Menü

Fikret Hakan Arı Gibi

Bugünlerde Fikret Hakan için, «Ömrünün yarısı yollarda geçiyor,» dense yeridir. Kolay mı, haftanın 3 günü Ankara’da kalıp AST Tiyatrosu’nda «Durand Bulvarı» isimli oyunda oynuyor, sonra uçağa atladığı gibi İstanbul’a dönüyor. «Battal’ın Acısı» adlı filim için kamera karşısına çıktıktan sonra, tekrar sahneye çıkmak için uçakla Ankara’ya gidiyor.

Ankara’nın havası Fikret Hakan’a pek yaramamış. Sesi kısılmış, yüzü sararmış. SES’in Ankara bürosunu ziyaret ettiği zaman bize ilk söylediği, «Şu Ankara’nın havasına bir türlü alışamadım,» oldu. «Kaloriferli evle sokak arasındaki ısı farkı işte beni bu hale soktu. Ankara’da Çankaya semtinde bir kat kiraladım. Sabahları erkenden evden çıkıyor, evimin biraz ilerisindeki Ankara’yı kuşbakışı seyrediyorum. Genellikle sabahları Ankara’yı siyah, simsiyah bir sis bulutu kaplıyor. İşte beni bu hale koyan bu bulut !»

Fikret Hakan Arı GibiFikret’in Başkentteki günleri hayli yorucu geçiyor. Haftanın 3 günü prova, Ankara’yı daha iyi tanımak için şehir içinde ve civarında yapılan kısa gezintiler, sanat çevrelerinde kurulan dostluklar ve nihayet Bükreş’te yapılacak Uluslararası Filateli Yarışması. Evet, hayli zengin pul koleksiyonu sayesinde 8 altın madalya kazanan Fikret Hakan Ankara’ da eğer bir parçacık boş vakit bulabilirse bunu, pullarına ayırıyor, Bükreş’teki yarışma için pullarını bir düzene sokuyor.

Fikret Hakan’ın rol aldığı «Durand Bulvarı» Ankara’da üzerinde en çok konuşulan piyes. Sinema yıldızı Fikret Hakan’ın başrolde oynaması bir yandan, piyesin yazarı Armand Salacrou’nun Başkente gelip, 21 kasım perşembe günü Basın galasında bulunması, sonra da «Duran Bulvarı» ile ilgili açık oturuma katılması bir yandan bu oyunu birden herkesin konuştuğu bir konu haline getirdi. Tam o sırada Ankara Cumhuriyet Savcılığınca piyes hakkında soruşturma açıldığı ve bilirkişi heyetinin piyesi seyrettiği duyulmasın mı? işte bütün bunlar yüzünden «Durand Bulvarı» ve «Fikret Hakan» şu son günlerde Başkentte herkesin sık sık bahsettiği isimler oldu.

Önceki sayılarımızda da belirttiğimiz gibi Fikret Hakan’a Ankara’da AST’ta sahneye çıkmak maddi hiç bir kazanç sağlamadı. Hatta tam tersine bütçesini allak bullak etti. İstanbul – Ankara – İstanbul arasında uçakla seyahat etmesi, Ankara’nın ev kirası en pahalı olan yerinde (Çankaya’da) tutulan ev şüphesiz, AST’tan alınan 1500 lirayla karşılanacak çişten değil. Bu arada Fikret’in Yeşilçam’dan uzak kalmakla, filimcilerin en çok filim yaptıkları şu aylarda «Battalın Acısı» ile yarım bıraktığı «Balcılı Mehmet Efe» filimlerinde rol alması bütçesinde hayli derin yara açtı! Ama bütün bunlar Fikret Hakan’ın hiç umrunda değil. «Ekonomik bir takım sıkıntıları olsa bile, kendimi tiyatro sahnesinde göstermek istiyorum,» diyor. «Bundan sonra her kış AST’ın bir oyununda oynamaya karar verdim. Yılbaşından sonra 15 gün İstanbul’da olacağım. Yine yılbaşından sonra iki filimde oynayacağım. Yolumu böyle çizdim, böyle devam edeceğim.»

Fikret Hakan Arı GibiBu arada biz bir şeyi pek merak ediyorduk. Fikret Hakan yukarıda söylediğimiz gibi, haftanın dört gününü İstanbul’ da, 3 gününü de Başkentte geçiriyordu. Bu, bir filim yapımcısı için elverişli değildi. Peki ama bu durumu bile bile «Battal’ın Acısı» isimli filmin rejisörü Alp Zehi Heper, niçin Fikret Hakan’ı seçmişti. Bunu öğrenmek için hemen kendisini aradık, bulduk ve konuştuk. İDHEC (Fransa’daki meşhur bir sinema okulu) mezunu olan Alp Zehi Heper, bize bu konuda şunları söyledi:

– «Fikret, Türk sinemasının en iyi oyuncularından biridir. ‘Battal’ın Acısı’ isimli filimde yapmak istediklerimi en iyi Fikret’le yapabileceğim için onu seçtim. Haftanın dört günü beraber çalışıyoruz. Bulunmadığı 3 günde de ben onsuz sahneleri çekiyorum.»

«Battal’ın Acısı» nın konusu Yıldırım Beyazıt devrinde geçiyor. Başrollerini Fikret Hakan’la, 1968 SES Sinema Artisti Yarışması kızlararası üçüncüsü Fatma Karanfil paylaşıyorlarmış. Senaryoya göre Fikret Hakan Bizans’ta sur inşaatında çalışan bir işçiyi canlandırıyor. Bir gün sevdiği kız yani Fatma Karanfil esrarengiz şekilde ortadan kayboluyor. Bizanslılar da onu katil diye yakalıyor. Alp Zeki Heper bu filmiyle «Roma kanunları ile bir Türk’ün yargılanamayacağını» söylemek istiyormuş.

Fikret Hakan Arı GibiLaf lafı açar derler ya, Alp Zeki Heper de bize bunları anlattıktan sonra ilgi çekici bir konuşmadan bahsetti. Efendim AST’ta ‘Durand Bulvarı’na başlamadan önce Fikret Hakan Alp Zeki’ye gelmiş ve tiyatro meselesini anlatmış. Alp Zeki de sinemayı sadece bir «Ticaret vasıtası» olarak görmeyen ender Yeşilçam sakinlerinden olduğu için anlayış göstermiş ve (kendi ifadesine göre) 1 aralık tarihine kadar haftanın 4 günü filim çevirmesi şartıyle cuma, cumartesi, pazar günleri Ankara’ya gitmesine müsaade etmiş. Halbuki şimdi durum değişmiş. Geçen gün sete AST’ın bir elemanı gelmiş. AST «Durand Bulvarı» na 1 aralıktan sonra da devam etmek istiyormuş. Bunları bize anlatan Zeki Heper, bundan sonra AST hakkındaki kanaatini açıkladı, kendi kanaatına göre AST’ın «yanlış bir tutum içinde» olduğunu belirtti. Sonra bu sebepten Fikret’in AST’ ta oynamasını tasvip etmediğini belirtti ve sözlerine şöyle devam etti:

– «Bana kalırsa Fikret bugün büyük bir tereddüt içinde. Tereddüdünün sebebi de Türk sinemasında aradığını bulamaması. Ankara’ya gidişi de, sahneye çıkışı da bu sebebe dayanıyor. Oysa tuttuğu yol yanlış. Çözümü Türk sinemasında aramak zorunda.»

Bu arada Alp Zeki Heper bize, Ankara’ya protesto çekeceğini de söyledi. Hatta resim çekmemiz için randevu bile verdi. Ama randevu verdiği saatte, müştereken kararlaştırdığımız yere gittiğimiz halde kimseyi bulamadık. Bunun için protesto çekildi mi, çekilmedi mi onu bilemiyoruz tabii.

Yalnız bu arada, çalıştığı tiyatro ile filim çevirdiği şirketin arasının bulutlandığı bir sırada Ankara – İstanbul arasında mekik dokuyan Fikret Hakan’ın kelimenin tam manasıyle «iki arada, bir derede» kalacağı aşikar. Bizim anladığımız kadarıyla bülbül nasıl dilinin belasını çekerse, Fikret de sanat aşkının «cefa» sını çekiyor. Çünkü evinin, eşinin dostunun bulunduğu şehirden; iklimine muhitine yabancı olduğu bir şehre sadece tiyatro zevkini tatmin edebilmek için gidiyor. O sahneye çıkmak istese, hele bu tiyatro enflasyonunda ona İstanbul’da sahne mi bulunmazdı? «Battal’ın Acısı» nı da rejisörü İDHEC mezunu olduğu için kabul etmiş ve işportacılıkla filim çevirmeyi birbirinden kesin çizgilerle ayıran bir genç adamın yönetiminde çalışmak için haftanın dört günü İstanbul’a gelmeye razı olmuştu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-49-sayisi)

10.08.2019 23:03

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 20 Ağustos 2015 18:30

    Cansu Kaya

    sitede dolaşınca öğrendim ki fikret hakan hollywoodda bile bulunmuş ama sonra neden yürüyüp gitmemiş onu çözemedim
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 16:30

    Cemre Kan

    yürüyüp gitmediğini nerden biliyorsun cansu. Bence yeterince başarılar elde etmiş
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 16:31

    Gizem Ersoy

    katılıyorum sana cemre
  • Yayınlandı: 12 Kasım 2016 21:59

    Belgin ekinci

    Ankaranın havasının nesi varmış?sanki istanbulun havası da pek güzel:)