Menü

Cem Karaca’dan İlginç Nişan Teklifi

Önce size bir soru: Taşıtlar ne işe yarar? Acele edip «Bir yerden bir yere gitmeye yarar,» demeyin sakın… Bundan iki yıl öncesine kadar biz de öyle zannederdik. Meğer işin başka tarafı da varmış. «Geç fark ettim taşın sert olduğunu,» diyen Cahit Sıtkı Tarancı gibi biz de taşıtların «ek görevini» biraz geç fark ettik.

Cem Karaca'dan İlginç Nişan TeklifiEfendim, bundan iki yıl önce gazetelerde çok ilgi çekici, küçük bir nişan ilanı çıkmıştı. İki genç Üsküdar – Kabataş arabalı vapurunda nişanlanacaklarını dostlarına, arkadaşlarına gazeteye ilan vererek duyurmuşlardı. Nişan günü gençlerin niçin arabalı vapurda hayatlarını birleştirecek halkaları parmaklarına taktıklarının sırrı da çözüldü. Meğer genç kızla delikanlı arabalı vapurda tanışmşlar. Sonunda bu tanışıklık flört, aşk derken nişana kadar uzayınca, «Madem saadetimizin temeli Avrupa ile Anadolu arasında işleyen bu vapurda atıldı, nişanımızı arabalıda yapalım bari,» demişler.

Geçenlerde, vapurdan sonra tren de sırasını savdı. Nişan için vapur yerine treni seçenlerin isimleri size hiç de yabancı gelmeyecek. Cem Karaca’yla Meriç Başaran bunlar. Evet, yanlış anlamadınız. Meriç Başaran’la Cem Karaca, geçtiğimiz hafta salı gecesi, İstanbul – Ankara seferini yapan 19,30 treninde aniden nişanlandılar.

Biliyorsunuz, iki aya yakın bir zamandan beri İstanbul tiyatrosu turnede. Şu günlerde de Ankara’da. Meriç, tiyatronun artistlerinden biri. Cem de aynı tiyatronun temel direklerinden Toto Karaca’nın biricik oğlu. Tiyatro Ankara’da, ama Meriç Başaran niye mi İstanbul’da? Söyleyelim. Meriç ay sonuna kadar hemen hemen her gece İstanbul dışında sahneye çıkacağı için fırsat buldukça uçağa atlayıp İstanbul’a, Cem’in yanına geliyor da ondan.

Cem Karaca'dan İlginç Nişan TeklifiSalı gecesi Cem Karaca akşam yemeğini Meriç’lerin evinde yemiş. Tam kahve içerlerken, artık yemeğin rehavetinden boş mu bulunmuş, yoksa zihni açtığı rivayet edilen kahve beynine küşayiş mi getirmiş, ne olmuşsa olmuş, damdan düşer gibi, «Yahu Meriç biz nişanlanmak için daha ne bekliyoruz?» deyivermiş. Hanidir. «Cemo» sundan (Meriç Başaran Cem Karaca’ya böyle diyor) bu teklifi bekleyen Meriç lafı ikiletmemiş ve (bu durumdaki bütün hemcinsleri gibi) hafifçe kızarıp yere bakarak «Bilmecem» i yapıştırıvermiş. Anlayacağınız, alan razı veren razı. Önce her iki tarafın ailesine haber verilsin mi, verilmesin mi, onu düşünmüşler. Sonunda sürpriz yapmaya karar vermişler. İki tarafa haber verilse kolay, bir evde veya bir salonda yüzükleri takarsın, olur biter. Bu defa başlamışlar kimsenin haberi olmadan nerede nişanlanabileceklerini düşünmeye. Sonunda yine Cem, «Yarın akşam Ankara’ya gitmiyor muyuz? Gündüz yüzükleri alırız, içine isimlerimizi kazdırırız. Gece de trende yüzükleri takarız, olur biter!» demiş.

Bu fikir Meriç’in çok hoşuna gitmiş. Hemen ertesi gün yüzük almak için çarşıya çıkmışlar. Yüzükler alınmış, içine isimler kazılmış. Hatta Meriç, «Biz tarih kazdırmayalım, eski zaman şairlerinin yaptığı gibi ‘tarih düşürelim’» demiş. Yüzüklere isim kazacak olan adam onlara bakmış, bakmış ve, «Tabii olur, ama bu iş için en az bunun dört misli kalınlıkta yüzük lazım,» deyince hemen vazgeçmişler. O sırada aynı dükkanda bir müşteri daha sıra bekliyormuş. Onların yüzüklerini görmüş, konuşmalarını duymuş, bu arada ağızlarından kaçan «trende nişan» lafını işitmiş ve işi biter bitmez de açmış telefonu…

Cem Karaca'dan İlginç Nişan TeklifiBiz telefonda bu haberi işitince hemen Haydarpaşa’ya gittik ve trenlere binen yolcuları süzmeye başladık. Bekleyen derviş, nasıl muradına ererse, bizde sonunda muradımıza erdik ve Meriç’le Cem’i gişe önünde gördük. Bekir Sıtkı ünlü şiirinde, «Bir bilet aldım gişeden — Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan» der. Cem de hemen gişeye yanaştı, bir yerine iki bilet aldı ve iki sevgili güle oynaya trene bindiler. Tabii biz de peşlerinden.

Tren kalktıktan sonra restoranda karşılaştık. Bizi görünce biraz şaşırdılar, sıkıldılar, ama pek renk vermediler. Onlar, bizim nişan işinden haberimiz olduğuna ihtimal vermedikleri için hiç o önemli konuya temas etmiyorlar, ortadan laflarla işi idare etmeye çalışıyorlardı! Neyse, bu arada biz Meriç’in, günde iki paket Yeni Harman sigarası içen Cem’e (o da içine çekmemek şartıyla) günde 4 sigara içmesi için müsaade verdiğini öğrendik. Cem bizim yanımızda günlük kontenjanını tamamladıktan, yani dördüncü sigarasını içtikten, sonra müsaade isteyip kompartımanlarına gittiler. Saat o sırada tam 22 idi. Tabii biz de hemen peşlerinden… Bir süre kapının önünde durduk. İçerden, «Şu yüzükleri çıkarsana artık,» «Şuraya koymuştum. O çantayı ver hayatım,» gibi sesler geliyordu. Saat 22,15’te onlar, «Bir ömür boyu mutlu olmaları,» dileğiyle yüzükleri birbirlerinin parmaklarına taktılar, biz de o anda kapıyı açıp flaşımızı patlattık…

Cem Karaca'dan İlginç Nişan TeklifiSonra?… Evet önce şaşıran, sonra kızan «dumanı tüten nişanlılar» en sonunda her şeyi bildiğimizi, daha önemlisi olayı fotoğrafla tespit ettiğimizi görüp «İfşaata» başladılar. Önce niye trende nişanlandıklarını açıkladılar. (Malum, sürpriz hikayesi). Sonra «Ne zaman evleneceksiniz?» sorusuna cevap verdiler. Meriç’le Cem en geç iki ay sonra evleneceklermiş. Nikah muamelelerine Ankara dönüşü başlayacaklarmış. Katı bir tarih vermemelerinin sebebi de malum: Biri müzisyen, diğeri tiyatro sanatçısı. Önceden yapılmış angajmanlar ikisinin de elini, kolunu bağlıyor. Muamelelerini bitirir bitirmez ilk boş günlerinde nikah dairesinin yolunu tutacaklarmış. Yalnız işin bundan sonrası biraz karışık. Bugünlerde «İmam Nikahı» adlı piyeste oynayan Meriç, «Medeni nikahın yanı sıra bir de imam nikahı yapsak hiç de fena olmaz,» diyor, ama Cem, aynı fikirde değil.

Siz hiç nişanlı çiftlerin birbirlerinin aleyhinde konuştuklarını duydunuz mu ki Cem’le Meriç birbirlerinin aleyhinde konuşsunlar. Meriç, «Çok mutluyum. Onu mutlu etmek tek gayem olacak,» derken, Cem Karaca da, «Nihayet aradığım kadını buldum. Bulunca da ona mal bulmuş mağribi gibi sarıldım, kandırdım,» diyor.

Genç nişanlılar saat tam 22,45’te kompartımanlarına çekildiler ve kendi aralarında Ankara’dakilerin bu haberi nasıl sevinçle karşılayacaklarını düşünmeye başladılar.

Ama doğrusunu söylemek gerekirse Ankara’dakiler bu haberi hiç de umdukları gibi karşılamadılar. Tabii Cem’le Meriç’in taktik hatalarının da büyük payı oldu. «Aile Tiyatrosu» olan İstanbul Tiyatrosu elemanlarını yatakta bastırıp «Biz nişanlandık» deyince başta ana Karaca olmak üzere çoğundan şöyle bir cevap aldılar: «iyi be kardeşim. Ne haliniz varsa görün. Bırakın da biraz daha uyuyalım.»

Tabii uykudakiler uyanıp mahmurluklarını atınca bu haberi tekrar dinlediler ve çok sevindiler, genç nişanlıları tebrik ettiler.

Neyse, uzun lafın kısası böylelikle vapurdan sonra tren de nişan sırasını savdı. Kala kala bir otobüsle, bir uçak kalıyor. Bizden «orijinal nişan» yapmak isteyen sevgililere duyurması…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-36-sayisi)

10.08.2019 22:31

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 20 Ağustos 2015 18:36

    Cansu Kaya

    toto teyze vardı cem karacanın annesi bizim mahallede otururlardı bakırköyde, minnacık bir kadındı ve kibarlığı dillere destandı
  • Yayınlandı: 21 Ağustos 2015 14:58

    Ahmet Güçlüce

    büyük usta
  • Yayınlandı: 8 Eylül 2015 14:16

    NUR HAYAT YÜZEN

    cem karacadan bu beklenirdi tabi :D
  • Yayınlandı: 8 Eylül 2015 14:16

    ŞENER BAYSAL

    farkını konuşturmuş üstad :D