Menü

Jean Shrimpton Beyazperdede

Jean Shrimpton BeyazperdedeDÜNYANIN bir numaralı mankeni o. Londra’da minik etek modasını lanse eden, yine o. Ve bugün yeryüzündeki bütün genç kızların taklide kalkıştıkları kadın da o. Adı Jean Shrimpton. İngilizler ise kendisini kısaca «Shrimp» diye çağırıyorlar. Yani karides. Gerçekten de karides gibi bir kız!

Mankenlikte yüzünün pürüzsüz güzelliği ile şöhretin zirvesine çıktıktan, servet sahibi olduktan sonra, uzun bir süre kararsızhklar içinde bocalayan Jean Shrimpton, en sonunda kararını verdi. Şimdi Roma’da ilk filmi olan «imtiyaz» ın sahnelerini çeviriyor. Bu ilk denemesinde partöneri de, Paul Jones adlı genç şarkıcı.

Şimdiye kadar mecmualarda görüp beğendiğimiz, hayran kaldığımız «karides gibi kız» ı bundan böyle beyazperdede de seyretmek imkanına kavuşacağız. Ve belki de sanatçı yönünü çok takdir edeceğiz. Çünkü Jean’in niyeti, iyi bir artist olduğunu da bütün dünyaya ispat etmek.

BİR BAŞKA HAVA

Jean Shrimpton BeyazperdedeLondra’nın Birmingham otelinde geçenlerde ilk defa olarak kameraların karşısına yeni kişiliği, yani sinema artisti olarak çıktığı zaman, Jean çevresinde derhal bir başka hava estirmesini çok iyi becerdi. Salonda gece kıyafetlerine bürünmüş en az altmış kişilik bir kalabalık vardı. Devamlı içilen sigaraların dumanları, bütün salonu kaplamıştı. Birden soluk ışıkların altında, kapının eşiğinde genç bir kadın belirdi. Sırtında gümüşi gece elbisesi olan bir kadın. Önce bir an duralayıp, salonda varlığının uyandırdığı tesiri ölçmek istercesine bekledi, sonra kendinden emin adımlarla ilerledi. Uzun saçları dekoltesinin meydanda bıraktığı çıplak omuzlarından aşağı dökülmüştü. Bütün dikkatleri üzerinde toplamış olmanın verdiği güvenle, iskemlesine oturdu. Sinirli sinirli gülümseyerek, saçlarını düzeltti. Her şey tamamdı. Filmin çekimine başlanabilirdi. Meşhur yıldız sete gelmişti işte. Hayır, hayır! Gelen meşhur bir yıldız değil, henüz 23 yaşındaki Jean Shrimpton’du. Dünkü manken Jean Shrimpton.

Jean Shrimpton Beyazperdede«Karides» in ilk filminin adı, «İmtiyaz». Bu filimde hemen herkes ilk defa beyazperdede şansını deniyor. Aktör Paul Jones da, «Savaş Oyunu» adlı dokümanterin yaranası rejisör Peter Watkins de, prodüktör John Heyman da, senaryoyu yazan romancı Norman Bogner de şanslarını bu filimle ilk defa denemektedirler.

Ama kabul etmek gerekir ki, Jean Shrimpton’un kişiliği hepsini gölgede bırakmaktadır. Bir yıldız adayının doğrusu bu kadar gürültülü bir şekilde filim çekimine başladığı ender görülmüştür. Her ne kadar filmin asıl ağırlığının genç şarkıcı Paul Jones’un omuzlarına yüklendiği iddia edilirse edilsin, herkes aksini düşünmektedir. Aslında Jean de aynı fikri savunmakta, şöyle demektedir:

-Bu filimde benim ufak bir rolüm var. Asıl yükü taşıyan Paul Jones. Ben henüz bu işi yeni öğreniyorum.

Ama gelin görün ki, herkes aksini düşünmektedir.

Fakat «İmtiyaz» ın başarılı bir filim olacağı hakkındaki kanaat yaygındır. Jean Shrimpton bu role 30 kadar aday arasından seçilmiştir ki, bunlar arasında Sarah Miles da vardı.

«Karides» in meneceri ve sırdaşı olan Bayan Felice Gordon (kendisi ayrıca Norman Bogner’in karısıdır), işin nasıl gerçekleşmiş olduğunu şu şekilde anlatmaktadır:

-Her şey sanki birdenbire olup bitti. Bu filimi çekime fikrini ilk defa olarak ortaya atan, Jean’in erkek arkadaşı Terence Stamp oldu. Yakın arkadaşlarımdan John Heyman, Universal şirketinin filimle ilgilenmesini temin etti. Kocam senaryoyu yazdı. Peter Watkins de Jean’in filimde rol almasını sağladı. Peter, Jean’i iyi tanır. Onun iyi bir sanatçı olacağından ve başarıya ulaşacağından emin.

«ŞÜKÜR TANRIYA»

Birmingham otelinin salonlarında çekilen ilk sahneden sonra Jean Snrimpton setten güzel saçlarını taramak ve dinlenmek için inince, yanına sokulan gazeteci sordu:

-Çok sinirli ve bedbaht görünüyorsunuz. Acaba heyecandan mı?

-Teşekkürler! diye cevao verdi Shrimp. Peter sette çok rahat göründüğümü söylüyordu. Oysa bedbaht ve sıkıntılı görünmem şarttı. Bütün gün böyle görünmeye çalıştım. Birinin gelip de bunu söylemesi çok hoş.

Jean Shrimpton BeyazperdedeHer filim çekiminde olduğu gibi, çalışma başlayıncaya kadar bu sefer de kuvvetli ışıkların karşısında saatlerce beklemek gerekmişti. Jean, bütün bu boş vakitleri ünlü şarkıcı Paul Jones’un meneceri rolünü oynayan Jeremy Chiid’le sohbet etmekle geçirmişti. Arada o çok güzel saçlarını taramayı ve makyajını sık sık tazelemeyi ihmal etmemişti. Bir de sırtındaki elbiseden şikayetçiydi.

-Etekleri çok kısa diyordu. Kendimi fazla teşhir ediyorum.

TEVAZU

O akşam Jean oteldeki odasında artistlik hayatının ilk gün intihalarını anlattı. Konuşurken son derece açık sözlü ve mütevazı olduğunu anlamak mümkündü. Mesela kendisine:

-Rol yapabiliyor musunuz? diye sorulunca, şu cevabı verdi:

-Doğrusu hiç rol yapamamaktan korkuyorum ben!

Ama hemen ardından da ilave etti:

Hoş, benim öyle büyük bir sinema yıldızı olmaya hevesim de yok. Aslında rolüm tam bana göre. Fazla bir çaba sarfetmeden, kendimi benden istenen karakterin içinde buluyorum. Zor bir rolün altından kalkamayacağımı biliyorum. Belki de bundan sonra bir daha filim çevirmem bile. Filim başarısızlığa uğrarsa, devam etmeme hiç lüzum kalmaz. Bekleyelim, göreceğiz tabii..

Jean bunları anlatırken, yorgun görünüyor, fakat yine de canlı bir sesle konuşuyordu. İri ve şahane gök mavisi gözleri, duygulu dudakları ve o pek cici burnu ile, alabildiğine genç bir havası vardı. Ve her halinden söyleyecek bir şeyleri olduğu anlaşılıyordu.

«İYİ Kİ YOK»

Kendisine has bir jestle saçlarını arkaya atıp, devam etti:

-Peter’in bu filim için profesyonel sanatçılardan yararlanmamasına ayrıca memnunum. İlk filim denememde şöhretli aktörlerle karşılıklı oynasaydım, herhalde elim, ayağım bütün bütün tutulurdu…

Jean, rejisör Watkins’in büyük tartışmalara sebep olan «Savaş Oyunu» adlı dokümanter filmini çok beğeniyor.

Jean Shrimpton BeyazperdedeBu filmi seyretmek, rejisörüme olan güvenimi artırdı, diyor. Onunla rahatça çalışabileceğimi hissediyorum. Aslında bir rejisör tarafından yöneltilmek, pek yaman bir iş. İlk zamanlar çalışmaları görünce, «Ben bunun altından kalkabilecek miyim?» diye düşünmüştüm. Ama şimdi kalkacağımdan eminim. Halen tek derdim sesim! Görüyorsunuz, terbiyeli bir sesim yok. Bu hususa çok dikkat etmem gerekiyor.

Buna mukabil «Karides» in büyük bir avantajı var: Setteki tabii hali. Peter Watkins de yönettiği genç sanatçılarda en çok bu özelliği ararmış. Jean bu konuda şöyle diyor:

Ben herhangi bir filim yıldızından çok daha tabii bir sanatçı olmak isterim. Üslupça artistlerden hoşlanmam. Sophia Loren, SicilyalI bir kadını canlandırırken, üstüne değme sanatçı bulamazsınız. Fakat kendisinin oynadığı diğer rollerden hiç birini beğenmem.

İYİ BİR ÖĞRENCİ

Jean gerçekten açık sözlü bir insan. Mesela:

-Bende yıldız meziyetleri yok, diyor. Buna yürekten inanıyorum.

Rejisör Watkins ise tamamen aksi kanıda. Jean’in büyük bir artist olabileceğine inanıyor. Kendisinde bir yıldızda aranan bütün meziyetleri bulduğunu söylüyor.

Öte yandan Bayan Felice Gordon, Jean’i bir an bile yalnız bırakmamaktadır. Jean:

-Onun öğütlerini daima dinliyorum, fakat her zaman tatbik etmiyorum, diyor. Benim gerçek dostlarım pek azdır. Dar bir çevrem var. Çabuk tesir altında kalırım. Başkalarına tesir etmekten de pek hoşlanmam. Fakat filim sanatında bunun tam aksine şahit oldum. Bu yüzden bir çok kimseye beni yalnız bırakmalarını söylüyorum.

Jean şansını da inkar etmiyor ve şöyle diyor:

-Ben öteden beri talihli bir kızım. Hiçbir zaman kendime reklam yapmaya çalışmadım. Gazeteler benden hep kendiliklerinden bahsettiler. Doğrusunu söylemek gerekirse bir manken kıza bu kadar ilgi gösterilmesi aslında saçmalıktı.

ARADIĞI: GÜVEN !

Dünyadaki en güzel elli genç kız arasına rahatça gireceğinden kimsenin şüphe etmediği Jean, hayatfan beklediklerini şu şekilde anlatıyor:

Jean Shrimpton Beyazperdede-Ben güven arayan bir insanım. Sürekli dostlukları tercih ederim. Öteden beri çok sayıda erkek arkadaşım olmadı. Öyle sanıyorum ki, doğuştan sadık bir tabiatım var. Birine bağlandım mı, başka erkeklere karşı hiç bir ilgi duymam. Bana hükmedilmesini tercih ederim. Evlenmek mi? Elbette ki evlenmek isterim. Ama niyetim evlendikten sonra da çalışmaya devam etmek. İnsanın bir anda her şeyi yüzüstü bırakması mümkün mü hiç?

REJİSÖR DİYOR Kİ:

Dünyanın bir numaralı mankenini böyle bir denemeye razı eden rejisör Peter Watkins ise, şunları anlatıyor:

-Jean Shrimpton ve Paul Jones’un gizli kabiliyetleri var. Rollerini son derece tabii oynamasını biliyorlar. Üstelik her istenen kalıba da kolayca girebiliyorlar. Oysa bu meziyetlerin çoğunu tecrübeli aktörlerde bile kolay kolay bulamazsınız.

Peter “Watkins, gerçekten sözü çok edilen bir yönetici. Birtakım prensiplere belki aşırı derecede bağlı olduğu için, sert tenkidlere uğradığı oluyor. Ama sanat anlayışı yönünü küçümsemek pek kolay değil. Hele filimlerinde amatör, ya da acemi aktörlerden faydalanma merakı hakkında çok söz etmek mümkün.

Son derece çalışkan, çatık kaşlı ve asık yüzlü bir rejisör olan VVatkins, bu intihalarının hemen ardından şunu ilave ediyor:

-Eğer bu filimde başarısızlığa uğrarlarsa, kabahat onların değil, benim demektir. Çünkü ikisinin de kabiliyetleri apaçık meydanda. Filim beğenilmezse, demek ki bu kabiliyetlerini ben ortaya koyamamışım demektir…

Fakat «İmtiyaz» hakkında son sözü yine Jean söylüyor:

-Ne olur, yazın da herkes işitsin: Filimde benim ufak bir rolüm var, ben pek yeni bir artistim ve «İmtiyaz» da çok candan bir ekip çalışması yapılıyor. Ben ise, her zaman olduğu gibi normal halimle seyircinin karşısına çıkacağım!

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-dergisinin-1967-tarihli-41-sayisi)

31.08.2015 17:35

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 11:52

    Eylül Arif

    bu kadar güzel bir burun olamaz