Menü

Enis Fosforoğlu Yeni Sanat Merkezine Sahip Oldu

Tiyatro salonlarının garaj, depo yapıldığı dönemde unutulmuş, kaderine terk edilmiş bir ardiyeden, sahnesinde altı tiyatronun etkinlik gösterdiği “Sanat Merkezi”ne ulaşan Enis Fosforoğlu, alkışa değer bir atılımla bu emek ürünü salonunda Türk tiyatro ustalarının yapıtlarını sergilemeye karar verdiğini duyurmasını sevinçle karşıladık. “Buzlar Çözülmeden”i oynayacağını açıklamasıyla coşkumuzu daha da arttırdı. Vasfi Rıza gibi eski kuşağın temsilcisi, artık sahneye çıkmayan bir sanatçının tekelindeki “Buzlar Çözülmeden”i Fosforoğlu gibi genç kuşağın temsilcisi bir sanatçının oynaması sevindiriciydi. Fakat bu arada Fosforoğlu’nun ciddi bir işe girdiği de açıktı. Vasfi Rıza’nın söz konusu oyuncudaki başarı çizgisini yakalaması hatta aşması gerekliydi.



“Buzlar Çözülmeden”i İstanbul seyircisi son kez Kent Oyuncuları sahnesinde izlemişti. Vasfi Rıza Zobu’nun konuk oyuncu olarak katıldığı bir kadroyla sunulan oyun, haklı olarak büyük bir beğeni toplamıştı. Özellikle de Vasfi Rıza Zobu çizdiği kompozisyonla “Buzlar Çözülmeden”i kendinden sonra oynamaya girişecek sanatçılara güzel bir örnek de oluştururken üstün başarısı sonucunda yapıtı da bir bakıma tekeline almış gibi görünüyor. İstanbul seyircisinin gözünde “Buzlar Çözülmeden” Vasfi Rıza’nın sanatçı kişiliğiyle birlikte düşünülmeye, anılmaya başlanıyordu.



“Turizm Patlaması”ndaki sanat çizgisini “İkiz Kardeşim David”le daha ileri götüren Fosforoğlu Tiyatrosu içinde “Buzlar Çözülmeden” aynı zamanda oturmuş ve sağlıklı bir sanatsal aşamanın simgesi de olmalıydı.

Anadolu’nun uzak bir kasabasında. karların yolları ulaşıma tümüyle kapadığı, ilçe merkeziyle haberleşmenin bile kesildiği bir dönemde, akıl hastanesinden kaçan bir grup deli, ilçenin tüm idaresini ellerini geçirirler. Yer yer ruhi dengesizliklerinin verdiği cesaretle, yer yer de akıllı insanların bile düşünemeyeceği kurnazlıklarla kasabanın yıllardır hasret duyduğu bir ıslahata girişirler. Köylüye eziyet eden ağaya, istifçiliği, hileyi hak sayan tüccara, alıp yürümüş düzensizliğe kendi yöntemleriyle dur derler. Bir dizi çarpıklığı gözler önüne seren oyunda, çevre, kişi ve yönetici, birey ilişkilerine ve sorumluluklarına sağlıklı bir biçimde ulaşıyor.



Cevat Fehmi Başkurt her dönem canlılığını ve vuruculuğunu koruyan oyunu “Buzlar Çözülmeden” için şöyle diyordu: “Buzlar Çözülmeden, en sevdiğim, en düzenli oyunlarımdan biri oldu… Ama seyredenler kesin mesajlar çıkartmasınlar. Çünkü ben yalnızca bir kasabadaki çarpıklıkları anlattım.”

Bu nedenle isterseniz biz de kesin mesajlara varmaktan kaçınalım!…

Vasfi Rıza Zobu’nun başarıyla oynadığı kaymakam rolünü Enis Fosforoğlu üstlenmiş. Zobu’yu aratmayacak bir oyun çıkardığını rahatlıkla söyleyebilirim. Deli Çavuş’u İ.Hakkı Şen oynuyor. Ve başarılı bir kompozisyon yaratıyor. Oyunun genel temposuna büyük katkısı olduğunu da gözledim. Oyuna ciddiyetle sarılan ve “Buzlar Çözülmeden”e kendinden de çok şeyler katan Şen’i kutlamak gerek.



Oyunda tüm sanatçılar rollerine sonuna dek sahip çıkıyorlar. 14 kişilik kadroda aksayan tek sanatçı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kemal Çapraz, Atilla Erdüz, Volkan Saraçoğlu, İlyas Namazcı, Osman Güngördü, Ali Atik, Haluk Toksöz, Tuncay Kaynak, Selçuk Soğukçay ve Altan Tezel’e övgüden başka söylenecek söz sanırım yok.

Suna Keskin ve özellikle Füsun Erbulak’ı son yıllarda üstlendikleri hiç bir rolde böylesine usta izlememiştim. Dengeli, ayakları yere basar tipler çiziyorlar. Rolleri abartıya açık olmasına karşın bu tuzağa düşmüyorlar.



Sefahattin Güney, dekorlara genişlik vermesine karşın, en mühim öğe olan dekor derinliğini unutmuş. Ayrıca dekorlar sahneye birkaç numara büyük gelmiş!… Tabii bu handikap rejiyi de ister istemez olumsuz yönde etkilemiş. Mizansenleri kısıtlamış, oyunun dar alanlarda sürmesine neden olmuş, geniş hareket imkanı sınırlanmış. Bu olanaksızlıklara rağmen Enis Fosforoğlu ve Yılmaz Gruda’nın rejisi dengeli ve düzenli. Küçük bir sahnede böylesine hareketli bir sahne trafiği içinde yönetmenden bundan fazlasını beklemeye sanırım pek olanak yok.

Birsel Meral ve Batik – Çevre Sergisi

1950 yılında doğan ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mezunu olan Birsel Meral, 16 – 19 yüzyıl arasında Anadolu’daki Türk işleme sanatını yansıtan yapıtlarla oluşturduğu, “Batik ve Çevre Sergisi”ni Akbank Etiler Sanat Galerisinde açtı. Birsel Meral’in sergisinde çeşitli kumaş üzerine işlenmiş havlular, eski Türk motifleriyle bezenmiş cepken ve çevreler izleyicilerin ilgisini çekiyor. Sanatçının 50 parçadan oluşan bu 2. kişisel sergisi 30 Mart’a kadar devam edecek.

.

Tarık Onan’ın 15. Sergisi

Yaklaşık 23 seneden beri profesyonel olarak resimle ilgilenen Tarık Ş.Onan, Yapı ve Kredi Bankası’nın Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde 53 yağlıboya yapıtını sergiledi 14 yaşında Robert Kolej’de okurken, Dr. Robert’in karakalem resmini yaptığı zaman yeteneği ortaya çıkan Onan, konuları daha çok denizden alıyor. Daha önce Arif Kaptan ve Nazmi Ziya’dan ders aldığını söyleyen ve 2 ay Londra’da resim yapıp satarak geçindiğini belirten Tarık Ş.Onan’ın 15. kişisel sergisi izleyenler tarafından büyük ilgi gördü…

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-27-sayisi/)

14.10.2020 00:01

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar