Menü

Festivalden Başka Herşey

Festivalden Başka HerşeyAvrupa’nın büyük şehirlerinde tertiplenen filim festivallerini dört gözle bekleyen meraklılar bu yıi büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Bu yıl dünyanın dört yanını saran gençlik ayaklanmaları festivallere hazırlananların heveslerini kursaklarında bıraktırdı. Cannes Film Festivali’nin başına gelenleri elbette hatırlıyorsunuz. Yaz başındaki can sıkıcı olaylardan sonra Venedik Film Festivali’nin hazırlıkları başladığı zaman tertip komitesi üyeleri, Venedik Film Festivali’nin her yılkinden daha parlak geçeceğini, çeşitli sebeplerle diğer filim festivallerinde umduklarını bulamayanların isteklerini Venedik Film Festivalinde fazlayısıyle bulacaklarını söylüyorlardı. Ama maalesef hiç de öyle olmadı.

Daha festival başlamadan çok önce gençler, Venedik Film Festivali sırasında beklenmedik olayların vuku bulabileceğini ima etmeye başladılar. Venedik caddelerinde başlayan sağ – sol tartışmalarına bir de, »Festival Sarayı’na bomba koyacağız! Sinemaları yerle bir edeceğiz!» şeklindeki tehditler eklenince herkesin neşesi kaçtı. Venedik caddelerinde her yıl görmeye alıştığımız açık saçık kıyafetli güzeller bile ortadan kayboldular. Festivale davet edilen şöhretler de her şeyden önce hayatlarının tehlikeye girmesinden korktukları için bu yıl Venedik Film Festivaline katılmayı tercih ettiler. Festival günlerinde Venedik’te gözüme çarpanların en tanınmışları Maximilian Scheil ile kız kardeşi Maxine, Gina Loliobrigida, Brigitte Bardot’nun kız kardeşi Mijanou Bardot oldu.

Festivalden Başka HerşeyPrenses Süreyya’nın eski sevgililerinden Maximilian Scheil Festivalde gösterilen filimler! büyük bir dikkatle seyretti. Hatta festivalin armağan komitesindeki üyelerin bile Maximil!an Schell kadar dikkatli olmadıklarını söyleyebilirim. Tabii bu arada gazetecilerden de bucak bucak kaçmayı ihmal etmedi. Maximilian Schell’in kız kardeşi Maxine, ablası Maria Schell’i andırıyor. Fakat onun sinema ve tiyatroda iddiası olmadığı için fotoğrafçılar da onunla pek ilgilenmediler.

Brigitte Bardot’nun kardeşi Mijanou da öyle. Bir ara ablasının zoruyle sinema artisti olmaya kalkışan Mijanou Bardot sonradan ablasının gölgesinde yaşamaktansa sinemayı bırakmayı daha doğru bulmuştu. Fakat Brigitte Bardot’ nun özel hayatındaki rezaletlerle sinemadaki şöhretini kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı şu sıralarda Mijanou’nun Venedik Festivaline gelmesi birçok zihinlerde istifhamlar yarattı.

İtalya’nın en ünlü şehirlerinden birinde tertiplenen ve İtalyan sinemasının en önemli filim festivali olan Venedik Film Festivali’ne tanınmış İtalyan yıldızlarının rağbet etmeyişine doğrusu İtalyanların hesabına ben hayıflandım. İtalyan yıldızı adayları bile Venedik’e gelecek yerde Roma’da Cinecitta civarında dolaşmanın iş bulmak bakımından daha faydalı olacağına inanmışlar.

Yirmi dokuzuncu Venedik Film Festivali tatsız olaylarla pek neşesiz geçti. Festivale gelen Alman filimcilerinin Venedik’ten neşeli ayrıldıklarını tahmin ediyorum. Çünkü festivalin en büyük armağanı olan «Altın Arslan» heykelini Alman yönetmen Alexander Kluge’nin «Sirk Yıldızları» isimli filmi kazandı. Bu filim, isminden de tahmin edeceğiniz gibi bir trapez yıldızının yükselişini ve sonra çöküşünü anlatıyor. Vaktiyle Amerikalıların da pek çok defalar el attıkları mahut sirk hikayelerinden biri… Fazla bir özelliği yok. Fakat festivale gönderilen filimler o derece kötü şeylerdi ki, «Sirk Yıldızları» nın birinci seçilmesine şaşmamak gerekiyor.

Festivalden Başka HerşeyVenedik Film Festivali’ne gönderilen filimlerin çok kötü olmasının sebebi de festivalin yürürlükte olan sistemi. Her ülke festivale o yıl içinde çevirdiği filimlerin sayısına göre katılma imkanına sahip. Mesela yüz filim çeviren ülke ancak bir filim ile katılabiliyor. Ama bunun yanında bir yılda üç yüz elli filim çeviren Hindistan Festivale üç filim ile birden katılabilmiş. Çevrilen filimlerin sayısı arttıkça kaliteleri de düşüyor.

Amerikalılar bu sistemi protesto etmek amacıyle en büyük filim şirketlerinin filimlerini festivale göndermekten çekindiler. Bunun üzerine festival komitesi başkanı Luigi Chiarini zor durumda kaldı. Luchino Visconti’nin de bulunduğu bir başka grup, Chiarini’ye karşı harekete geçti. Kısacası Venedik sokaklarında sağ – sol kavgaları devam ederken Festival Sarayı’nda da sistem tartışmaları yapıldı.

Luigi Chiarini’nin festivale gönderilen filimleri festivale dahil etmeden önce özel bir jüriye inceletmek istemesi, yabancı filimcileri müthiş kızdırdı. Halbuki diğer festivallerde, her ülke kendi jürisine seçtirdiği filimleri gönderiyor ve bunlar herhangi bir itirazla karşılaşmadan festivalde gösteriliyor.

Luigi Chiarini’nin garipsenen bu tutumunun sert tepkilere yol açması, festivalin havasını büsbütün bulandırdı. Komite ilgilileri bu durumda Chiarini’nin gelecek yıl başkanlıktan istifa etmek zorunda kalacağını belirttiler.

Venedik’e gelenlerin hepsi de büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Yıllardan beri böylesine sönük bir festival görmediklerini ısrarla belirttiler. Doğrusu ben de onların fikirlerine iştirak ediyorum. Gerçekten yirmi dokuzuncu Venedik Film Festivali, festivalden başka her şeye benziyordu.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-39-sayisi)

10.08.2019 22:20

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:43

    Şennur Özbek

    hayal kırıklıgı olarak hafızalara kazınmıs bir festival
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:43

    Eylül Arif

    katılıyorum sanaa eylüül