Menü

Fatma Girik’ten Olay Nişan

– «Aloo, SES mecmuası mı?»

– «Evet efendim.»

– «Ankara büronuzdan arıyorlar, kabul ediyor musunuz?»

– «Ediyoruz efendim, bağlayın lütfen.»

Kısa bir sessizlik. Mırıltılar, hırıltılar, cızırtılar. Nihayet karşımızda Ankara büromuzun şefi Şemsi Kuseyri.

– «Size bomba gibi bir haberimiz var. Durul Gence ile Fatma Girik, dün gece burada nişanlandılar.»

Donmuş kalmıştık. Ne diyeceğimizi bilemiyorduk. İlk söylediğimiz söz, «Yok cenım, demeyin!» oldu. Hemen arkasından da ilâve ediyorduk. «Emin misiniz?»

– «Şaşırmakta haklısınız. Haberi ilk duyduğumuz zaman biz de sizin gibi şaşırmıştık. Resimleri temin ettik ve ilk uçakla çok acele olarak yolladık.»



ŞEKER VAR, UN VAR, AMMA…

İnanır mısınız, uçakla gönderilen resimler elimize geçinceye kadar bu nişan haberinin doğruluğuna bir türlü inanamamıştık. Ama resimler gelince, aramızda bu işe en «olmaz» diyeni bile söyleyecek söz bulamadı. Gerçekten olmaz dediğimiz iş gerçekleşmiş ve Durul Gence ile Fatma Girik, Durul’un «baba evi» nde yapılan sade bir törenle evlilik yolunda ilk adımı atmışlardı.

Haftalık bir mecmua olmanın azabını bir kere daha tadıyorduk. Haberi biliyorduk, önümüzde biribirinden güzel resimler vardı. Ama elimiz kolumuz bağlıydı, hiç bir şey yapamıyorduk. Bu bomba haberi cumartesi günü (geçen hafta) okurlarımıza duyuramıyorduk. Çünkü mecmuamızın baskısı yarılanmıştı. yapıiacak hiç bir şey yoktu. Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasındaki gibi, yağımız vardı, unumuz vardı, şekerimiz vardı, ama helva yapamıyorduk.



NİŞAN NASIL OLDU?

Resimler geldikten sonra, «Niye, nasıl, niçin?» soruları, beynimizde teşbih taneleri gibi yavaş yavaş dizilmeye başladı. Bu soruların cevaplarını bulabilmek için sağa sola telefonlar ettik, ünlü yıldızın ve müzisyenin mecmuamızda bulunan künyelerini gözden geçirdik, sonra da hepimiz bir tarafa dağıldık. Gayemiz her zaman olduğu gibi, olayı en iyi şekilde okurlarımıza duyurmaktı.

Geçtiğimiz hafta salı günü Durul Gence, Piayboy’daki programına biraz geç çıkmıştı. O gece klübe gelenler, bu «geç kalışın» düğümünü ancak birkaç gün sonra çözebileceklerdi. O gün Durul önce nişanlanmış ve tören biraz uzayınca klüpteki programına da zamanında yetişememişti.

Tabii durumu öğrenenler bir hafta kadar önce duydukları başka bir olayı daha iyi değerlendirdiler. Durul, Ankara’da çaiışmaya başladığı gece, bir günlüğüne Ankara’ya gelen Fatma Girik’Ie birlikte görülmüştü. İki sanatçının İzmir’de aynı yerde çalıştığını bilenler, o sırada olaya herhangi bir «mana» vermemişlerdi. Zaten Ankara’ya bîr gün için gelen Fatma, ertesi gün Başkent’i terkedince bu olay da unutulup gitmişti. Aradan bir hafta geçtikten sonra Fatma, yine Ankara yoluna revan olmuş ve Esertboğa havaalanında geleceğini bilen tek kişi tarafından karşılanmıştı. Tabii bu orşılayıcı Durul Gence’den başkası değildi.



İki «sevgili» oturup uzun uzun konuştular ve daha önceden kararlaştırılmadı halde, birden «nişan» lanmaya karar veriverdiler. Tabii bu kararı verir vermez, ikisinin de iki ayağı bir pabuca girdi. E kolay mı? Nişan bu. Yüzük ister, elbise ister, ana – babaların muvafakati İster, ve nihayet davetliler ister. Yani ister oğlu ister. Buna karşılık iki gencin önünde topu topu beş saatlık kısa bir zaman var. Önce kuyumcuya Koştular ve orada parmaklarına uyan iki yüzük seçip içine «Fatma» – «Durul» diye yazdırdılar. Oradan ver elini Ankara’daki ev. Durul, yan odada annesiyle babasına meseleyi açtı. Durul’un annesiyle babası zaten kaç zamandan beri oğullarını «baş-göz» etmek istiyorlardı. Bu ani habere önce şaşırdılar ama «şok tesiri» geçer geçmez, oğullarının boynuna sarılıp onu öpmeye başladılar.

«Oğlan» tarafı razıydı. Şimdi iş «kız tarafı» nı razı etmeye kalıyordu. Hemen içerdeki odada bekleyen Fatoş’un yanına gittiler. Artık Fatoş için «bekliyordu» demek mi doğru olur, yoksa «dokuz doğuruyordu» demek mi, o biraz karışık! Çünkü Durul içerde anne ve babasıyle konuşurken, Fatma telefon başında İstanbul’un bağlanmasını bekliyordu. Allah’tan biraz sonra hat bağlandı ve İstanbul’da Topağacı’ndaki evinde oturan Münevver Girik, gözyaşları arasında muvafakatini bildirdi, kızına ve damadına saadetler dileyip «hayırlı olur inşallah» dedi.



ACELE İŞE…

Tabii iş çok aceleye geldiği için, şeytan her acele iş gibi nişan töreninde de çiftin başından hiç ayrılmadı. Terslikler, aksilikler birbirini takip etti. Mesela telefon edilen eş – dostun çoğu evde bulunamıyordu. Nişan için bir butikten alelacele alman elbisenin etekleri de uzun gelmişti. Ama ne demişler. «Allah ev yapanla, evlenene yardım eder!» Hemen taksiler gitti geldi. Telefonda çıkan bir dosta başka bir dostu da bulup getirme görevi verildi. Bu arada bir makas, biraz fisto teyel yardımıyle eteği uzun dantel elbise, mini – etekli bir nişan elbisesi haline getirildi. O sırada birinin aklına «nişanı ıslatmak» geldi. Hemen köşedeki bakkala koşup ne kadar köpüklü şarap varsa toparlandı. Bir başkası 10 kızarmış pilici bir taksiye atıp geldi, bir diğeri lokantadan kazan dolusu bulgur pilavı getirdi. Bir taraftan bu hazırlıklar yapılırken, salonda da yüzükler takılıyordu. Karşılıklı tebrikler, teşekkürler…

O sırada telefon çaldı. Telefondaki, Durul’un çocukluk arkadaşı manken Fatoş Alataş idi. «Aşkolsun, hani sizi yemeğe davet etmiştim. Saatlerdir sofrada oturmuş sizi bekliyoruz,» diyordu. Durul’u aldı bir düşünse. Gerçekten, o hay – huy arasında Fatoş’la aralarında böyle bir konuşma geçmişti. Neyse, Fatma Girik, pratik zekasıyle işe bir hal çaresi buldu. «Yemekleri alıp gelin,» dedi. Biraz sonra kapıya iki taksi dayandı ve şoförlerle davetliler kase kase çorbayı, envai çeşit yemeği yukarıya taşımaya başladılar. Yemekler yendikten sonra cümbür cemaat Playboy’a gidildi. Durul o gece sadece nişanlısı için çaldı. Fatma ertesi sabah ilk uçakla İstanbul’a döndü ve yeni filmine başladı. Durul da ertesi günden itibaren her gün İstanbul’a taşınmaya başladı. Sabah ilk uçakla geliyor, akşama kadar nişanlısının yanında kaldıktan sonra uçakla Ankara’ya dönüp programına yetişiyordu.

NEREDE BAŞLADI?

Törenden bir gün önce (Fatma’yla, Durul da dahil) hiç kimsenin nişandan haber; yoktu. Nişan töreninin nasıl yapıldığını öğrendikten sonra iki gencin «yakınlaşması» nın ne zaman, nerede ve nasıl başladığını tahkike başladık. Nişanda bulunanlardan Öztürk Serengil’in, «Manzarayı ilk çakan ben oldum ahiler,» demesi, Durul’un «Fatma’nın o Büyük Efes Oteli’nin havuzundan daha mavi gözlerinin içine bir hoş, bir baktığını» söylemesi olayın İzmir’de başladığı intibaını veriyordu. Veriyordu ama, İzmir’de kaldıkları sürece ne biz, ne de başka meslektaşlarımız, bu yakınlaşmayı tespit edebilmişlerdi. Fatma Girik’in İzmir’de bir macerasından bahsedilmişti ama, kahramanı Durul Gence değildi. 21 eylül 1968 tarihli ‘Ege Expres’ gazetesinde Aslan Kapani’yle Fatma Girik’in motorda çekilen resimleri, «Fatma Girik, aradığı aşkı İzmir’de buldu,» manşetiyle yayınlanmıştı.



OLAYLARIN ARDINDAKİ GERÇEK

Fatma Girik on yıldan beri sinemadaydı. Bu süre içinde flörtleriyle, aşklarıyle, yakınlıklarıyle daldan dala atlayan hercai bir tip intibaı bırakmamıştı. Aksine, beraberlikleri, arkadaşlıkları daima uzun süreli olmuştu. Bilinen ilk aşkı, şu anda Galatasaray kalesini koruyan Varol Ürkmez’di. Hatta ikisi işi nişanlanmaya kadar götürmüşlerdi. Bu uzun süreli beraberliğin kopuşundan az sonra Fatma Girik, rejisör Memduh Ün’ün himayesine girmişti. «Nişan» haberi duyulduktan sonra Memduh Ün’le konuşmaya bir türlü muvaffak olamadık. Ama yakınları, maiyetinde çalışanlar ve dostları, Memduh Ün’ün bugünlerde «çok sinirli» olduğunu söylüyorlardı. Buna karşılık Fatma Girik’in ilk nişanlısını bulmak gayet kolaydı. Galatasaray takımının kamp yaptığı otelde. Varol Ürkmez nişan konusunda bize şunları söylüyordu:

«BANA DÖNECEK»

– «Fatma Girik, Yeşilçam’da yeni yeni parlamaya başladığı zamanlarda benimle nişanlanmıştı. Gizli bir nişan yapmıştık. O sıralarda bana yazdığı, «Çarpık bacaklım, gaga burunlum,» diye başlayan mektuplar basında bile neşredilmişti. Sonra beni bıraktı, rejisör Memduh Ün’e gitti. Mecburdu. Şöhret olması için öyle bir sinema adamına ihtiyacı vardı. Fakat Memduh Un’ü hiç bir zaman sevmediğini tahmin ederim. Bu konuda zaman zaman çeşitli dedikodular kulağıma gelmiştir. Şimdi gene gazetelerden okudum ki, Durul Gence isimli bir müzisyenle nişanlanmış. Bırakın evlenmelerini, nişanlılıklarının bile fazla süreceğini tahmin etmem. Fatma hayatta ancak benim gibi bîr erkeği sevebilir. Saadeti ancak ona ben verebilirim.»



DÜĞÜN NE ZAMAN?

Varol, Fatma için «eninde sonunda bana dönecektir,» derken, Fatma Girik de düğününü «geceyi gündüz gibi aydınlatacak havai fişeklerin ışığı altında Dolmabahçe stadında yapacağını» söylüyordu.

Boşlukta «hava» üstüne dedikodu imal etmekte bile üstün maharet gösteren diller de hazır ellerine böyle bir fırsat geçmişken boş dururlar mı? Hemen onlar da icra-i sanat etmeye başladılar ve bunun sonunda ortalığı Fatma Girik- Durul Gence nişanıyle ilgili bir dedikodu rüzgarı dolduruverdi. Kimi «Asla evlenemiyecekler,» derken, kimi de, «Nikahın en geç iki aya kadar yapılacağını» söylüyor, hatta evlendikten sonra oturacakları evin adresini dahi veriyordu. Bu arada bazıları da, «Fatma zaten sinemadan koptu. Memduh Ün’le de uzun süreden beri arası şeker renkti,» diyor ve Fatma’nın bu nişanla hem ziyaret, hem ticaret yaptığını ima ederek, «Herhalde yakında Durul’un orkestrasıyle sahneye çıkar,» diyorlardı.

Tabii bütün bunlar, – şu anda – gerçek payı olsun veya olmasın birer dedikodudan ibaret. Şu anda gerçek olan tek şey şudur: Fatma Girik’le Durul Gence nişanlanmışlardır. Tamam, ama evlenecekler mi? Bu sorunun cevabını meşhur deyimle cevaplandırabiliriz: «İşin orasına şimdilik rufailer karışır…»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-43-sayisi)

04.09.2020 00:48

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 27 Ağustos 2015 12:37

    Tayfun Korkut

    fatma biraz kilo mu almış napmış
  • Yayınlandı: 3 Eylül 2015 17:50

    NUR HAYAT YÜZEN

    gerçekten yakısmıslardı birbirlerine
  • Yayınlandı: 3 Eylül 2015 17:50

    MEHMET ŞEN

    fatma girik ne güzeldi öyle :)
  • Yayınlandı: 7 Eylül 2015 09:51

    HALİT KUMRU

    her hareketi bir olaydı zaten kendisinin :D