanahmet’te Doğan Celile Toyon, Şehir Tiyatrosu artistlerinden Ersan Uysal’la evlidir. İstanbul Konservatuvarı Tiyatro Bölümünden mezundur. Boyu 1.61, kilosu 51’ dir. Saçı kızıl siyah, gözleri kahverengidir. Kedilere çok düşkündür: Nuri, Osman, Merdefe, Handan adında dört kekedisi vardır. En sevdiği sinema artisti Fikret Hakan’la Yılmaz Güney, tiyatroda ise Gazanfer Özcan, Münir Özkul ve Yıldırım Önal’dır.

Müzik olarak klasik Barok müziğini seven Celile Toyon, «Artist olmasaydım, muhakkak ressam olurdum,» diyor.

Hiç sigara içmez, en sevdiği içki ıhlamurdur. Alkollü içkiyi de bir yere gittiği zaman ayıp olmasın diye ancak bir kadeh içer. Gece hayatından pek hoşlanmaz.



– «Bugünkü Türk tiyatrosunu nasıl buluyorsunuz?» diye sorduğum zaman, «Tiyatro fazla enflasyondan veya meslekten olmayanların bu alana girmelerinden olacak, seyirciyi eğitmek ve onu yükseltmek için ona A’dan Z’ye doğru giden eserler vermek lazımken bu olmuyor,» diye anlatıyor. «Bazıları doğrudan doğruya halkın A’yı, B’yi, C’yi bildiğini kabul ederek, ortadan başlayıp Z’ye doğru gidiyor. Bir kısmı bunu başaramayınca, kabahati doğrudan doğruya seyirciye yükleyip «Anlamıyorlar» diye ümitsizliğe kapılıp A’ya doğru dönüyor. Yani bir «Sultan Gelin» ile başlayıp doğrudan doğruya «Godot’u Beklerken» e gitmek nasıl hata ise, «Godot» ile başlayıp «Halk anlamıyor,» diye «Sultan Gelin» e dönmek de ayı derecede yanlış. Bu, tiyatronun eğitimi hem tiyatronun hem o tiyatronun seyircisinin kabiliyetine göre yavaş yavaş olmalıdır. Ben şahsen tiyatroların kendi seyircilerini yavaş yavaş eğitmeleri taraftarıyım. Son beraber bulunduğum AST Tiyatrosu bir bakıma bunu kendi gücü içinde yapıyordu. Yeni topluluğumuzun da amacı aşağı yukan bu…»



– «Sanat hayatınızda hiç unutamadığınız bir olay var mı?»

– «Bir değil iki olay var. İkisi de kaza ile ilgili. Birincisi yukarıda anlattığım sahneden beyin üstüne düşmem. İkincisi AST’ın meşhur otobüs kazası. Asaf Çiyiltepe en önde oturuyordu. Onun ölümünü hepimiz gözlerimizle gördük. Ben kazadan bacaklarımda bir, iki çizikle kurtuldum. Rana Cabbar’m yüzü feci şekilde yırtılmıştı. Yoldan geçen vasıtalarla İslahiye’ye götürüldük. Acele Rana’nın yüzünü en iptidai şekilde diktiler. Ameliyat sırasında zavallının yüzüne sinek konmasın diye, elimde gazete durmadan yelledim. Sonra tekrar Gaziantep’e götürüldük. Rana’nın yüzünü orada, bir daha yeniden diktiler…»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1969-tarihli-51-sayisi)

20.11.2020 20:15

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar