Menü

Erdoğan Arıca Röportajı

“Fatsa’da doğan her çocuk sadece Sarı-lacivert rengi görürdü” diyen; Erdoğan Arıca, ilk antrenörü 17 yaşında gördü ama hiç yedek kalmadı ve kart görmedi…

“Kendini tek cümleyle anlatman gerekirse nasıl anlatırsın?” diyerek sohbetimize başladığımız Erdoğan Arıca daha başlangıç cümlesinde öyle ilginç noktalara değindi ki, sanırım geride bıraktığımız bir kuşağın sorunlarının da yanıtını vermiş, ülke futbolunun bir türlü çağdaş düzeye gelememesinin ana nedenlerini bir çırpıda özetlemişti.

Bakın bir döneme adını yazdıran, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi büyük kulüplerimizin formasını taşıyan ve tam 32 kez de milli olan bir üst düzey futbolcumuz neler diyor:



“Ben 17 yaşıma kadar hiç antrenör görmedim!… Futbola başladığım Fatsa’da nizami tek bir saha yoktu. Ben bu ortamda kendimi geliştirdim ve oralardan buralara geldim. Aslında ‘Benim hayatım bir roman!.. ’ desem sanırım doğru bir tespit yapmış olurum. Çünkü altyapıda oynamadan, antrenörü olmadan, nizami sahada oynamadan bu denli önemli başarılar elde ettim. Bunu batılılar duysa inanabilir mi!?..”

Futbol yaşantısında gördüğü ilk forma renginin “Sarı-lacivert” olduğunu özellikle vurgulayan Erdoğan Arıca, seneler sonra bu söyleşi vesilesi ile de olsa da, Fenerbahçe formasını sırtına giymekten çok duygulanıp, son derecede mutlu olduğunu her söz ve davranışından belli ediyordu..

Öz dayısı Fenerbahçe sevdalısı, ünlü sinema sanatçısı Kadir İnanır gibi kardeşi bir diğer ünlü sanatçı Soner Arıca gibi ailecek Fenerbahçeli olan Erdoğan Arıca ile yaptığımız sohbeti sizlerle paylaşalım..



– Futbolla tanışma öykünden bahseder misin?

“1954 yılında Fatsa’da doğdum. Fatsa’nın da bir tane takımı vardı, o da Fatsa Fener Gençlik idi. Dolayısıyla Fatsa’da ilk gördüğümüz forma Fenerbahçe formasıdır. Ben 16-17 yaşma kadar antrenör görmeden ilk maça çıktım. O maçta beni Orduspor’lu yöneticiler görüp beğendiler ve Orduspor’a gittim. Ardından Galatasaray’a oradan da Fenerbahçe’ye geçiş sürecim oldu. Ben Fatsa’dan İstanbul’a Fenerbahçe – Galatasaray maçlarını seyretmeye gelirdim. Bir gün kendime ‘Ben de burada oynayacağım’ dedim. Bu aslında çekim gücü ile ilgili bir şey. Çünkü bir şeyi yapmak istiyorsanız, yapacağınıza karar vereceksiniz ve çalışacaksınız. Başka yolu yok.”

– Peki, Fenerbahçe’ye evet deyişin nasıl oldu?

“Ben Galatasaray’da oynadığım dönemlerde son antrenörümüz, Brian Birch idi. Onunla aramızda anlaşmazlık çıktı. Bunun üzerine kadro dışı kaldım ve Galatasaray beni satışa çıkardı. Kadro dışı kaldığım gün bana Fenerbahçe’den bir telefon geldi. Arayan Ali Şen idi..

Bana ‘Ne pahasına olursa olsun seni alacağım… Merak etme!..’ dedi. Ama Galatasaray da bana son gün imza attırdı. Ancak prosedür tam gerçekleşmedi. Bir gün sonra eve Serkan Acar geldi. Bana “Hadi Erdoğan gözün aydın, artık Fenerbahçeli oldun!..” dedi. Ben de ona Galatasaray’a imza attığımı söyledim. O zamanlardaki transfer yönetmeliğini bilirsiniz. Beni Galatasaray 40 milyona satışa çıkarmıştı ve süresi içinde 10.5 milyon lirayı benim adıma federasyona yatırması gerekiyordu. Sanırım onu yatıramadılar. İşte 1980 yılında Ali Şen de beni Fenerbahçe’ye böyle bağladı. Ancak her iki kulübü de imza attığım için Federasyondan 6 hafta oynamama cezası almıştım!..”



– Fenerbahçe’deki başarılarını anlatır mısın?

“Sarı- Lacivertli forma altında iki şampiyonluk yaşadım. Bunlar 1983 ve 1985 yıllarında idi. Türkiye Kupası’nı da 1983 yılında aldık. Fenerbahçe’de 1981-86 arası 6 sezon dolu dolu oynadım. Forma giydiğim 241 resmi maçta, genelde defansın sağ ve solunda yer aldım.

Hatta zaman zaman atağa katıldığım anlar bile oldu. Fenerbahçe formasını taşımak zaten çok büyük bir ayrıcalık.. İyi ki Fenerbahçe’de oynamışım. Çünkü Fenerbahçe çok farklı ve büyük bir markadır.”

– Futbolculuk yaşantından kopuşundan bahseder misin?

“32 yaşımda futbolu bıraktım. Ben hiç kulübede yedek oturmadım. Ne sakatlandım, ne de kart gördüm. Her maçta sahadaki yerimi aldım. Ayrıca bizim zamanımızda oyuncular kendilerine bakamıyorlardı. Şimdi ise bilim, ilim desteği ile oynuyorlar. Yani futbolun içine çok şeyler girdi. Milli takım kadrosunda iken bugüne, göre genç sayılabilecek bir yaşta sahalardan koptum.. Şimdi 34 yaşındaki futbolcularla 3-4 yıllık yeni sözleşme yapılabiliniyor!..”



– Antrenörlük kariyerinin nasıl şekillendiğini açıklar mısın?

“3 yıl Fenerbahçe altyapısında görev aldım. Bu ilk antrenörlük kariyerimin başlangıcıdır. Daha sonra 1 yıl İngiltere’ye gittim. Hem yabancı dil, hem de Tottenham Kulübü’nde staj gibi bir yıl geçirdim. Buradan sonra 6 ay Macaristan Spor Akademisi eğitimi aldım. Türkiye’ye döndüğümde de 1993 – 1996 arası Ümit Milli Takımımızın teknik direktörlüğünü yaptım. Bunun ardından Türkiye Lig’inde antrenörlük teklifleri aldım.. İlk teknik direktörlüğüm Süper Lig’de 2 yıl Çanakkale, oradan sonra Göztepe maceram var. Sonra 3 sene Samsun, 3 sefer Gençlerbirliği, 2 sefer Rizespor ve 2 sefer de Gaziantepspor’da antrenörlük yaptım. Aslında bu kadar kulüp değiştirmemin ana nedeni; hem kulüp yönetiminin, hem de benim, bazen karşılıklı uzlaşma içinde olamamamız oldu!.. Ancak ilginçtir, aynı kulüplerde birkaç kez görev alışım , oralardan ayrılırken arkadaki tüm köprüleri yıkmamış oluşumun sonucudur sanırım!..”



– Senin jenerasyonun, senden önceki ve sonraki jenerasyonda Türk antrenörlerinin Süper Lig Takımlarında görev almaları sağlanıyor. Bunun için neler söyleyebilirsin?

“Bizim oynadığımız dönemde Avrupalı rakiplerimizle aramızda fizik üstünlüğü farkı vardı. Ama şimdi Türk antrenörler kendilerini çok iyi geliştirdi. Avrupa ile yarışacak seviyeye geldik. Onların yetiştirdiği sporcuların fiziki açıdan fazla eksikleri kalmadı.. Alınan yenilgiler var tabii.. Ancak sonuçta bu bir futbol ve kazanmak gibi kaybetmek de var.. Ama önemli olan takımlarımızın kendilerini geliştirmeleri idi. Artık Avrupalı rakiplerimize yenilsek de asla ezilmiyoruz. Dimdik ayakta durabilecek potansiyele sahibiz. Tüm bu gelişmeler aslında ilim sayesinde oldu diyebilirim. Çünkü çok önemli gelişmeler yaşandı. Futbolda ne yapılması gerektiğini bilen teknik direktörler yetişti. Buna bağlı olarak oyuncular bilinçlendi. Polar ve ilimin birlikteliği gelişimin yaşanmasını sağladı. Ama bizim zamanımızda ne yapıyorlardı!?.. Bizi aynı nabızla koşturuyorlardı hocalarımız!..”



– Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye transfer oldun. Peki, Galatasaray’a karşı ilk maçını anlatır mısın?

“Çok ilginçtir yeni takımım Fenerbahçe’de oynadığım ilk resmi müsabaka Fenerbahçe-Galatasaray maçı idi. 1980-81 senesindeydi. İnönü’de oynadığımız maçtı. O zamanlar Fenerbahçe’nin stadı açılmamıştı sanırım.. O nedenle maçlarımızı İnönü’de oynuyorduk. Benim için çok özel yeri var kuşkusuz.. Hani ‘Galatasaray’a gol atmadan Fenerbahçeli olunmaz!..’ derler ya, ben defans oyuncusu olarak gol atmadım ama çok iyi bir Fenerbahçeliyim!.. 6 sezonda Fenerbahçe’de 241 maç oynadım. Hazırlık maçlarıyla bu sayı daha çok artar.”



– Fenerbahçe forması altında unutamadığın maçlar var mı?

“Fenerbahçe’de unutamayacağım iki önemli anım var. Fenerbahçe-Galatasaray maçı idi. Ali Sami Yen Stadı’nda ki 4-4′ lük maçtı. Stankoviç’in verdiği ‘adam adama oynama’ taktiği yüzünden perişan olmuş ve ilk yarıyı 3-1 mağlup bitirmiştik.. Devre arasında kaptan Alparslan bizi çıkış koridorunda bir araya topladı.. Ve bize ‘Sizler hocanın taktiğini unutun.. Bu yarıda asla adam adama oynamayacaksınız, herkes kendi mevkiinde oynayacak! Alan savunması yapacağız!…’ diyerek çok büyük bir sorumluluk üstlendi. Bunun sonucunda da işler iyi gitti ve maç 4-4 bitti. Hatta son dakikalarda maçı kazanıyorduk bile.. Bunun dışında bir de Fransa’da oynadığımız ve kazandığımız Bordeaux maçı var… Benim için bu iki maç çok önemlidir. Hayatımda unutmayacağım maçlar arasında yer alırlar.”



– Son olarak Karşıyaka’da antrenörlük yaptın ve ayrılışının arkasındaki o ilginç neden ne idi?

“Karşıyaka’da bir amigonun, hiç tanınmamış bir yabancı oyuncuyu kendi kafasına göre kulübe getirip, başkana ‘Bunu mutlaka alacaksınız!..’ demesi gibi akıl almaz bir olay yaşadık…

Ben de ‘Bilinmeyen ve tanımadığım bir oyuncuyu asla takımımda istemem!..’ diye tepkimi koydum. Bu amigo menajerin(!) bir oyuncuyu takıma transfer etmek istemesi üzerine kulüp içinde bir karmaşa mutlaka çıkacağını bildiğim, için prensiplerimden taviz vermeden bu nedenle görevimden ayrıldım.”

Yazan: Ayüp KARADAYI

Alıntı; Fenerbahçe Gazetesinin 2010 Yılının 84. Sayısı

10.10.2020 14:36

Kategoriler:   Spor

Yorumlar