Dominique Walter Türkiye’ye Gelmek İstiyor




O sıralar, Fransa’da söylediği melodi yönü kuvvetli romantik şarkılarla, genç kızları hop oturtup, hop kaldıran bir şarkıcı var. Henüz yirmi dört yaşında olan Dominique Walter, birçok sinema artistini kıskandıracak fiziğiyle, sahnede göründüğü vakit, genç kızlar, beat müziğinin ateşine tutulmuş gibi çığlık çığlığa bağrışıyorlar, sonra, şarkı sırasında sinek uçsa sesi duyulacak bir sessizliğe bürünüyorlar. Uzun boylu, esmer, mat tenli şarkıcı ise, çok iyi bir müzisyen olabilmek için devamlı çalışıyor ve kimseye yüz vermiyor. Gelgelelim bu güne kadar hiç bir macerası duyulmayan Dominique Walter’in, her geçen gün kapısında sabahlayan kızların sayısı artıyor.



Etrafındaki hayran sayısı arttıkça şımaracağı yerde, kendini büsbütün işine veren yakışıklı şarkıcı, «Adımı, müzik dünyasına kabul ettirebilmem için hakiki bir müzisyen olmam şart, skandallarla parlayan isimlerin, saman alevi gibi kısa ömürlü olduğuna inanıyorum. Bunun için de önce, Dominique Walter adını bütün dünyaya tanıtmak, sonra da bu adı hafızalarda uzunca bir süre tutabilmek için var gücümle çalışacağım,» demektedir.






Dominique, Fransa’daki ilk süksesini, «L’amour Comme İl Va» adlı şarkisiyle yaptı. Şarkıcılığa, arkadaşlarının ısrarıyla başlayan ve iyi bir isim yapabileceğine inanmayan Walter, ikinci plağı «S’en Vient Le Temps» nın gördüğü büyük rağbet üzerine işine ciddî olarak sarıldı. Geçen yaz Lüksemburg’da genç şarkıcılar için tertiplenen bir yarışmada «Ches Nous» ile birinciliği de alınca, ismi iyice duyuldu.



Bu yıl, Sandie Shaw’ın «Puppet On A String» adlı şarkisiyle birinciliği aldığı Eurovision yarışması için Fransa’dan aday olarak Dominique Waiter seçilmişti. Fakat o, daha memleketini böyle iddialı bir yarışmada temsil edebilecek güce erişmediğini söyleyerek, jüriden affını istedi. Dominique Walter, geçenlerde verdiği bir beyanatta, tek arzusunun, Türk dinleyicisi önüne çıkmak olduğunu söylemiştir. Bu suretle, dünya çapında bir şarkıcı olacağına inanan Dominique, Türkiye’ye hiç gitmediğini ve Türk dinleyicisi hakkında hiç bir fikri olmamasına rağmen, isimsiz bir şekilde, yurdumuzda konserler verdikten sonra, Avrupa’da büyük şöhret yapan Enrico Macias ve Adamo’ya benzemek için İstanbul’da hiç değilse birkaç konser vermenin, Boğaz’ı, camileri ve müzeleri dolaşmanın kendisine uğurlu geleceğine bütün kalbiyle inandığım ilave etmiştir.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 29. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir