Menü

Filiz Akın Çocuklarla

SES 1967 Kapak Yıldızı Yarışması birincisi Erden Güvenç, ikinci filmini çevirdi. Cevat Fehmi Başkut’un meşhur «Paydos» adlı piyesi, rejisör Ülkü Erakalın tarafından filim haline getirilirken, «muallim Murtaze» nın oğlu rolüne Erden Güvenç seçildi. Filmini tamamladıktan sonra genç artist adayı ile konuştuk. Bursa’da çalıştığı İpekiş fabrikasından beş ay ücretsiz izin alıp İstanbul’a yerleşmişti.

– «Bursa’da çalışmam filim çevirmeme engel oldu Anladım ki artist olmak isteyenler İstanbul dışında oturmamalıymış. Hatta, Beyoğlu’ndan uzaklara da gitmemeli. Yerli filim prodüktörleri yakınlarında yaşayan insanları seviyorlar. Uzağa gidenleri ise hemen unutuyorlar. Meşhur olmak isteyenlere tavsiyede biie bulunabilirim: «Yeşilçam yakınından ayrılmasınlar.»



– «İkinci filmini bitirdikten sonra yerli sinema hakkında ne dersin Erden?»

– «On firmanın bana filim çevirtmesine imkan vermek için İstanbul’a geldim. Kabahat bendeydi. Onlar yakından tanımadıkları bir insan için nasıl senaryo yazdırsınlar? Yerli filîm jönprömiyesi olmak kral olmaktan daha zor. On beş günde bir filim çevirip on binlerce lira kazanmak, Türkiye için çok büyük kazanç sayılır. Kim tek başına çalışıp ayda 50-60 bin lira kazanabilir? Sonra, şöhretin tadı sonsuz. Daha şimdiden beni tanıyorlar ve herkes yolda birbirine beni gösteriyor. Bu, bana sonsuz iftihar duygusu veriyor. Servet, şöhret, itibar, kredi ve saadeti de beraber getirebiliyor. Tabii iyi bir sinema politikanız olursa. Yakında yeni filimlerde buluşacağız sizinle. SES okurları filimlerimi sinemalarda görebilecek. Eğer 10 filim çevirdikten sonra başarı kazanırsam bu meslekte kalacağım. Her halde Türk sinemasının en büyük noksanı oyunculardır. 200’e yakın filim çevrilen bir memlekette 5 – 6 jönprömiyenin çok az olduğu muhakkaktır.»



Erden Güvenç ile Türk sineması yeni bir çehre, yeni bir isim kazanmak üzeredir.

Kenidisine bunu söylediğimiz zaman utangaç utangaç gülümseyerek teşekkür etti ve, «İnşallah zamanlar bu tipe bir de oyun gücü katacağım. Müsabakaya girmeden sinema hakkında çaşitli dillerde yazılmış kitaplar okumaya başlamıştım. Şimdi de tatbikatını yapıyorum,» dedi.

Erden Güvenç büyük bir tevazu içinde bunları söylerken yanımıza filmin rejisörü Ülkü Erakalın geldi ve yeni artisti hakkında -Deli Fişek’in rejisörü Aram Gülyüz’ün fikirlerini destekler şekilde- şöyle dedi, «Erden çok iyi bir tipe sahip. Kamera karşısında hiç acemilik çekmiyor. Onunla yeni bir yıldız kazandık, diyebildim.»



Laleli’deki Türk Anneler Derneği’ndeyiz. Türk sinemasının sarışın yıldızı Filiz Akın, Anneler Derneği’nin misafiri. Zaman zaman gazetelerde okuduğumuz, sokaklara bırakılmış yuvalan, polisin getirip teslim ettiği ilk yer «Türk Anneler Derneği». Üç yaşındaki İlker’in annesi Filiz Akın, yapılan davete, «Ben de bir anneyim,» diyerek gitti.

Daha kapıdan içeri adımını atar atmaz, etrafını çocuklar sardı. Kimi mahzun, kimi neşeliydi, içinde bulundukları dramı henüz kavrayamamışlardı. Yaşları dört ile on iki arasında değişiyordu. Kimi çekingen, kimi sokulgan…



Anne şefkatinden nasibini alamayan bu yavrular, Filiz’in ilgisi ve sevgisi karşısında sevindiler… Bu sevgiden gözlerinin içi parladı. Küçük dünyalarında kendilerine güzel bir kadının, «Benim de sizler gibi çocuğum var. Siz de benim çocuğumsunuz,» demesi, onlar için şimdiye kadar pek az duydukları tatlı sözlerden biriydi…

Çocuklar, baharda yeşeren filizler gibiydi. Yeniden bir renk, bir caniılık, bir neşe kazanmışlardı. Filiz, orada kaldığı süre içinde onlara, masal kitabından masallar okudu. «Padişahın Üç Kızı», «Tonton Tilkinin Maceraları» nı hepsi can kulağıyle dinlediler. Çocuk bu! Bir şeyin hiç altında kalır mı? Masala şiirle mukabele ettiler. Filiz için şiirler okudular, kara tahtaya resimler çizdiler. «Ne olursunuz gitmeyin, bizim temelli annemiz olun. Siz annelerin en güzelisiniz!» dediler.



Daha çok küçüktüler bunlar, «Her çocuk için annelerin en güzelinin kendi annesi olduğunu» bilmiyorlardı.

Filiz’in gözleri, kendisine gösterilen bu içten sevgi karşısında biran buğulandı, «Ben sizlere her zaman geleceğim,» derken, Türk Anneler Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Halide Akıska, çocukları teselli etti: «Sakın üzülmeyin! Filiz Hanım size her zaman gelecek. Artık o sizin de anneniz oldu.»

Sonra üye kayıt defterini Filiz’e uzatıp imzalattı. ‘Hayırlı olsun’ dedi.



Filiz Akın’ın çocuklara ayırdığı bu günün, ilk uğrağı Anneler Derneği olmuştu. Programa göre ikinci ziyaret edeceği yer, «Bakırköy Çocuk Bakım Yurdu» ydu. Yurt Müdiresi Meliha Danışman, Filiz Akın’ı kapıda karşıladı. Altı yaşından küçük, korunmaya muhtaç çocuklara ait «grup evlerini» gezdirdi.

Filiz, son girdiği grup evinde, 3 – 6 yaş arasındaki çocuklar, bir masanın etrafına toplanmışlardı. Başlarında bir eğitimci, önlerinde oyuncaklar vardı. Çocuklar Filiz’e uzun uzun baktılar. Önce sokulmadılar. Yabancı birini gören her çocuk gibi çekingen durdular. Fakat az sonra çekingenliği bırakıp sapsan saçlı bu tatlı, şirin ablanın etrafını sardılar… Siyah saçları kısa kesilmiş küçük bir kız, «Sizin adınız ne?» diye sordu. Cevabı alınca, «Bizimle oturmaz mısınız?» dedi. Bu güzel annenin aralarına katılması dünyaları onların etmişti.



Az sonra «Yağ satarım – bal satarım» oyununu oynamaya başladılar. Filiz, çocukların arasında, çocukluğundaki acı ve tatlı hatıraları, oynadıkları oyunları hatırlamış, heyecanlanmıştı. Onun da annesiyle babası çok küçükken ayrılmıştı. Bütün çocukluk ve ilk gençlik yıllarında «baba» özlemi duymuş, kendinden çok uzaklarda olan bir babanın hasretini kalbinin ta derinliklerinde hissetmişti… Onun için bu çocukları herkesten iyi anlıyordu.

Kiminin annesi ölmüş, kimi annesi tarafından sokaklara, trenlere bırakılmıştı. Kimi de, ayrılan fakir anne, babaların kurbanı olmuştu. Hepsi de korunmaya, bakılmaya muhtaç çocuklardı. En küçük bir ilgi karşısında seviniyorlardı.



Ziyaret saati bitmiş, eve İlker’in yanına dönüş saati gelmiş, çatmıştı. Filiz ayrılırken çocuklar grup evlerinin kapısına çıktılar. Ona el salladılar: «Gene gelin, sizi sevdik!» dediler.

Çocuk her yerde aynıydı. Sevgi ve şefkat onları kazanmak için yeter, artardı bile. Hele ilgiyi gösteren çocuğun dünyası içinde, periler kadar güzel biriyse.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-18-sayisi)

27.01.2021 03:33

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar