Menü

Fransız Sineması Akımı

Fransız sinemasının ünlü yapımcılarına Fransız sinemasının geçmişi, bugünkü durumu ve geleceği hakkında sorular sorulduğu zaman çoğu dudak büküp «Fransa’da sinema yok ki geçmişi, geleceği olsun,» derler. Bütün dünya filimcilerinin Fransız sinemasına büyük değer vermelerine ve çoğu kere Fransız sinemasını kendilerine örnek almak istemelerine rağmen, Fransız filimcilerini bu inatlarından vazgeçiremezsiniz.

Fransız filimcilerinin aksini iddia etmelerine rağmen Fransız sinemasının dünya sinemasında çok önemli bir yer tuttuğunu ve diğer ülkelere de öncülük ettiğini belirtmek isteriz.

FRANSIZ SİNEMASININ BABASI

Fransız Sineması AkımıAmerika’da Edison’un «Kinetoskop» u icat etmekle sanat dünyasında açtığı çığırın öncülüğünü Fransa’da da Lumiere Kardeşler yapmışlardı. Fakat Fransız halkı, bu yeni icada, Amerikan halkı kadar çabuk alışamamıştı. Sinema bir süre Fransa’da büyücülük gibi insanı dehşete düşüren ve yasaklanması gereken bir «şeytan işi» olarak kabul edilmişti. Ama çok geçmeden Fransızlar da Amerika’daki gelişmeleri dikkatle izleyip bir Fransız sineması yaratmak için harekete geçmişlerdi. Fakat daha işin başlangıcından itibaren Fransız yapımcıları gözlerini dışarıya çevirmişler, kendi ülkelerinde filim yapmaktansa, yabancı ülkelerde çalışmayı tercih etmişlerdi. Bereket ki bu arada Fransız sinemasının varlığını hissettirmek için canla başla çalışan rejisörler kolları sıvadılar, geceli gündüzlü çalıştılar ve böylece gerçek Fransız sinemasının doğmasına sebep oldular.

Fransız sinemasına şöyle bir göz attığımız zaman özellikle bir husus dikkati çeker. O da Sovyet filimciliğinin kollektif çalışma prensibinin Fransız filimciliğinde hiç rağbet görmemesidir. Büyük başarı sağlamış filimlere gözetildiği zaman, bu kollektif çalışmanın ne kadar yersiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Zira başarı sağlamış filimlerin hemen hepsi kollektif bir çalışmanın değil, ferdi çalışmanın sonucudur. Fransız sinemasının dev yapımcıları Clair, Feyder, Epstein ve Dreyer’in eserlerinde de aynı durum göze çarpmaktadır. Fransız filimcilerinin tek çalışma isteğinin Fransız ressamının atelyesinde modeliyle başbaşa çalışıp bir eser meydana getirmesinden doğduğunu ileri sürebiliriz.

AMATÖRLER İŞBAŞINDA

Fransız Sineması AkımıBu arada cebine birkaç bin frank koyup bir kamera tedarik ettikten sonra, tecrübe mahiyetinde dokümanter filim çevirmek isteyen genç sinema meraklılarının da Fransız sinemasına büyük yardımda bulunduğunu söylemek isteriz Bu amatör gençler, çeşitli fotoğraf ve kamera hilelerini denemişler ve bu denemeler ticari maksatlarla filim çeviren yöneticilere büyük faydalar sağlamıştır. Bu şekilde çevrilen bazı filimler, profesyonel filimcilerin elinde ufak tefek değişikliklere uğradıktan sonra, seyircilerin zevkle seyrettikleri birer filim haline gelmiştir. Rene Clair’in 1923 yılında hazırladığı «Entr’acte» isimli filim buna tipik bir örnek olarak verilebilir. Francis Picabia’nın hazırladığı bu filmin. ikinci çevrilişinde çeşitli kamera oyunlarına başvurulmuştu. Bu filim «Slow Motion» (Ağır hareket) dediğimiz sistemle çekilmişti. Bu sistem, perdenin solundan sağına doğru hazırlanan kocaman bir resim kompozisyonu veya bir balerinin bacaklarını bir cam arkasından filme çekmek gibi bir şeydi.

1924’te Henri Chomette’in çevirdiği «A quoi revent les Jeunes fiims» isimli filmi de bu türdeki filimlere ikinci bir örnek olarak gösterebiliriz. Bu filimde sadece ışık ve süratten faydalanmıştı. Man Ray’in portrelerinden başka da filimde insanla ilgili herhangi bir unsur yoktu. Bu, doğrudan doğruya saf duyguları perdeye aksettirmek için girişilen tecrübelerin ilkiydi.

İLK YILLARIN DEV REJİSÖRLERİ

Fransız Sineması AkımıFransız sinemasında, tecrübeye dayanan amatör filim çalışmaları yaparak işe başlayan ve Fransız sinemasına gerçekten büyük eserler kazandıran rejisörler de vardır. Clair, Epstein, Cavalcanti ve Renoir’ı bunların arasında sayabiliriz. Böylece Fransız sinemasında tek kafadan çıkan eser prensibi ortaya çıktı. İşte mesela Abel Gance «Napoleon» filminin tek yaratıcısıdır. Rene Ciair, «Le Chapeau de Paille D’ltalie», ve George Feyder de «Therese Raquin» in tek yaratıcısı olarak sinema tarihine adlarını yazdırmışlardır. Adlarını saydığımız bu birinci sınıf yöneticilerden sonra, Deslav’ı «La Marche des Machines», Dulac’ı «La Coquille et le Clergyman» ve Kirsanov’u da «Brumes d’automne» isimli eserleriyle anmak mümkündür.

Fransız sinemasında gerçekten büyük eserler vermiş rejisörler arasında Jean Epstein, Rene Ciair, Abel Gance ve Cari Dreyer başta gelir. Bütün bu saydığımız isimler hareketten ziyade şekle önem veriyorlardı. Ünlü bir ressamın tablosu, onlar için koşan, yumruk atan bir insandan çok daha önemliydi.

REJİSÖRLER VE ESERLERİ

Polonya asıllı Epstein, dış görünüş felsefesi ve özellikle sinematik zihniyet taşımasıyle ün yapmıştır. Epstein’in ilk çevirdiği filimler arasında «Mauprat», «Le Coeusr Fidele», «L’Affiche», «La Glace a Trois Faces» ve «Six et Demi Onze»u sayabiliriz. «La Chute de la Maison Usher» isimli eserdeki başarısıyle hayli dikkati çekmişti. Epstein’in daha sonra çevirdiği «Finis Ferrae» çok daha değişik bir hava taşımaktaydı. Bu filimde konuşma namına bir şey yoktu. Çeşitli tiplerin belirli olaylar karşısında gösterdikleri tepkiyi, konuşmanın yardımı olmadan hareketlerle anlatmaya çalışmıştı. Epstien filminin üçte ikisini son sahneye hazırlık havasında çevirmişti. Son bölümde ise Epstein, bocalamış ve sahneyi değiştirerek ilk bölümle bir bağlantı kuramamıştı. Fakat senaryodaki bu kopukluğa rağmen Epstein’in bu eseri o devrin ölçülerine göre çok başarılı bir eserdi.

KOMEDİ, TAKLİTLE BAŞLADI

Fransız Sineması AkımıFransa’da sinemanın doğduğu yıllarda çevrilmiş olan en başarılı iki komedi filmi de Rene Clair’in imzasını taşımaktadır. Clair’in eserlerinde diğer Fransız rejisörlerinin bir çoğunda eksikliği göze batan «harekete önem verme» prensibine uymuş olması dikkati çekmektedir. Rene Clair, komedilerinde Mack Sennett ve Harold Lloyd’un etkisinde ziyadesiyle kalmıştı, ama onun idealindeki komedyen Charlie Chaplin’di. Hiciv, komedi, his ve fantaziyi birbirine karıştırmakta inanılmaz derecede ustalık gösteren Rene Clair, gazetecilikten artistliğe geçmiş, daha sonra Jacques Baroncelli’nin asistanı olarak rejisörlüğe ilk adımını atmıştı.

Rene Clair’in ilk filimleri daha önce de belirttiğimiz gibi ‘tecrübe’ mahiyetinde, yarı dokümanter hava taşıyan Alimlerdi. Bu eserler, Rene Clair’e rejisör olarak pek büyük bir kazanç sağlamamıştı, ama ünlü yönetici bu Alimlerin çekimi sırasında sinemanın kaynakları konusunda çok geniş bilgi edinmiş ve daha sonraki eserlerinde bu bilgisinden geniş ölçüde yararlanmıştı.

Rena Clair, 1925 yılında Albartross Sequana şirketiyle bir anlaşma imzalamış ve ticari zihniyetle filim çalışmalarına başlamıştı. Clair’in 1925’ten sonra çevirdiği filimlerde çılgınca denemelere rastlanmamaktadır. Ayrıca ünlü yöneticinin sessiz film devrinde çevirdiği komedilerinde hepsinde Charlie Chaplin’e olan hayranlığı derhal hissedilmektedir.

JEANNE D’ARC PERDEDE

Carl Dreyer denilince akla ilk gelen filim «La Passin de Jeanne D’Arc» olur. Karakter gelişmesinde psikolojik faktörlerin önemini benimsemiş olmasıyle dikkati çekmiştir. Dreyer, 1924 yılında Ufa şirketi hesabına «Kalbin isteği» isimli bir filim çevirmişti. Bu filimde bir sanatçının manevi evladın nankörlüğü anlatılmaktaydı. Benjamin Christensen ressamı, oğlunu da Walter Slezak canlandırmıştı. Dreyer, bir süre sonra «Le Maitre du Logis» isimli filmi çevirdi. Fakat 1927’de çevirdiği «La Passion de Jeanne D’arc», onun ölümsüz eseri oldu.

FRANSIZ FİLMİ Mİ, ALMAN FİLMİ Mİ?

Fransız Sineması AkımıAslen Belçikalı olan Jacques Feyder, her filminde stil değiştirmesiyle ün yapmıştı. Alman ve İsveç filimcilerinin tesiri altında kaldığı da muhakkaktı. Geyder’in başlıca filimleri arasında Jules Romains’in bir senaryosundan aldığı «L’lmage», «Atlantide», «Gribiche», Anatole France’ın «Visage d’enfants» isimli eseri, baş rolünü Raquel Meller’e oynattığı «Carmen», Zola’nın «Therese Raquin» ini sayabiliriz. Feyder’in bir de «Les Nouveaux Messieurs» isimli komedisi vardır.

«Therese Raquin», Defu şirketi hesabına Alman stüdyolarında çevrilmişti. Teknik olarak daha ziyade bir Alman filmi havası taşımaktaydı. Baş rolde oynayan Gina Manes, Jacques Feyder’nin başarılı idaresi sayesinde Therese rolünü kusursuz oynamıştı.

TEKNİK DEHA

Fransız sinemasının her devirde en ünlü rejisörlerinden biri olarak isim yapan Marcel Herbier ise, teknik dehasıyle dikkati çekmiştir.

Herbier’nin başlıca filimleri arasında 1921’de çevirdiği «Donjuan ve Faust», «Doktor Caligari’nin Odası», ve «Eldorado», başarılı kamera oyunlarıyle dikkati çekmiştir. Ayrıca «Le Marchand des Plaisirs», «Le Vertige», «L’inhumaine», «Le Diable au Coeur», «Le Feu Mathias Pascal», «L’argent», «Muit de Princes» de onun önemli filimleridir.

RENOİR’IN OĞLU

Fransız Sineması AkımıÜnlü ressam Renoir’ın oğlu Jean Renoir, başlıca şu üç filmiyle isim yapmıştır. Bunlar sırasıyle «Nana», «Le petite Marchande des Allumettes» ve «Le Tournoi» dır. Birinci filim ünlü romancı Emile Zola’nın romanından alınmış, Werner Krauss ve Catherine Hessling baş rolleri paylaşmıştı. Bu filimde Can can, Lautrec havası ve Offenbach müziği bir araya gelmişti. İkinci filim ise Hans Andersen’in bir hikâyesinin içli ve hoş bir eser olmuştu. Üçüncü filim ise kostümlü bir aşk hikayesiydi. Gerçeğe tıpatıp uyan fakat hiç de inandırıcı olmayan bir tarihi filimdi.

Jean Renoir’in çevirdiği tarihi filmin başarılı bir eser olmaması daha sonraki yıllarda Fransız filimcilerinin tarihi konulara el atıp onları yeniden çevirmelerine mani olmadı.

BEŞ YILDA TAMAMLANAN FİLİM

Abel Gance, teorik bakımdan Fransız sinemasının en büyük ustasıdır. Fakat pratikte Gance’ın fikirleri daima ‘modası geçmiş’ damgasını yer. Abel Gance, «Napoleon» filmini tam beş yılda tamamlamıştı. Fakat bu filim bu kadar uzun zamanda çekilmesine rağmen, ne rejisörü, ne filimde emeği olanları, ne de halkı tatmin etti. Filim, başından sonuna kadar sembolik sahnelerle doluydu. Bu da eserin ihtişamını gölgeliyordu..

VE DİĞERLERİ

Sessiz filim devrinde Fransa’da çevrilen diğer filimler arasında gerçekten adı anılması gerekenler pek fazla değildir. Fakat bir fikir vermiş olmak için kısa bir liste yapabiliriz. Louis Delluc’un 1920’de çevirdiği «La Fete Espagnole», «La Femme de Nulle Part», ve «Fievre» (1921’de çevrilmiştir), Jacques Baroncelli’nin çevirdiği «Le Carillon de Minuit», «Le Pere Goriot», «Pecheur d’lslande», «Reveil», ve Jules Duvivier’nin «La Tragedie de Lourdes». Bu listeye Marc Allegret’nin Andre Gide’yle çevirdiği seyahat filmi «Voyage au Congo» yu ve Germaine Dulac’ın «Arabesque», «Mme Beudet» ve «La Coquille et le Clergyman» isimli komedilerini de ekleyebiliriz. Görüldüğü gibi Fransız sineması ilk devrinde artistten ziyade rejisörlerin çalışmalarıyla önem kazanmış filimlerden meydana gelmişti.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-36-sayisi)

10.08.2019 23:31

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 15:02

    BUĞRA ÖZ

    Bir zamanlar herseyde olduğu gibi Avrupa bunada öncülük etmişti
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 17:14

    ANIL KUŞÇU

    eski Türk filmlerinin üzerine tanımam!