Menü

Cüneyt Arkın’ın En İyi Arkadaşı

Cüneyt Arkın'ın En İyi ArkadaşıBiz hariç, dünyanın hiç bir ülkesinde öyle «ha» devince filme başlamazlar. Önce uzun uzun hazırlanırlar, çekim sırasında meydana gelebilecek her türlü aksaklığı bir bir hesaplayıp ona göre tedbirlerini alırlar. Oralarda, filim çevirme işi böyle uzun bir «hazırlık safhası» na dayandığı için sette de tabii her şey «tıkır tıkır» işler. Oysa bizde durum bunun tam tersidir. «Hazırlık» falan hak getire… Her sette muhakkak hiç hesapta olmayan bir aksilik, bir engel çıkar. Filimciler de bunları yenelim, engelleri yıkalım derken filmin kalitesiyle pek ilgilenmezler, engelli koşan atletlere dönerler!…

Bu aksilikler, bu engeller kostüme filimlerde diğerlerine nispetle daha da çoğalır. Bir bakarsınız padişahın tacı unutulmuş, bir bakarsınız ordu tamam da silah yok! Üstelik tarihî filimlerde bir de «at problemi» vardır. Şöyle bir düşünün. Filminizin kahramanı ünü dünyaları tutmuş, yedi düveli titretmiş, güçlü mü güçlü, bahadır mı bahadır bir tarihi kişi. Onu sütçü beygiri gibi «uyuz» bir ata bindiremezsiniz ya! Peki, şehir içinde öyle besili atı (hem de filmin maliyeti artmasın diye ucuzca tarafından) nasıl bulacaksınız? Hadi, buldunuz diyelim. Atın besili olmasıyla iş bitmiyor ki. Meret, hem iri şaha kalkacak, hem iyi koşacak, hem iyi… Hasılı bir atın ne marifeti varsa hepsini bir güzel yapacak, üstelik bunları «iyi, çok iyi» yapacak. Yani «dört ayağında on dört hüner» bulunacak. Şimdi belki içinizden, «Hıh, bu da iş mi?» dersiniz, ama bunu bir de bundan 4 ay önce «Köroğlu» filmini çevirenlere sorun. Devamlı okuyucularımız hatırlayacaklardır. O filimde her şey tamamdı da bir «at» yoktu. Filimciler taa Eskişehir’lere kadar gidip de şöyle «dört başı mamur» bir at bulamayınca, tutmuşlar, hemen hemen aynı boyda, aynı renkte, aynı tipte tam 5 at bulmuşlar ve Cüneyt Arkın sahne neyi gerektiriyorsa onu «iyi» yapan ata binmiş.

Bir sahnede at şaha mı kalkacak, gelsin iyi şaha kalkanı; yel gibi mi koşacak, gelsin iyi koşanı. İşte bu durum Cüneyt Arkın’ı öylesine bezdirmiş ki, o filmi tamamlar tamamlamaz hemen dört bir tarafa haber salmış ve at aramaya başlamış. Arayanın her şeyi bulacağını atalarımız söylememişler mi? Sonunda Cüneyt Arkın da aradığı atı bulmuş, 15.(XX) lirayı bir kalemde sayıp «Kartal Pençesi» adını verdiği atma kavuşmuş. Ama adı üstünde, «at» bu. Evin bir köşesinde beslenmez ya! Cüneyt de onu alır almaz Levent yakınlarındaki bir çiftliğe bırakmış.

Bu haberi öğrenir öğrenmez hemen Cüneyt’i aramaya başladık ve bulur bulmaz önce, «At almak nereden aklınıza geldi?» diye sorduk. Cüneyt önce yukarıda uzun uzun anlattığımız «at problemi» hakkmda konuştu, sonra da, «Filimlerde at’la birlikte bazı numaralar yapıyoruz,» diye anlatmaya başladı. «Atın üzerine eğiliyorum, koşan ata biniyorum, şaha kaldırıyorum… Bütün bunları yapabümek için atm binicisine alışmış olması lazım. Halbuki her filimde başka ata biniyoruz. Bu yüzden sık sık kaza geçiriyoruz. Ama ‘Kartal Pençesi’ni sadece filimlerde işime yarasın diye almadım.»

Cüneyt bir an durdu, gözleri daldı ve kelimelerin üzerine basa basa anlatmaya devam etti:

Cüneyt Arkın'ın En İyi Arkadaşı– «İnsanlardan kaçmak, uzaklaşmak istiyorum. Dertliyim, bezginim, milyonlarca yıl yaşamış gibi bıkkınım, her şeye doymuş hissediyorum kendimi. İnsan böyle zamanlarda bir canlıya yaklaşmak ihtiyacını duyuyor. Onunla dost olmak istiyor. Riyasız, peşin hesapsız, saf, duru bir dostluk. Ben bu dostluğu ‘Kartal Pençesi’ yle kurmak istiyorum. İşte atı almamın en büyük sebeplerinden biri de bu.»

Siz artık «garip» deyip burun mu kıvırırsınız, yoksa, «Kaderin garip cilvesi diye buna derler,» deyip uzun düşüncelere mi dalarsınız onu bilemeyiz, ama ortada şöyle bir durum var. Cüneyt’in şöyle böyle 80.000 liraya mal olan arabası geceleri sokak ortasında duruyor, buna mukabil 15.000 liraraya aldığı atı ayda 1.000 lira ücretle bir nevi «at garajı» sayılabilecek olan ahırda besleniyor. Buna karşılık arabası Cüneyt’i görünce hiç bir şey yapmıyor, ne kendi kendire koma çalıyor, ne bir şey! Halbuki «Kartai Pençesi» daha şimdiden sahibine alışmaya başlamış bile. Cüneyt’i görünce zaptedilmez hale geliyor. «Saf kan İngilizliğinin,» bütün hünerini gösteriyor. Cüneyt «gel» dedi mi geliyor, ama, «git» dedi mi bir türlü gitmek bilmiyor.

Unutmadan şunu da hemen ekleyelim: Eskiden «otomobilli yıldız» olmak başlı başına bir tercih sebebiydi. Filimciler bir de araba kirası vermektense otomobilli bir artistle anlaşıp filimde onun arabasından faydalanmayı daha «karlı» bulurlardı. Şimdi ister misiniz tarihi filim yapmak isteyen filimciler de «at’lı artist» avına çıksınlar.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-42-sayisi)

10.08.2019 22:42

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:18

    GÜLŞAH NAZAR

    malkoçoğlu biraz sitem etmiş :D
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:18

    FATMA ONUR

    arabasıyla atının durumu gerçekten enterasan :D
  • Yayınlandı: 4 Eylül 2015 15:10

    MEMDUH HAYAT

    ne at sevgisiymiş be :D
  • Yayınlandı: 7 Eylül 2015 18:19

    HALİT KUMRU

    siyah atlı prens :D