Menü

Erol Büyükburç Konseri

Erol Büyükburç KonseriErol Büyükburç’un Fitaş Sinemasında peş peşe iki cumartesi verdiği konsere gittiniz mi? Gitmedinizse biran için gözlerinizi kapayın… Tıklım tıklım bir salonu hayalinizde canlandırın. Her yaştan insan var ama, çoğu genç… Sahnede de 8 kişi. Bunlardan 7’si üzerine E. B. harfleri bulunan kısa panoların arkasına oturmuşlar. Üç gitar, bir bateri, bir org ve iki keman. Kıyafetleri de bir acaip! Son günlerde sahnelerimizi işgal eden ithal malı elbiselere pek benzemiyor. Klasik, ama modem. Siyah elbise, siyah iskarpin, filimlerdeki İngiliz asilzadelerinin giydiği dantelli beyaz gömlek. Sadece çalıyorlar… Erol Büyükburç’a eşlik ediyorlar. Hani bazı orkestralarda olduğu gibi, üzerlerine dikkati çekmek için ne yerlerde yuvarlanıyorlar, ne de şantörün etrafında fır dönüyorlar…

İşte Büyükburç’un 7 aylık bir aradan sonra İstanbul’da verdiği konser böyle başlacı ve böyle bitti… Hem de iki cumartesi üst üste…

Bağırmaya, çığlıklar atmaya hazır genç dinleyiciler Erol’un bu iki konserinde diyardan diyara gittiler, hayali de olsa dört bucağı dolaştılar. İki bin kişiyi iki saat boyunca mimikleri, jestleri, besteleri ve sesiyle üzerinde toplayan Erol, «Dağ Çiçeği Çingeneyim — Yerim Yurdum Yok Benim» derken hep birlikte yeşü kırlara açıldılar, «İstanbul» adlı bestesinde 7 tepeli güzel şehri bir defa daha dolaştılar, «Ali Baba ve Haramiler» onları «Camiler» diyarından alıp «Çöller» diyarına götürdü.

Erol Büyükburç KonseriBüyükburç’un bu başarılı parçalarında onun kadar yedi kişilik orkestrasının da etkisi vardı. İki keman, üç gitar, bateri ve orgdan kurulu orkestra çaldığı altı dakikalık caz parçasıyla değerini açıkça gözler önüne sermeyi bildi.

Erol Büyükburç bu konserin admı «Little Lucy’den Kınk Kalp’e» koymuştu. Little Lucy onu meşhur eden bestesiydi. Kınk Kalp ise, geçen yıl yaptığı ve şöhretini perçinleyen modem anlamda bestelerinden biriydi, önceki hafta da yazdığımız gibi Büyükburç, bu konserde sanat hayatının üç devrini sırayla üç ayrı bölümde canlandıracaktı. Fakat Erol, her halde eski melodilerin halkı sıkmasından korkmuş olacak ki programının sırasını değiştirdi, eski ve yeni parçalarım bir arada sundu.

Konserin ilk bölümünde karşımızda, kırmızı farbelalı gömleği, kırmızı çizmeleri, siyah elbisesiyle heyecandan titreyen bir Büyükburç vardı. Sanat hayatının ilk eseri Little Lucy’i okurken yanakları al al olmuştu. Sesiyle, hareketleriyle, heyecanıyla sanki sahneye ilk defa çıkan bir solistti. Fakat biraz sonra güftesi Ahmet Kutsi Tecer’e ait olan «Nerdesin» adlı bestesini söylerken, heyecanı geçmiş, gerçek Erol Büyükburç hüviyetine bürünmüştü. Halk psikolojisini çok iyi bilen şantör, bu ağır ritmli, romantik parçaların hemen arkasından «Gözlerime iyice Bak» adlı bestesiyle salonu bir anda neşeye boğdu.

Erol Büyükburç KonseriBirinci ve ikinci bölümün arasında, organist Ümit Eroğlu, «Night in Tunisia» isimli bir caz parçasını orkestraya enstrümantal olarak çaldırdı. Doğrusu bu, büyük cesaret işiydi. Salonu dolduranların çoğu gençti ve gençlik de tabii hareketli müziği tercih ediyordu. Ama bütün bu dezavantaja rağmen, orkestra cazı da gençlere sevdirmesini bildi…

Erol Büyükburç ikinci bölüme lame elbisesi ve lame çizmeleriyle çıktı. Bu bölüm gerçekten konserin en başarılı bölümüydü. Ümit Eroğlu’nun yaptığı aranjmanlarla «Yasemin», «Ali Baba ve Kırk Haramiler», «Ağlarım» ve «Dağ Çiçeği» adlı bestelerini, «Granada», «Hey Onbeşli Onbeşli», «Delilah», «A Man Without Love» gibi parçalan sundu. Çigan türünde yazdığı «Dağ Çiçeği» nde Büyükburç adeta usta bir pandomimci gibi konuyu karşımızda temsil etti.

Erol Büyükburç KonseriBej rengi elbise, portakal rengi kazak ve çizmeyle çıktığı son bölümde Büyükburç, en tutulan parçalarına yer vermişti. «İstanbul» adlı bestesi ve Aşık Ali İzzet’in «Mühür Gözlüm» türküsünden sonra Erol, günün en popüler şarkısı «Those Were The Days» i anons etti ve parçanın Türkçe sözlerini yazan ünlü şair Turhan Oğuşbaş’ı sahneye davet etti. Genç şair mikrofon başında önce şarkı sözü yazmaya başladığı için kendisini tenkit edenlere şu cevabı verdi: «Ben,» dedi. «Birçok şarkıcıya söz yazdım, ama benim için böylesine bir ‘Dev’ e yazmak şereftir.» Ve sonra Turhan Oğuzbaş, o gür sesiyle «Bu Ne Yalan Dünya» şeklinde yazdığı güfteyi okudu.

Bu, öyle muhteşem bir manzaraydı ki… Sahnede kendisine «Dev» denilen Büyükburç ağlıyor, dinleyiciler de bu manzara karşısmda alkışlıyor, alkışlıyorlardı. Biraz sonra bütün salonun söylediği bir şarkı vardı. «Bu Ne Yalan Dünya.» Büyükburç konserini «Niksarın Fidanları» ve. «Kırık Kalp» le bitirdi. «Niksarın Fidanları» nın arasına kattığı nefis gazel halkı çılgına çevirirken, alkışlar arasında Erol o gür sesiyle konserinin final şarkısını söylüyordu:

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-52-sayisi)

10.08.2019 23:20

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 15:51

    SELİN MASUM

    posterleri duvarlarımı süslerdi gençliğimde yerli Elvis :D
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 15:53

    MERVE DURSUN

    benim duvarlarımı görmek bile istemezdin o zamanlar \r\nhayranlıktan daha fazlasıydı :D
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 16:19

    Melis Çiftçi

    Duvarların adamı erol büyükburç :)))