Menü

Cüneyt Arkın Yurda Döndü

Cüneyt Arkın Yurda Döndü«2 filmin eksik kalan sahnelerini tamamladıktan sonra uçağa atladım ve Tahran’a gittim.

Beni havaalanında rejisör, prodüktör ve filimde rolü olan artistlerle bazı gazeteciler karşıladı. Doğrusunu isterseniz karşılanacağımı tahmin ediyordum ama, böylesine büyük bir kalabalık tarafından karşılanacağımı beklemiyordum.

«İnsan ne iş yaparsa yapsın, kaç yaşında olursa olsun kendi memleketinden ayrılınca; çevresinden, kabuğundan çıkınca birden yabancılaşıveriyor, bakışlarına bir hüzün, hareketlerine tarif edilmez bir çekingenlik geliyor. Ama önce havaalanındaki o merasim, sonra alay-ı vala ile şehre gidiş bende ne yabancılık bıraktı, ne de çekingenlik.

«Ertesi sabah erkenden kalktım. Otele gelen İran’lı filimcilerle birlikte ‘Hazreti Yusuf ve Züleyha’ filmini çevireceğimiz stüdyoya gittik. Şimdi size uzun uzun nasıl şaşırdığımı, nasıl hayretler içinde kaldığımı, sonra da nasıl kara kara düşüncelere daldığımızı anlatacağım. Siz siz olun da, memleketimizdeki en büyüğü orta büyüklükte bir apartmanın arsası kadar bir yer kaplayan stüdyolarda filimler çevirdikten sonra, komşu bir ülkenin bizim Yıldız Parkı kadar bir sahaya yayılmış büyük ve modern stüdyosunu görünce, önce şaşırmayın, sonra da kara kara düşüncelere dalmayın bakalım.

Cüneyt Arkın Yurda Döndü«Stüdyoyu gezdikten sonra (Stüdyoyu sadece şöyle bir gezmenin 2 saatimizi aldığını da ilave edeyim) filmin ilk planının çekileceği yere gittik. Burada işçiler dekoru tamamlamak için çalışıyorlardı. (Filmin tamamının dekorları için 250.000 licaya yakın bir para harcanacakmış). Oradan stüdyo binasına girdik. ‘Pleto’yu ve stüdyonun teknik kısmını da gezdikten sonra filmin rejisörü Reis Firuz’la konuşmaya başladık. Firuz Bey İran’ın en tanınmış rejisörlerinden biri. Yılda 4 filimden fazla çevirmiyor ve her filmine bizim paramızla 140.000 lira kadar bir ücret alıyor.

«Stüdyoyu gezdikten sonra şerefime tertiplenen bir partide İran’lı gazeteci ve artistlerle tanıştık, ertesi sabah da ‘Bismillah’ deyip ‘Hazreti Yusuf ile Züleyha’ filmine başladık. Bu arada ben çok enteresan bir şey öğrendim. Çekilen filimler hemen banyo ediliyor ve biz setten dönüp banyo yaptıktan, giyindikten sonra filmi seyredebiliyoruz. Birıcaç saat önce çevirdiğimiz sahneyi beyazperdede görmenin zevki ne yalan söyleyeyim bambaşka.»

Cüneyt Arkın bu arada ilgi çekici bir olaydan da bahsetti. Filimde o «Hz. Yusuf» u, Füruzan adlı İranlı yıldız da «Züleyha» rolünü oynuyormuş. Cüneyt. İran’a giderken, Füruzan Türkiye’ye gelmiş, Kartal Tibet ve Filiz Akın’la «Tahran Macerası» adlı filmin Türkiye’de çekilen sahnelerinde oynamaya başlamış. Bu yüzden önce Cüneyt’in tek sahnelerini çekmişler. Füruzan Türkiye’deki filmi tamamlayıp memleketine dönünce hemen «ikili» sahnelere başlamışlar. Tabii Füruzan sete gelip de Cüneyt’le tanışır tanışmaz Cüneyt onu bir köşeye çekmiş ve «memleketten haber» sormuş…

Cüneyt Arkın Yurda DöndüCüneyt’e «İran’da sıkıntı çektin mi?» diye sorunca, «Hem de nasıl?» der gibi başını salladı.

«İran’da en çok ‘dil’ bakımından sıkıntı çektim,» dedi. Yanlış anlaşılmasın bu ‘dil’ günlük hayatınızma kullandığımız ‘dil’ değil. Onu çat-pat İngilizcemizle, kırık dökük Fransızcamızla idare ediyoruz, ama filim çekilirken dil yüzünden çektiğim sıkıntıyı bir ben bilirim, bir de Allah. Filimdeki bütün konuşmalar Farsça. Onun için bilhassa yakın planlarda benim de Farsça konuşmam lazım ki, dublajda beni seslendirecek olan sesini dudak hareketlerime uydurabilsin. Bunun için filimde söyleyeceğim lafları kendi kendime defalarca tekrar ediyorum.»

Bu arada Cüneyt’den çok enteresan bir şey daha öğrendik. Dışardan getirilen filimlerin önce dublajı yapılıyor ve bütün sinemalarda Farsça oynuyormuş. Bu sebepten İran’da dublaj işi hayli ilerlemiş. Bir filmin dublajı 3 günde bitiyormuş.

Cüneyt Arkın bir süre durdu. Hey gidi günler hey!» gibilerden başını salladı ve anlatmaya devam etti:

– «Düşünün, yabancı bir memlekettesiniz, rejisör yabancı, artistler yabancı, teknisyenler yabancı… Sete gelen foto muhabirlerinin flaşı bile yabancı… Allah’tan bütün bu «yabancılıklara» rağmen ortaya eli – yüzü düzgün bir filim çıktı ve yüzümüzün akıyle döndük memleketimize.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-47-sayisi)

11.08.2019 00:39

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 27 Ağustos 2015 12:36

    Ayşe İnan Kamber

    cok büyük oyuncuydu coook