Menü

Fatma Girik Sahnede

Fatma Girik SahnedeEvlat, torun sahibi olmuşlar. Evliliklerinin 30. yıldönümünü kutlayacaklar. Hanım o gece için çok orijinal bir şey teklif etmiş, «Haydi bey,» demiş, «30 yıl önce ilk gecemizi geçirdiğimiz otele gidelim, yıldönümümüzü orada kutlayalım.»

Bey teklifi sevinçle kabul etmiş. Hemen bavullarını hazırlayıp yola düşmüşler. Tesadüfe bakın ki, 30 yıl önce kaldıkları oda da boşmuş. Hemen o odayı tutup yerleşmişler. İçerde bavulları açarlarken hanım, «Kocacığım,» demiş, «biliyorsun, 30 yıl önce akşam yemeğimizi balkonda yemiştik. Yine öyle yapalım.»

Bey itiraz edecek gibi olmuş, ama geride mutlulukla dolu koskoca bir 30 yıl var. Çaresiz, «Peki hanımcığım,» demiş.

Yemek ısmarlanmış, ışıklar söndürülmüş. Sadece küçük bir aplik ortalığı aydınlatıyor. Kadın 18 yaşının romantizmi içinde, gözleri kapalı, işveli, işveli konuşmaya başlamış, «Sana karşı 30 yıl önceki hislerim hiç değişmedi kocacığım,» demiş. «O günleri düşünürken sol göğsümün altında nasıl bir sıcaklık hissediyorum bir bilsen…» Adam başını hafifçe kaldırmış, karısının yüzüne bakmış, başını iki yana sallamış. «Bunda şaşılacak bir şey yok ki karıcığım,» demiş. «Tabii sıcaklık hissedersin. Baksana sol göğsün çorbanın içinde.»

Fatma Girik, İzmir’de tam 20 gün boyunca her gün bu fıkrayı anlatmış. Biliyorsunuz, Fatma Girik de şu son günlerde artistler arasında salgın halinde görülen «sahneye çıkma» hastalığına tutuldu. Bu hastalığı herkes, «peşin para» mikrobunun yaydığını zannediyor, ama işin aslına bakarsanız bu tamamen yanlış. Hastalık «ödenmeyen bono» denen virüsün tabii bir neticesi! Evet, bu kısa tıbbi (!) izahtan sonra tekrar dönelim Fatma Girik’in sahne macerasına.

Fatma Girik SahnedeFatma İzmir’de sahneye çıkınca önce, «Ben sinema yıldızıyım. Buraya 20 gala için geldim. Şu anda sizlerle beraber olduğum için mutluyum. Sorularınıza cevap vermeye çalışacağım,» diyormuş. Tabii hemen sağdan soldan çeşitli sorular başlıyormuş. «Yıldız» olmuş her sinema artisti gibi Fatma Girik için de bu, dünyanın en kolay işlerinden biri. Zira, aynı sorular kendisine gazeteciler tarafından defalarca sorulmuştur. Sadece arada küçük bir fark var. Burada soruyu bir kişi soruyor, ama cevabı şöyle böyle 6.000 kişi dinliyor.

İzmir’de Fatma Girik, en çok «Gözleriniz neye bu kadar güzel?» sorusuyla karşılaşmış. O da bunu en kolay tarafından cevaplandırmayı uygun bulmuş. O soruyla karşılaşınca, «Ne bileyim ben, onu annemle babama sorun,» diyormuş !…

İlk günler bütün ısrarlara rağmen sahnede şarkı söylememiş. Ama dördüncü gün mü, beşinci gün mü ne, ısrarlar öyle çoğalmış ki kıramamış ve mertçe; «Ben şarkıcı değilim. Sesim de ahım şahım değil, usul – nota da bilmem üstelik. Ama madem ısrar ediyorsunuz, sizi kıramam,» demiş ve başlamış «Agora Meyhanesi» ni söylemeye…

Bu arada size Fatma Girik’in çok önemli bir özelliğini söylemeyi unuttuk. Fatma Girik yerli sinemanın en «rahat» kadınlarından biridir. Hep olduğu gibi görünür. Düşündüğünü dobra dobra söyler. Eski arkadaşlarını, muhitini unutmamış, her şeye rağmen onlardan biri olarak kalmıştır! Tabii sahnede de bu «rahat» lığının faydasını bol bol görmüş. Mesela, «şarkı söylememe» kararına rağmen bakmış ki halk istiyor hemen şarkı öğrenmeye başlamış. Önceleri sadece ‘Agora Meyhanesi’ ni söylüyormuş. Sonra buna «Dünyada Aşk Denen Kelime Yalan» ve «Sevemez Kimse Seni» yi de eklemiş. Bu arada show da yapmış.

Fatma Girik SahnedeKendisine en sık sorulan, «Beğendiğiniz tipi tarif eder misiniz?» sorusuyla karşılaşır karşılaşmaz ise başlıyormuş tarife; «Adaleli, dazlak kafalı, sakallı…» O sırada sahne arkasından (Programa göre Fatma’dan sonra sahneye Öztürk çıkıyormuş) Öztürk Serengil pazularını şişire şişire geliyor, Fatma Girik’in etrafında bir – iki tur attıktan sonra ona kur üstüne kur yapıyormuş.

Fatma Girik İzmir’de 6500 kişilik bir bahçede sahneye çıkmış ve gecede 6500 lira almış. (Allahtan 100.000 kişilik stadyumlarda devamlı müzik programı yapılmıyor.) Şaka bir yana, İzmir dönüşü kendisiyle uzun uzun konuştuğumuz Fatma Girik sahneyi iyice benimsemişe benzer. Bugünlerde bir taraftan başlayacağı filmin hazırlıklarını yapıyor, bir taraftan da kendisine yapılan sahne tekliflerinden hangisini kabul edebileceğini düşünüyor. Eğer o da sahneyi sinemaya tercih ederse vay filimcilerin haline… Filimlerinde oynatacak kadın yıldız bulamayacaklar… Filiz Akın, Belgin Doruk, Esen Püsküllü daha ziyade eşleriyle çalışmayı tercih ediyorlar. Selda Alken, sahne denemesi, Avrupa Sinema Güzeli Yarışması derken, Yeşilçam’dan hayli uzak kaldı.. Gözden ırak olunca, geçici de olsa, gönülden de ırak oldu… Sema Özcan’ın ise esas mesleği tiyatro aktrisiiği zaten… Kala kala bir Türkan Şoray’la bir Hülya Koçyiğit, bir Sezer Güvenirgil kalıyor…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-42-sayisi)

10.08.2019 22:59

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 18:20

    ANIL KUŞÇU

    duru güzellik dedikleri bu olsa gerek
  • Yayınlandı: 4 Eylül 2015 15:02

    NUR HAYAT YÜZEN

    her şey yakısıyordu bu kadına ya