Menü

Cüneyt Arkın Sitem Ediyor

– SİZE göre sinema nedir?

«Sinema eylem değil, eğlencedir. İzleyenleri eğlendirirken, aynı zamanda eğitmeli. Dünyada ekonomik, sosyal ve siyasal krize giren ülkelerin tarihlerine baktığımızda geleneklerini, uygarlıklarını eğitim ve törelerini kaybettiklerini görüyoruz. Biz kaybetmeyelim.

«Kitapla sinema adamı da olunmaz. Filmi klaketsiz çekiyorum ben. Çekmezsem 4 kutu film fazla gider. Film daha başlarken 250 bin lira zararla başlamış olur.

«Türk sinemasında insan malzemesi ve gücü güzel. Batı sinemasını biz ancak bu güçle geçebiliriz. Batı sinemasındaki bir dublör bile benden fazla kazanır. ‘Üç Süperman’ adlı filmde benim İtalyan dublörümün ayağı kırıldı. Ben üzüldüm, o sevindi. Neden sevindiğini sordum. ’10 misli para ve ömür boyu aylık alacağım. Bundan güzel bir şey olur mu?’ dedi. Filmin sonlarına doğru da benim parmağım kırıldı. Kırık parmakla filme devam etmek zorundaydım. İşte sinemamızın durumu bu.»

– Bu sezon kaç filmde oynadınız?

«Biri kendi adıma, diğeri başka firmaya iki film çektim.»

– Geçen yıl daha çok film çekmiştiniz. Hatta rekor sizdeydi. Bu azalışın nedenini anlatır mısınız?

«iki yıl içinde sinema oyuncuları ya kendilerini toparlar, ya da giderler. Çünkü, Türk sineması büyük bir kriz içinde. Batıda bir film çekilirken basınından TV’sine kadar büyük bir kampanya oluşuyor. Bir canlılık var. Bizde bu canlılık yok. Bizde sadece oynayan kadın oyuncunun çıplaklığı, skandali, aşkı ile ilgileniliyor… Bizim sinema hipnotize otmuş gibi uyuyor… Bu yüzden ben dikkatli adımlarla çok iyi projeler yapmak zorundayım. Filmlerimin azalmasının nedeni budur.»

– Diğer ünlü aktörlerin aksine sizin filmlerinizde oynayan kadın oyuncuların isimsiz ve seks oyuncusu oldukları öne sürülüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

«Bu kadın oyuncu olayı benim değil, üç yıldır devamlı çalıştığım firmanın politikasından ileri geliyor. Ben daha iyi, daha büyük isimlerle oynamak isterim tabii.»

– Fiyatınız 10 yılda ne kadar arttı?

«Fiyatım çok geriledi…»

– Neden?

«Sinema politikamı bile etkileyen arabesk olayı… Arabesk çıkmadan evvel ‘Adalet’, ‘Cemil’, ‘Babalık’, ‘Babanın Oğlu’, ‘Yaralı Kurt’, ‘Deli Yusuf’ gibi belirli kalitede büyük iş filmleri yapmıştık. Her kesimi ilgilendiren, sinemaya çeken filmlerdi bunlar… Yapımcılar arabeske ağırlık verince böyle kadrolu ve ağırlıklı filmlere nakit ayıramaz oldular. Bir arabeskçi film başına 10- 15 milyon alırsa, diğer prodüksiyonlara para kalır mı? Bazı büyük firmalar bu yüzden kapandı ya da yapımcılığa ara verdi.»

– Arabesk filmlere karşı sizin tavrınız ne oldu?

«Onlara karşı ben de avantür filmler yaptım. Seks filmi yapamazdım tabii… Yani, üç numaralı fiyatla bir ideal uğruna döndük tekrar başa.»

– Buna neden gerek duydunuz?

«Ben sinemanın Don Kişot’uyum. Kim ne derse desin benim deliliğım bambaşkadır. Bir Don Kişot’luk yapalım dedik ve hala da yapıyoruz.»

– Peki başarılı oldunuz mu?

«Döne döne aynı cephede çarpışıyoruz. Arabesk filmler eski sükselerini kaybetti. Demek mücadeleyi Don Kişot kazanacak!..»

– Sinemada arabeski nasıl yorumluyorsunuz?

«Arabesk oyuncuları aşağılayamam. Aralarında çok sevdiğim insanlar da var. O kadar parayı verseler belki ben de öyle filmler çekebilirdim. Arabesk, sinemamızı bugünkü ekonomik krize iten bir olaydır. Sinemada 10 senemizi kaybettik. 10 senede biz kimbilir nerelere gelirdik. Sinemamızı geriye götürmüştür arabesk. Bu kadar ilkel filmler olamaz. Benim yıllar önce yaptığım filmlere bile birkaç şarkı ekleyip arabesk filmler yapıyorlar. Daha geçen ay seyretmiştim. Orhan Gencebay’ın ‘Zulüm’ filmi, benim Fatma Girik’le çevirdiğim ‘Büyük Yemin’ filminin adaptasyonu.»

– Sinemamızın son durumunu nasıl görüyorsunuz? Bir de video filmleri modası başladı. Bunlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

«Adamlar 8-9 milyon alıyor. Nasıl alıyor diyen yok, soran yok. Sinemamız yorgun, biz yorgun. Bu kişiler ne yapıyorlar! İpek gömlek, Avrupa takım elbise, Hilton’da taratılan saç ve al sana jön. Olur mu böyle şey? Benim sırtımdaki yaraların, bacağımdaki kırıkların haddi hesabı yok. Ölümle burun buruna film çeviriyorum ama bu arkadaşların aldıkları paranın onda biri elime geçiyor. Düşünün artık siz gerisini. Video olayını son derece eleştiriyorum. Türkiye’deki video durumu kadar iğrenç bir şey olamaz. Bizim gibi adamlara belki şunu sağladı, seyrediyoruz, ibret alıyoruz. Bizim video filmleri rezalet.»

– Senaryo yazıyor musunuz?

«Evet. Bir hayli yazdım ve yazmaya devam ediyorum…»

– Sinemada bir çeyrek asırdır varsınız. Son 10 yıldır sinemada jön çıkmıyor. Çıkanlar da büyük aşamalar yapamıyorlar, neden?

«Kadın oyuncuların gitme ya da sinemada tutunamama nedeni basından kaynaklanıyor. Sürekli özel hayatları irdeleniyor. Onlar da zemin hazırlıyor. Sinemayı meslek olarak görmüyorlar. Araç olarak kullanıyorlar. Zengin birini bulup, kapatma oluyorlar. Oyunculuk kolay değil. Ben her filmimde 50 tane oyun kusuru bulurum. Oyunculuk her an çalışma ve gözlem isteyen bir iş. Oyuncu olmak için bir defa insanın çok zeki olması lazım. Dinamik olmalı, çevresi olmalı, sporu, sanatı, güzel olan her şeyi sevmeli ve hepsinden önemlisi sinemayı sevmeli. Yani yalnız fizik güzelliğiyle sinema oyuncusu, jön olunamaz. Şimdikiler işin kolayına kaçıyorlar. İmzayı atıyor, mukaveleyi yapıyor, kamera önüne geçiyor. İş bitince sinema da bitmiş oluyor. Çileyi, zahmeti çeken biz oluyoruz.»

– Sinemada sizce kaybolan nedir?

«Teknik ekip ve hikaye. Eskiden bir teknik ekip vardı. Bombayı o hazırlar, vakti gelince, patlatırlardı. Fünyelerin hazırlanması, silahların kuru-sıkı doldurulması hep bu deneyimli ekip sayesinde olurdu. Şimdi böyle bir ekip kalmadı. Bu tip sahnelerde başıma olmadık bir kaza gelmesin ya da güme gitmemek için bizzat işin başında duruyorum. Ne olur ne olmaz. Gördünüz işte Hülya Avşar’ın sette başına geleni. Fünye herhalde iyi ayarlanmamış. Kız belki hayatından bile olabilirdi. Bir de hikaye yok. Evirip çevirip hep aynı hikayeleri filme alıyorlar.»

– Yönetmenlerimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?

«Teknik ekibi tembelliğe iten biraz da yönetmen arkadaşlar oluyor. Adam sandalyeyi alıp bir köşeden bir köşeye taşımaya yüksünüyor. Neticede o sandalyeyi konulacak yere yine yönetmen arkadaş koyuyor. Sonra bizdeki yönetmenlerin en büyük hatası senaryo çalışmalarına katılmamaları… Senaryo çalışmalarına katılmadan, en büyük yönetmen de olsa büyük film çekemez.»

– Kumar oynar mısınız?

«Yazlıkta aile pokeri oynarım. Bir nevi dinlenmek için. Tavlayı şimdi küçük çocuklar bile oynuyor ama ben bilmem. Satranç oynarım. Güzel ama bilen az.»

– İçkiyi bıraktığınızı biliyoruz ama arada bir içtiğiniz oluyor mu?

«10 yıl oldu içkiyi unuttuk. Şimdilik çaya devam ediyoruz. Öyle ki içkinin artık kokusuna bile dayanamıyorum. Nefret ediyorum.»

– Bazen çeşitli kadınlarla aşk yaşadığınız şeklinde dedikodular yaratılıyor, eşiniz bu konuda ne diyor?

«Böyle konular eşim Betül’le aramızda konuşulmaz bile. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Evet, yazılıp çiziliyor ama, inanın 20 yıldır sinemadan hiçbir kadınla ilişkim olmadı. Hepsine meslektaş gözüyle baktım.»

– Evde sinirlendiğiniz zaman bardak tabak kırdığınız söyleniyor. Doğru mu?

«Bunu söyleyenler ya da bu dedikoduyu yayanlar, bardak tabak fiyatlarını bilmiyorlar herhalde… Şimdi hepsi ateş pahası. Onları kıracak kadar bankör değilim.»

– Sizin için cimri diyorlar. Öyle misiniz?

«Evet, elim sıkıdır. Dostların elini samimiyetle sıkarım. Belki bu yüzden söylüyorlardı. Şaka tabii.»

– Annenizin mezarını yaptırmadığınız, babanıza do bakmadığınız söyleniyor, ne dersiniz?

«Olur mu öyle şey!.. Babam yanımda kalıyor. Krallar gibi de rahat. Yazlığa götürecektik, gelmek istemedi. Kışlık evde kalıyor. Keyfi ve sağlığı yerinde.»

– Bir de kamuoyunda sık sık sözü geçen bir nafaka davanız var. Eski eşiniz kızınıza nafaka vermekten kaçındığınızı söylüyor. Bu konuda ne diyorsunuz?

«Baba ile kız arasına kim girebilir! Benden 125 bin lira nafaka isteniyor. Bir babanın çocuğuna bakmamasına imkan var mı? Olur mu öyle şey! Çocuğumun her şeyinden ben sorumluyum. İlk eşimden ayrılmış olsam bile çocuğumun babasıyım. Ona bakmakla ben yükümlüyüm. Çocuğa paradan önemli şeyler vermek lazım. Benden istenen nafaka parasını çocuğuna bir günlük harçlık olarak verenler var. O çocukların durumu içler acısı Demek ki para her şey değil! Benim diğer çocuklar telefon açtılar, ‘Baba video seyredemiyoruz. Kablo lazım’dediler. Gece yarısı, atladım arabaya, çocuklar video seyretsin diye Silivri’deki yazlığımıza kablo yetiştirdim. Ben böyle ilgili bir babayım.»

– Sizin için diplomasız doktor dediler. Bu konuda ne diyeceksiniz?

«Biliyorum. Doktorum diye övünmüyorum ki. Doktorluk da yapmıyorum. İspat etmeye de ihtiyacım yok.»

– Bir ara özel hastane kuracağınızı belirtmiştiniz? O gerçekleşecek mi?

«Arsamız, aletimiz vardı. Bir özel hastane kurmak için girişimlerde bulundum. Ama olmadı. Doktorluk bizden geçti. Tıp ilerledi. Biz de bildiklerimizin çoğunu unuttuk. Bilgilere yeni bilgiler eklenmeyince bir anlamı yok eski bilginin. Bazı hastalıkların başka çeşit tedavi yolları bulunmuş. Benim yeniden tıp okumam imkansız…»

– Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?

«Çocuklarımla, kitaplarımla, bahçemle ve köpeğimle ilgilenirim. Bir de dışarıdan gelen video filmleri seyrederim…»

– Günde kaç tane seyrediyorsunuz?

«Ayda ortalama 100’ün üstünde.»

– Mutlu musunuz?

«Evet… İnsan belli bir yaştan sonra yaşamın önemini daha iyi farkediyor. Yaşamak başlıbaşına bir sanat zaten. Çocuklarım, eşim, işim, bahçem, çiçeklerim bana üzüntülerimi unutturuyor. Mutluyum.»

– Bu görüşme için çok teşekkür ederiz.»

«Ben teşekkür ederim.»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-31-sayisi)

30.07.2019 00:31

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 12 Kasım 2016 21:32

    Belgin ekinci

    Eski sinemacılardan kalan son kale. Yasayan efsane cüneyt arkın.