Menü

Didi, Fenerbahçe’yi Neden Bıraktı?

ORTA yaşlı, orta boylu, kır saçlı adam, toplantıdan öfkeyle çıkıp giderken, içerdekiler tedirgin bakışlarla birbirlerini süzüyorlardı. O sıra tartışılan konu, Teknik Direktör’le ilgiliydi. Odadakiler, Yönetim Kurulu’nu destekleyen üyelerdi, içlerinden birisi «Sakin olalım. Herhalde tuvalete gitmiştir» deyiverdi.

Tuvalete gittiği sanılan adam Fenerbahçe Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Dr. Semih Bayülken, yani Şambaba Semih, Rio’ya giden ise Didi idi. Ve odada Havana Pürosu’nun kokusu yoktu. Çünkü pürosever başkan Emin Cankurtaran İtalya’daydı.

Şambaba Semih’in «Olmaz böyle şey» dediği toplantıda, başlıca konu olan Didi, Chorzow maçından sonra futbolculara 14 Kasım’a dek izin verip kolunda karısı ve cebinde 56 bin liralık biletiyle Rio’ya gitmişti. Gazetelerin yazdığına göre, ülkesinde özel işlerini yoluna koyup dönecekti. «Özel işler»in ne olduğu ise, 15 Kasım günü anlaşılmıştı. Didi’nin gittiğini gazetelerden öğrenen yöneticiler, siyahi teknik direktörün, Brezilya Milli Takımı’nı çalıştırmak için ülkesinin yetkilileriyle anlaşma imzaladığını da gazetelerde okumuşlardı. Bu haberlere göre, Brezilya Kültür Bakanı Neil Braga ve Spor Konseyi İkinci Başkanı Pacheo ile görüşen Didi, ülkesinin Milli Takımını 1978 Dünya Kupası’na hazırlamak için, 1975 Mayısı’nda göreve başlayacaktı. Çünkü Didi, Fenerbahçe ile anlaşması olduğunu, Mayıs’tan önce Sarı – Lacivertli kulüpten ayrılamayacağını bildirmişti.

ARAP SAÇI…

Konuya bu açıdan bakılınca, az konuşan, çok düşünen ve de sigara ile rakıyı çok içen Didi’nin davranışı «Ahde vefa» örneği olarak simgeleniyordu. Ancak, daha derine inilince, siyahi Teknik Direktörün «içinden pazarlıklı» olduğu ortaya çıkıyordu. Çünkü Didi, Brezilya’ya giderken, yöneticilerden kimseye haber vermemişti. «Böyle sessiz sedasız nasıl gider birader?» diye hop oturup hop kalkan yöneticiler, uçak biletini Fikret Arıcan’ın aldığını öğrenince daha bir kızmışlar «Emin Cankurtaran dönünce hemen karar alıp Büyük Fikret’in bir maaşını ceza olarak keselim» yargısında birleşmişlerdi. Bu konuda bazı yöneticiler «Bizim Kefal, artık çizmeden yukarı çıkmaya başladı» diyorlardı. Gerçi Büyük Fikret’in, 8 yıl önce Salim’in transferi için Ankara’ ya giderken Şambaba Semih ve Be- jo Ahmet’le —Ahmet Erol— geçirdiği trafik kazası unutulmuş değildi ama öyle anlaşılıyordu ki, bu kez «Herkes gelir-gider, o kalır» denilen Büyük Fikret’i, Fenerbahçe’nin tarihsel cunta lideri Şambaba Semih bile —kurtaramayacak değil— kurtarmak istemiyordu.

Bu arada, Fenerbahçe Futbol Takımı’nda sürüp giden başı bozukluğu HAYATSPOR’daki yazıdan öğrenen yöneticiler, şıpın işi yaptıkları soruşturma sonunda, kamp müdürü Hidayet Akbulut’u da «kızağa» almışlardı.

KİM DAHA BÜYÜK?

Evet… Didi’nin gittiğini de, gidişinin nedenini de gazetelerdeki haberlerden öğrenen Sarı – Lacivertli yöneticiler, bu kez de «Acaba gelecek mi?» kuşkusuna düşmüşlerdi. Çünkü Didi’nin, mevsim açıldıktan günler sonra geldiği henüz unutulmamıştı. Kimi yöneticiler «Didi dönse bile artık ondan bize hayır gelmez» derken, kimileri de «İyi ama futbolcular ne olacak?» kuşkusuna düşmüşlerdi. Bunlara göre, futbolcular «Basri – Necdet» İkilisine kalırsa, zaten zorun-gücün yürüyen futbol takımı, tepe – taklak giderdi. Karşı görüşteki ler ise «Zaten Didi iş yapmıyordu ki. Takımı Basri ile Necdet çalıştırıyorlar, parsayı Didi topluyordu» kanısındaydılar. Didi’nin, dükkanını kapatırcasına, futbolculara 6-14 Kasım arasında kendiliğinden izin verip gitmesiyle küplere binen Semih Bayülken, yakın dostlarına «Adam cin gibi kardeşim. Basının ve seyircilerin kendinden yana olduğunu bildiği için böyle davranıyor» diye yakınıyordu. Giderek «fısıltı gazetesiyle yayılan bu iç döküş «Türkiye’nin Fenerbahçesi mi büyük, yoksa Fenerbahçe’nin Didisi mi?» sorusunu yaygınlaştırıyordu.

Aynı konuda, Fenerbahçe İkinci Başkanı Avukat Orhan Ergüder’in yakın dostlarına dedikleri ise şunlardı: «Valla kardeşim, Didi büyük olabilir. Ama Fenerbahçe daha büyüktür. Artık takke düşmeli, kel görünmelidir. Kimseye haber vermeden nasıl gider? Aklımızı başımıza almalıyız. Zaten ben öteden beri, kulüplerin tribünlerdeki taraftarlarca değil, yönetim kurullarınca yönetilmesini savunuyorum. Ne yani! Beşiktaş Yönetim Kurulu, taraftarlarına uyup Metin Türel’e pasaport verdiyse, biz de, tribündekiler seviyor diye Didi’nin bu tür şımarıklıklarına katlanacak mıyız?»

Bu sözler de, fısıltı gazetesiyle çabucak yayılıyor, kimi Sarı – Lacivertliler Ergüder’i haklı bulurken, kimileri de «Eğer Orhan bunları demişse fazla ciddiye almamalı. Çünkü sağolsun, iyidir, hastır ama yanar-dönerdir.» diyorlardı. İki görüşte olanların birleştiği nokta ise, her antrenörü kolayca kapının önüne koyuveren Fenerbahçe’de, bu işlemin ilk kez Didi’ ye uygulanmadığıydı. Gerçekten de, Gegiç, Oscar Hold, İonescu, Teaşka gibi bir dolu antrenörün kurtulamadıkları çarka Didi kendisini kaptırmamıştı.

Sonuç olarak, Didi Fenerbahçe’deki üçüncü yılını yaşıyordu. Fenerbahçe’de yıldız futbolcular vardı. Sarı – Lacivertli futbol takımı, geçen mevsim iki kupa kazanmıştı.

Bu kimin eseriydi? Futbolcular içten içe «Biz aslında iman gücüyle şampiyon olduk» diyorlardı. Yöneticilerin kimileri «Canım anladık. Didi ise Didiliğini bilsin.» çizgisine geliyorlardı. Kulüpte yakın ilişkisi bulunan eski yönetici ve sporcular ise Didi’nin aslında tam bir eyyamcı olduğu, takıma belirli bir futbol kişiliği kazandırmadığı, bu mevsim disiplin sağlamayı da başaramadığını söyleyerek, Chorzow maçından sonra Şeref Tribünü’nde bir gurup Fenerbahçelilerin, yöneticilere «istifa edin.» diye bağırmalarını «Didi’yi de tabulaştıranlar, şimdi bu tabu’nun altında ezilmemeye çabalıyorlar.» diye yorumluyorlardı.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-38-sayisi/)

04.08.2020 00:42

Kategoriler:   Spor

Yorumlar