Menü

Gazeteci Uğur Dündar

DERGİMİZİN bu haftaki konuğu, TV’de yaptığı «Olay» programlarıyla dikkatleri üzerine çeken Uğur Dündar… Kendisiyle TV’de yayınlanan «Acıt Servis» ‘Olay’ programından sonra yaptığımız söyleşide, basında program hakkında çıkan olumlu ve olumsuz eleştiriler üzerine konuştuk. Uğur Dündar, gerçekten sanıldığı gibi TRT’nin geniş imkanlarından yararlanarak mı programlarını hazırlıyor? O gerçekten TRT’de bir «İmparator» mu? Yoksa…

Gerek çalışmaları, gerekse program hakkında Uğur Dündar’la sizler için sohbet ettik.

– Sayın Dündar, televizyonda yayınlanan «Olay» programında, ele aldığınız konularla kamuoyunun büyük ölçüde dikkatini çekiyorsunuz. Programların konularını saptarken neye dikkat ediyorsunuz?

«Sorunların, halkın gündemindeki yerini koruyup korumadığına bakıyorum. Her zaman genel olan sorunları işlemeye gayret ediyorum.»

– Diyelim ki bir konu yakaladınız ve bunu «Olay» programında işlediniz. Aksaklıkları, eksiklikleri, yanlışlıkları ortaya çıkardınız. Daha sonra, bu tür hataların düzeltildiğini veya düzeltilmediğini de izleyebiliyor musunuz?

«Gazetecilik çalışmalarının bir gereği de sanırım haberin takibidir. Yazılı basında olsaydım, bunları belki yeni haber konusu yapardım. Ama, TV’ye gelince iş biraz değişiyor. Sanki ‘Biz yaptık, biz becerdik’ gibi bir yorum çıkacağı kaygısıyla çekiniyorum…»

– Haber üzerine olan çalışmaları siz mi yapıyorsunuz?

«Evet… Araştırmaların hepsini de tek başıma ben yapıyorum. Zahmetli ve yorucu bir iş.»

– Hiç kuşkusuz öyledir. Ancak şöyle bir kam var: Sizin resmi makamlardan büyük bir destek gördüğünüz söyleniyor…

«Evet, öyle diyorlar ama, hiç de öyle sanıldığı gibi değil. Hastaneler konusunda bir örnek vermek gerekirse, ‘Acil Servis’ görüntülerini resmi makamların yardımıyla almaya kalktığımız zaman, pek doğal olarak bazı gerçekler saklanacaktı. Oysa bizim inandığımız bir gerçeği görüntülü olarak yansıtmak gibi zorunluluğumuz var. En büyük güçlük de bence bu…»

– Kimileri de programda abartmalara yer verdiğinizi söylüyor.

«Bu konuda spekülasyonların olmaması mümkün değil. Bizim programımızda asla ve asla abartma yoktur. Böyle bir durum karşısında ilk sansürü biz kendi kendimize uyguluyoruz… Hatta bunu önlemek için bir gazeteci arkadaşla birlikte çalıştık.»

– Bir de «Melek ve Şeytan» diye bir açıklama var…

«Biz hiç kimseyi melek veya şeytan diye nitelendirmedik. Ayrıca bu tür değerlendirmelere biz çok uzağız. Bence olayı olgunlukla yorumlayıp, genelde bakmak, aksaklıkların düzeltilmesi için bir vesile saymak gerekir. Nitekim, görüntülediğimiz servislerin dışında kalan tıp otoriteleri, programımızı objektif ve gerçekçi olarak nitelediler. Biz ‘Acil Servis’i duvarlarla anlatamazdık. Bu programda insanlarla tanıtmaya çalıştık»…

– Sayın Dündar, yaptığınız programlardan neyi amaçlıyorsunuz?

«Aksaklıkları tesbit ederek sağlıklı ve seviyeli bir tartışma ortamı yaratmak… Sentezlerin oluşmasına katkıda bulunmak… Bizim, ‘Olay’ programıyla bir ayna görevi yaptığımızı sanıyorum. Tek tek sorumlu aramak da yanlış olur. Zaten böyle bir niyetimiz de yoktu…»

– ‘Acil Servis’ programıyla neyi amaçlamıştınız?

«Az önce de söylediğim gibi tek tek sorumlu aramak bence yanlış… Eğer böyle bir niyetimiz olsaydı isim verirdik… Ama ortaya şu çıkıyor: Her şeyden önce bir sistem oluşturmak gerekli. Bu sistem içerisinde teknolojik yatırım -yani para- nitelikli sağlık personeli ve hepsinden de önemlisi insan sevgisiyle eğitilmiş görevlilerle dolu bir ‘acil servis’…»

– «’Acil Servis’ programında, çalışanların da sorunlarına yer vereceğiz» dediğiniz halde, kimileri bu koruda hemen hemen hiçbir şey söylemediğinizi belirtiyorlar…

«Yirmibin liraya çalışıyor diye ben kimsenin adam öldürmesine göz yumamam. Kaldı ki biz oradaki personelin, TRT’nin bize verdiği denetim serbestisi içerisinde sorunlarını yeterince yansıttık. Bir başasistanın, yani nöbetteki en büyük sorumlunun maaşının kırkbeşbin lira olduğu düşünülürse, kapıdaki görevlinin bundan çok daha küçük maaş aldığı gerçeği kendiliğinden ortaya çıkar. Bizim görevimiz hiçbir zaman oradaki görevlilerin maaşlarını arttırmak değildir. Gariban edebiyatı yapanlar, şunu unutmasınlar ki, hastanelerdeki, asıl garibanlar kapılarda ölümle pençeleşen vatandaşlardır.»

– Yaptığınız programları yeterli ve doyurucu buluyor musunuz?

«Elbette ki hayır… Biz en sert eleştiriyi kendimize yapıyoruz. Eksikliklerimizin kaynağı bizim göremediğimizden değil. Uymamız gereken yasalar ve yönetmeliklerden kaynaklanıyor.»

– Bunu biraz daha açar mısınız?

«Yani biz, yazılı basındaki çok eleştirili bir çalışma ortamında değiliz. Devletin sesi durumundaki bir yayın organında ve devlet görevlisi olarak çalışıyoruz. Bu kurallara herkes gibi biz de uymaya mecburuz.»

– Devlet memuru oluşunuzdan dolayı böyle programlar için geniş bir desteğiniz olduğu va devletin her türlü imkanlarından istediğiniz gibi yararlandığınız söyleniyor…

«Evet öyle diyorlar… Hatta bir gazete beni ‘TRT’nin imparatoru’ diye kapak dahi yaptı. TRT’de benim kişisel olarak daha önceden bıraktığım izlenimler manen desteğini sağlıyor… Ama hepsi o kadar… Size şunu söyleyeyim: ‘Olay’ programının bir bütçesi dahi yok. Bu işi ben, kameraman, sesçi ve montajcı arkadaşlar büyük bir özveri ile yapıyoruz. Hepimizin maaşları da kırk bini aşmıyor. ‘Acil Servis’ programını yaparken, bir tek telsiz-mikrofon bulabilmek için TRT’de çalmadığım kapı kalmadı. Zar- zor bir telsiz-mikrofon bulabildik, O da olmasaydı gizli kamerayı çekemeyecektik. O zaman da program istediğimiz reaksiyonu yaratmayacaktı. Oysa biz çekim yaptığımız saatlerde, 5-6 tane telsiz-mikrofon gecenin karanlığında TRT’nin dolaplarında uyuyordu…»

– Demek ki devletin imkanlarından sanıldığı gibi yararlanamıyorsunuz?

«Evet. Öyle sanıldığı gibi değil… Bizim yaptığımız türde bir çalışmayı batılı meslektaşlarımız, bu koşullarda yapmak bir yana, yapmaya bile niyetleneceklerini hiç sanmıyorum. Ama biz eleştirilirken hep batı ile kıyaslanıyoruz…»

– Yaptığınız ‘Olay’ programlarıyla ilgili olarak hiç tehdit edildiğiniz oluyor mu?

«Doğrudan tehdit pek fazla olmuyor ama, dolaylı olarak tehdit ediliyorum. Bazen işi düzmece haberlere kadar götürüyorlar. Bizi yıpratıp iş yapamaz hale getirmeye çalışıyorlar.»

– Sayın Dündar, sohbetiniz için çok teşekkür ederiz.

«Ben teşekkür ederim…»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-8-sayisi)

24.06.2020 18:42

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar