Menü

Erol Büyükburç Efsanesi

Ünlu Romen bestecisi Enesco, talebesi Yehudi Menuhin’e her zaman, «Çalarken gözün daima ilerdeki bir yıldızda olsun,» dermiş. Yehudi Menuhin de hocasının sözünü dinleyip daima daha uzaktaki bir yıldıza erişmeye çalışmış ve asrımızın en büyük viyolonisti olmuş.

Erol Büyükburç EfsanesiMemleketimizin sevilen sesi Erol Büyükburç’un da söylerken, bestelerken o iri, kara gözleri daima ilerdeki bir yıldızdadır. Erol hiç bir zaman kaderine razı olup kabuğuna çekilmez. Yükselmek, kimsenin yükselemediği yerlere erişmek ister. Onun için hiç bir zaman, «İşte Büyükburç zirveye çıktı,» diyemeyiz. Çünkü nasıl olsa bir gün bu zirvenin de üzerine tırmanmaya çalışacaktır.

«Meziyet, oturmak için lüks yerlerden değil, cesaret ve sebatın hüküm sürdüğü mütevazı yerlerden hoşianır,» derler. Erol Büyükburç da, 1938 yılında Adana’nın gösterişsiz bir köşesinde doğmuş. Çocukluk yılları her çocuk gibi güle oynaya geçip gidivermiş. Lise çağında içinde bir şeyler kıpırdanmış ve besteler yapmaya başlamış. Fazla bir müzik bilgisi olmamasına rağmen, devamlı beste yapması, etrafındakileri kendi deyişiyle hayii çılgına çevirmiş… Şaşırtmış.

LITTLE LUCY

Erol Büyükburç’un sanat hayatı 1960 yılında başlar. Ufacık bestesi «Little Lucy» birdenbire binlerin, on binlerin malı oldu. Konser salonları, gece kulüpleri, okullar hep bu besteyle çınladı, durdu o yıl.

Now l’ll teli a story

About a girl named Lucy.

Parça yalnız bizde değil, Avrupa’da da sükse yaptı. Zamanın ünlü şarkıcısı Paul Anka, «Little Lucy» yi plağa okumak istedi… Küçük Lucy’nin şarkısı, küçük şöhret Erol’u büyük şöhret yapmaya yetmişti. Artık Erol Büyükburç genç kızların taptığı yeni isimdi.

Böylece pırıl pırıl, iki, üç yıl geçti. Sonra bir duraklama devresi. Zirveye erişmenin hemen ardından gelen boş, bomboş bir devir. Avrupalılar her zaman söylerler, «Bir sanatçının en tehlikeli anı, ikinci çıkışıdır,» diye. Ne kadar doğrudur bu söz. Halk artık olgun bir sanatçıyla karşı karşıyadır ve ondan eskisinden daha kuvvetli eserler bekler…

Erol, ikinci çıkışında hiç bir zorluk çekmedi denebilir. Çünkü o bir şarkıcı için aranılan her şeye fazlasıyla sahipti. Değişik bir ses, sahne hâkimiyeti ve fizik. Bir şarkıcıda bundan başka ne aranır ki?

Erol Büyükburç EfsanesiErol Büyükburç’un, Birinci Balkan Festivali dönüşü şöhreti öylesine arttı, öylesine arttı ki… Artık Batı müziği sesi duymamış alaturka gazinolarda bile çalışıyordu. Bir çığır açmıştı. Önce aranje edilmiş halk türküleri ve kendi bestelerini okudu. Halka Batı müziğini sevdirmek için bu yolu seçmişti. Baktı ki alaturka gazinoların müşterileri artık onu da kendinden biri sayıyor, bu sefer repertuvarını değiştirdi. Batı müziğinin katı parçalarını, «Sinner Man», «Maria», «El Toro», «Marquerita» yı söylemeye başladı. Kimse de yadırgamadı onu…

Derken İkinci Balkan Festivali’ne çağrıldı. İstanbul’a dönüşünden iki ay sonra «Milli Orkestra» yla Spor ve Sergi Sarayı’nda verdiği konserde o ana kadar pek az kimseye nasip olan alkış topladı. 4.000 kişi hep bir ağızdan, Erol, Erol,» diye tempo tutuyordu…

Erol Büyükburç’u artık İstanbul’da tanımayan yoktu. Şimdi sıra Anadolu’daydı. Çok sesli müziği bütün yurda duyurabilmek (ve tabii bu arada şöhretini artırabilmek) için turnelere başladı. Anadolu’yu tıpkı bir misyoner gibi karış karış dolaştı. Bozuk mikrofonlarla, silik neonlar altında yılmadan söyledi. Bir yıl sonra, bu meşakkatin meyvelerini topladı. Sonuç umduğundan da parlak olmuştu. Milyonlarca Anadolulu genç kız da o kara gözlerin, o değişik sesin hayranı olmuştu.

Erol Büyükburç işte böyiece ikinci defa zirveye yükseldi.

BÜYÜKBURÇ’UN «BÜYÜK» YÖNÜ

Erol Büyükburç’u «Büyük» yapan yönü besteciliğidir. 150’yi aşkın eseri vardır.

Sanatkarın eseri, hayattan edindiği tecrübelere paralel olarak değişikliğe uğrar. İnsan olgunlaştıkça düşünceleri de değişir. Kalp daha yumuşar, sevmek, sevilmek ihtiyacını duyar. Besteci veya yazarlarda ilk üslup, genellikle klasik ve taklitçidir. Sanatçının yaşı ve bilgisi arttıkça, olgunlaştıkça ilham kanatları da açılır, şahsiyetini bulur. Kendi kendiyle amansız bir yarışa girer.

Erol Büyükburç’un ilk eserleri «Littls Lucy», «Kiss Me», «Memorys», «Lovers Wishes» vs. Avrupa özentisi, zamanın modasına uyarak İngilizce yazılmış, basit, fakat şirin eserlerdi.

Erol Büyükburç EfsanesiYaşı ilerledikçe Büyükburç’un bu özentiden vazgeçtiğini görürüz, artık yavaş yavaş şahsiyetini bulmaya başlamıştır. Popüler Türk müziğini Batı müziğine katıyor, Anadolu’da yıllardır söylenen şarkıları, değişik bir şekilde seyirciye, dinleyiciye sunuyor. Öyle ki, parçaların müziği gibi gözleri de Türk motifleriyle süslü. Erol, sevgiliye türkülerde alışılagelen bir tarzda «Yar» diyor, vals tarzında yazdığı bir bestesinin adını halk edebiyatının aşık sembollerinden «Gül ve Bülbül» koyuyor, kimi bestelerini de tamamiyle halk şiiri tarzında şöyle söylüyor:

Altın tasta üzüm var Benim sende gözüm var Almadım diye küsme Başkasına sözüm var.

Bu arada genç besteci, Öksüz Dede’nin «Gül Budanmış» şiirini de besteleyip «Aşık» deyişlerini de batı müziğine katıyor ve böyiece bu ikinci tip eserleriyle. Türk müziğinin de Batı müziğine girebileceğini ispatlıyor.

Nihayet Büyükburç, son ve en önemli aşamayı yapıyor. Avrupai bir tarzda yazıyor, söylüyor, çaldırıyor. Tom Jones Engelbert Humperdinck vari bol ses ve büyük orkestra isteyen içli bestelerdir bunlar. «Kırık Kalp», «Vaz Geçemem», «Son Yaprak», «Gölge» gibi bestelerde kemanlar eşliğinde, Rıza Tevfik’in şiiri üzerine bestelediği «Uçun Kuşlar» da da saz eşliğinde söylüyor. Bu son şarkısıyla Erol Büyükburç, yeni bir çığır daha açıyor, ilk defa mahalli sazımıza bir partisyon veriyor.

Pascal, «Üslup, yazan insanın kendisidir,» der. Erol Büyükburç’un eseri de kendinden kopmuş bir sadelik taşır. Açık saçık sözlere hiç yer yoktur bu bestelerde. Genç besteci aşkı sadece sevdiği kadında aramaz. Bazı eserlerinde bir çocuğa olan aşkından, bazılarında memleketine duyduğu aşktan söz eder. En neşeli bestesinde bile sesi bazen kırılır, buruklaşır, giden sevgiliye geri dönmesi için yalvarır, müzikle birlikte adeta haykırır. Sözün kısası «Dağ Çiçeği» bestesinde söylediği gibi, Erol Büyükburç’un «aşk ve müzik kanında» dır.

7 aya yakın bir zamandan beri konser vermeyen Erol Büyükburç bu cumartesi günü İstanbul’un büyük sinemalarından birinde halk önüne çıkacak ve büyük bir imtihan verecek. Erol’un bu konserini diğerlerinden kesin çizgilerle ayıran bir özellik var. 8 yıllık müzisyen konserinde müzik hayatının üç devresine de damgasını vurmuş parçaları söyleyecek, yani halk önünde müzik hayatının bir nevi bilançosunu yapacak. Hem besteci, hem aranjör, hem de şantör Büyükburç konserine müzik hayatına atıldığı ilk günlerde dillerden düşmeyen parçalarla başlayacak ve konserini son besteleriyle bitirecek.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-47-sayisi)

11.08.2019 00:33

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 27 Ağustos 2015 12:38

    Belis Badem

    Efsaneee :)
  • Yayınlandı: 4 Eylül 2015 11:30

    NUR HAYAT YÜZEN

    gençliğimizn starı yaşadığı sürece popun starı olmuştur benim gözümde :)