Menü

Fikret Hakan mı, Murat Soydan mı?

Yerli sinemada büyük sözlerin gerisinde minicik bir gerçek yatar. Türk sinemasının bugün içine düştüğü krizin asıl sebebi «yorgan büyük, ayak küçük» hikayesidir! Türkiye’de topu topu 1000 kadar sinema vardır ve bu kadar sinema yılda 200 – 250 filmi kaldırmamaktadır. Bunun için filimciler günlerce kafa patlatırlar ve filimlerini daha ilgi çekici, daha cazip bir hale getirmek için akla hayale gelmedik bir sürü şeyler yaparlar. Kimi aynı filmin iki – üç afişini birden bastırır ve her birinde başrolde oynayan artistlerden birinin adını büyük yazar. Hangi artistin ismi büyük yazılmışsa, o afişi o artisti tutan bölgeye gönderir… Kimi «iş yapan» bir filmi yıllar sonra tekrar eder, kimi aynı filmin bir iki yerine şöyle bir dokunup iki iki ay sonra kendi kendini kopyalar; kimi de kovboylarla, killinglerle, Baytekin’lerle yok daha bilmem nelerle uğraşır! Yani, her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, her filimcinin de seyirci avlamak için ayrı bir taktiği vardır.

ESKİLER ALIYORUM

Fikret Hakan mı, Murat Soydan mı?Bilmem dikkat ettiniz mi? Yeşilçam şu son aylarda tıpkı, eski eşyaların alınıp satıldığı bitpazarına döndü. Sadece bu yıl eskiden çekilmiş 50 filim yeniden çevriliyor. Şimdi, ister misiniz bu filimler vizyona çıkınca iyi iş yapsınlar. O zaman bize de meşhur atasözünü değiştirip «Eskiye rağbet olunca Yeşilçam’a nur yağar» diye değiştirmek düşecek!

Eskilerin Yeşilçam’a nur yağdıracağını düşünenlerden Hüsnü Cantürk de bundan aylarca önce «Şeyh Ahmet» i çevirmeye karar vermişti. Biz bu haberi duyunca hemen sorduk, soruşturduk ve Cantürk’ün filmin senaryosunu yazdığını, afişini bastırdığını, peşin peşin satışını yaptığını öğrendik. Hatta bu arada tasdik işlemi de ihmal edilmemiş ve senaryo, sansür komisyonunun 17.2.1968 tarih 59 sayılı kararıyle tasdik edilmişti.

Aradan aylar geçti ve temmuz ayının başında Hüsnü Cantürk’ü hop oturup hop kaldıran yeni bir haber daha duyuldu. Ak-Ün Şirketi de «Şeyh Ahmet» i çevirmeye karar vermişti. Hemen temaslar başladı, ama hiçbiri fayda vermedi. Sonunda Hüsnü Cantürk, »Şimdi noterden Ak-Ün Şirketine bir ihtarname çekiyorum,» derken irfan Ünal da, «Hüsnü bey saygı duyduğum, muhterem bir zattır, ama filmi çevirmeden afiş bastırttı, tek plan çekmeden, olmayan malını sattı diye Şeyh Ahmet’i yapmaktan vazgeçmem her halde,» diyordu.

Biz tarafların konuşmalarını dinledikten sonra hemen sansür nizamnamesine Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na ve Ticaret Kanunu’na baş vurmuştuk. İlk nazarda Hüsnü Cantürk haklı görünüyordu. Ama «ilk nazarda»… Çünkü onun senaryosu iki isimle tasdik edilmişti, halbuki diğerinin filmi tek isimliydi.

İhtilaf akla ister istemez «Keşanlı Ali» ile «Çalıkuşu» filimleri etrafında kopan fırtınayı getiriyordu. Yıllar önce Uğur Film, «Keşanlı Ali» filmini çevirirken Kurt Film «Keşanlı» adlı bir filim yapmış ve afişe kameraman Ali Yaver’in «Ali» sini filmin adı kadar büyük harflerle yazmıştı. Öyle ki! afişe uzaktan bakılınca filmin adı «Keşanlı Ali» olarak okunuyordu. Aynı durum Çalıkuşu’nun da başına gelmişti. Sarıkaya Film, Kemal Filmin «Çalıkuşu» nu çevirdiğini duyunca hemen bir filim yapmış ve adını «Garip Çalıkuşu» koymuştu. Tabii afişte «Garip» kelimesi büyüteçle görülebilecek ufaklıkta yazılmıştı. Bu iki filim de suya sabuna dokunmadan vizyona girdi, taraflar «reklam olmasın» diye birbirleri aleyhine dava falan da açmadılar.

EZO GELİNİN GETİRDİĞİ…

Fikret Hakan mı, Murat Soydan mı?Biz böylece eski defterleri karıştıra duralım «Ezo Gelin» adlı yeni bir filim «Şeyh Ahmet» ihtilafına rahmet okuttu. Rejisör Orhan Elmas 13 yıl önce yaptığı filmi tekrar çevirecekti. Aynı günlerde Metro ile Uyanık Film şirketlerinin de Ezo’yu çevirecekleri duyuldu. Karşılıklı ithamlar, dava, tazminat, lafları edildi. Bu sırada Orhan Elmas, Fatma Girik, Tugay Toksöz, Cenk Er, Atıf Kaptan ve diğer artistlerle Kilis’e yollandı. Filim gerçek olsun diye elbiseler köylülerden alındı ve bu gerçekçilik çabası Fatma Girik’in bitlenmesine sebep oldu. Tam Istanbuldakiler «Ezo Gelin» i çevirmekten vazgeçmişlerdi ki, Kilis’ten yeni haberler geldi. Fatma Girik filim çevirirken attan düşmüş ve iki gün hastanede yatmıştı. Artistleri çalışırken daha iyi görebilmek için damlara çıkan köylüler birçok evin damını çökertmişlerdi. Neyse, sonunda ekip filmi tamamlayıp kazasız belasız İstanbul’a döndü, diğer şirketler bir daha Ezo Gelin adını ağza almadılar, bu ihtilaf da böylece tatlıya bağlandı, gitti.

DAĞIN DOĞURDUĞU FARE

«Ezo Gelin» olayı tatlıya bağlanmıştı, ama «Şeyh Ahmet» in encamı hala belli değildi. Tam o sırada meydana gelen yepyeni bir durum önce zaten karışık olan durumu büsbütün arap saçına çevirdi, sonra da kökünden hallediverdi. Cantürk «Şeyh Ahmet» filminin İstanbul işletmesini Uğur filme vermişti. Sonradan aylar geçti ve Uğur, And ve Ak-Ün şirketleri işletmelerini bir ortaklık halinde birleştirdiler. Kader sonunda iki «Şeyh Ahmet» i bir araya getirmişti, üstelik bunlardan renkli olanı şirketin ortaklarından birinin malıydı. Zor, oyunu bozdu, arada geçenler, karşılıklı sözler unutuldu ve Cantürk filmini «Çöl Kartalı-Şeyh Ahmet» olarak değiştirdi. Tabii bu uzun isimdeki Şeyh Ahmet lafı Cantürk’ün kendini tatmin etmesi için konmuştu, yeni şirketin satış listesinde filmin adı sadece «Çöl Kartalı» idi.

Böylece büyük patlamalarla ortaya çıkan, gergin, elektrikli bir hava yaratan iki benzer ihtilaf sonunda tatlıya bağlanıyor, her şeyi «yel üfürüp su götürüyordu. ..»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-39-sayisi)

10.08.2019 22:29

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 16:24

    Lale Kamacı

    seçim yapılamaaaz bu ikisi arasındaaa
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 16:24

    Ayşe İnan Kamber

    Fikret Hakan benceee
  • Yayınlandı: 8 Eylül 2015 14:12

    AYDIN AK

    ronaldo-messi tartısması gibi :D
  • Yayınlandı: 8 Eylül 2015 14:13

    AHMET SEZEN

    murat soydan varsa olay bitmiştir
  • Yayınlandı: 5 Ekim 2015 14:18

    cengiz ARĞUN

    fikret hakan türk sinemsının en iyi üç oyuncusundan biri olarak tabiki fikret hakan