Menü

Doğumunun 100. Yılında Gertrude Stein

“A rose is a rose is a rose is a rose.’’ Yani ” Gül güldür güldür güldür.” Tanınmış yazarlardan birinin kızı bu lafı ilk duyduğunda öyle bir gülmüş ki, az kalsın gülmekten hastanelik oluyormuş.

Hemen hemen “To be or not to be” kadar ünlü olan bu söz üzerine sayfalar, ciltler yazılmıştır.

Gertrude Stein’ı “megaloman, şarlatan, şöhret düşkünü, kalpazan” diye bir kalemde silenler olduğu gibi, onu yüzyılımızın en büyük öncülerinden sayan, eserlerini Wittgenstein felsefesiyle, Claude Levi-Strauss’ın antropoloji çalışmalarıyle, Whorf ve Sapir’in dildeki görecelik kuramlarıyle. William James’in ruhbilimi anlayışıyle,”neurophisiologique” ilişkilerle, hatta, şamanizm ile anlamaya ve anlatmaya çalışanlar da çıkmıştır.

Gertrude Stein’a sorarsanız, yirminci yüzyılda üç dahi varmış: Picasso, Alfred North Whitehead ve Gertrude Stein. Başka bir yazısında bunu ikiye indirir: Einstein ve Gertrude Stein. Yine yazarın kendine göre XX. yüzyıl edebiyatı Gertrude Stein ile başlarmış. Stein, alışılagelmiş biçimlere ve anlama karşı çıktığından, onun bu savını doğrulayan düşmanları bile vardır.

Doğumunun 100. Yılında Gertrude SteinAlman Yahudisi bir aileden gelen Gertrude Stein, 1874’te Amerika’da doğmuş, tıp öğrenimini tamamlamaya iki ay kala Avrupa’ya geçmiş, Paris’te rue de Fleurus’deki 27 numaralı eve yerleşerek burasını aydınların, ünlülerin, yarı-aydın ve yarı-ünlülerin karargahı haline getirmiştir. Hemen hemen kendisi kadar ünlü sekreteri Alice B. Toklas ile birlikte bu evde kimleri ağırlamamışlar, kimlerle sabahlara kadar sanat, edebiyat ve felsefe tartışması yapmamışlardır: Henri Matisse, Pablo Picasso, Juan Gris, Ezra Pound, Ford Madox Ford. Ernest Hemingway, Andre Gide.Guillaume Apollinaire, Max Jacob, Marie Laurencin, Paul Robeson ve daha düzinelerce ünlü kişi bu eve girip çıkmış, Picasso bu evde Gertrude Stein ile kaç kere bir köşeye çekilip görkemli bir Kızılderili’ye, ya da koca bir Romalı komutana benzetilen bu olağanüstü kadının ağzının içine bakmıştır. Geçmişi değil, anı yaşamak, bugünün ruhunu ve ritmini edebiyata yansıtmak felsefesiyle Gertrude Stein, Hemingway’i de, ondan daha genç olanları da kendisine çekmeyibilmiştir.

Gertrude Stein’ın eserleri arasında en az saldırıya uğrayanı “Üç Yaşam”dır. 1904’te yazılıp ancak beş yıl sonra bastırılabilen bu eser Flaubert etkisindedir. Üç öyküde de başlıca kişiler, emekçi sınıfındandır. Anna ve Lena bir burjuva ailesinin yanında hizmetçidir. Melanctha, bir zenci işçinin kızıdır. Bu öykülerde, psikolog William James’in ancak yüksek sınıftan kişilerin incelemesinde uygulanan yöntemini Gertrude Stein, halktan kişilere uygulamış, bu kişilerin de zenginler ve okumuşlar kadar ince, karışık ve İncelenmeğe değer ruha ve bilince sahip olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Melanctha bölümünü. Zenci ruhunu derinlemesine inceleyen ilk büyük öykü sayanlar vardır. Yine bu öyküyle Gertrude Stein, ilk kez “sürekli şimdiki zaman” kuramının uygulamasına girişmiştir. Anlatımda gelişme olduğu halde, öykü zaman sırasına göre değil, birbirine bağlı çeşitli durum ve merkezlerin sıralanmasıyle anlatılmıştır. Önemli kelime ve cümleler çeşitli ayırtılarla (nüanslarla) tekrar, tekrar, tekrar sıralanarak belli bir deneyin bilincine varılmak istenmiştir. Yazar bir kalıbın içinde oluşan değişkenlikleri de bu yolla duyurmaya çalışmıştır.

Gertrude Stein’ın sanatı ve felsefesi Hemingway’i etkilemiş, Hemingway yalın bir üslubu kabullendiği gibi, çeşitli romanlarında zaman sırasını değil, kişisel ilişkilerin doğurduğu kümelerden oluşan sırayı uygulamıştır.Doğumunun 100. Yılında Gertrude Stein

“Amerikalıların Oluşumu” adlı 900 sayfalık romanı ile Gertrude Stein, ”zaman”anlayışını kendine özgü tekniğiyle daha da geliştirerek Amerika’daki çeşitli kuşakların öyküsünü “şimdiki zaman” ın birliği içinde sunmuştur.

Dokuz yüz sayfalık romanların yanı sıra Gertrude Stein çok kısa süren “oyunlar” da yazmıştır. Bunlara “piyes” değil, “oyun” demek çok uygundur. Gerçekten “oyun” dur bunlar. Kelime oyunu, duygulara karşı girişilen oyun, belki yüzyılların piyes anlayışına perdeleri, sahneleri, diyaloglarıyle piyes anlayışına karşı girişilen birer “oyun”dur bunlar.

Romanları ile edebiyatta “kübizm”i uyguladığını söyleyen Gertrude Stein, oyunları ile soyut resimleri akla getirmektedir. “Giysilerini Sayış” adlı oyun İngilizce aslında 30 kelimeden oluşur. Çevirerek, oyunun tümünü sunalım:

Perde I.

Kadın beni görmeyince.

Onları yine gördüm.

Sevmedim.

Perde II.

Yine giysilerini sayıyorum.

Perde III.

Entari çizebi lir misin ?

Perde IV.

Bir dakika.

Kendi anlatışına göre, Gertrude Stein, oyunlardan diyalogu, aksiyonu, gerilimi ve kişilendirmeyi kaldırarak “oyun”un özüne inmiştir.

Gertrude Stein’ın anlamsızlığında anlam bulan eleştirmenlerden biri ise yukarıdaki oyunu ile yazarın “yüksek sosyetedeki giyim kuşam düşkünlüğünü, genel boşluğu” taşladığını söyler.

“Üç Perdelik Dört Yatır” (Four Saints in Three Acts) Gertrude Stein’ın Virgit Thomson tarafından bestelenmiş ve başarı kazanmış bir oyunudur. Opera-bale gibi sunulmuştur Sirk’e benzediğini söyleyenler de çıkmıştır. Dekorlar selofan kağıdından oluşmuş, sözlerin hepsini Zenciler melodi ile söylemiştir. Koreografi Bali danslarından alınmıştır.

Ses oyunlarına ve bunların büyüleyici etkisine önem veren “Üç Perdelik Dört Yatır (Evliya)”dan bir bölüm:

Pigeons on the grass alas.

Pigeons on the grass alas. Short longer grass longer

longer shorter

yellow grass. Pigeons large

pigeons on

the shorter longer yellow grass alas

pigeons or the grass.

If they were not pigeons what were they.

Ses oyunlarını dikkate alarak ayak üstü çevirelim:

Güvercinler otta hatta. Güvercinler otta hatta.

Kısa uzunca ot uzunca uzunca kısaca

sarı ot. Güvercinler iri

güvercinler kısaca uzunca sarı otta hatta güvercinler otta.

Güvercin değil de neydi bunlar.

Oyundan çıkan çocuklar sokaklarda “Güvercinler otta hatta” diye koşuşup dururmuş… Gertrude Stein’da çocuklara seslenen bir saflık, naif’lik yanında, kelimeleri aşınmışlıktan kurtarmak, onlara doğdukları günkü “çilpara” pırıltısını vermek, cümle kuruluşlarını ve noktalamayı da değiştirerek dilde devrim yapma çabaları da görülür.

Doğumunun 100. Yılında Gertrude SteinJames Joyce ve Proust da kelimelerle oynamıştır. İkiside kelimelerin çağrışımlarından yararlanmak, anılarla “an”ı yakalamak istemişlerdir. Gertrude Stein, tersine, kelimeleri çağrışımlarından koparmaya çalışmıştır; Joyce’un tersine, kelime de türetmemiştir. Stein’ı sembolistlere bağlayanlar, Mallarme’nin yazdığı hiç anlamsız bir şiirle anlatılamayan anlamları duyurmaya çalıştığı gibi, evrenin sırlarını kelimelerle çözmeye çalıştığını söyleyenler de vardır.

Gertrude Stein tekrarlı, kuralları çiğneyen kendine özgü diliyle “Dört Yatır”ı şöyle anlatır: “Dört Yatır’da Yatırlar manzaramı oluşturdu. Tüm oluşturduğum yatırları ve onlardan çok oluşturdum çünkü nihayet bir manzarada çok çok parça vardır bu yatırlar hep birlikte manzaramı oluşturdu.”

“Memleketimden İnsan Manzaralarından tutun, Genç Oyuncular’a, Güngör Dilmen’e, Aydın Arıt’a, Becket’e, Ionesco’ya, Wallace Stevens’a, Clark Coolidge, Robert Kelly gibi genç Amerikan kuşağı şairlerine ve daha kim bilir nerelere kadar Gertrude Stein’ın etkisini görmek olanağı vardır.

O daha yaşarken efsaneleşmişti. Bir şeyler arıyordu Gertrude Stein, 27 temmuz 1946’da ölümünden birkaç saniye önce bütün gücünü toplayarak sordu: “Cevap nedir ?” Cevap alamayınca ekledi: “Öyleyse soru nedir?”

Gertrude Stein giziliş’i, yani muamması sürüp gitmekte: “Gül güldür güldür güldür”

İster gülün, ister gülmeyin, düşünün!

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sanat-dergisinin-1974-tarihli-105-sayisi/)

10.02.2017 10:42

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar