Menü

Gina’nın 64 Saati

Gina'nın 64 SaatiYeşilköy Havaalanına durmadan uçak iniyor. Yabancı ülkelerden ilerlerin bir kısmı transit yolculara ayrılar salona almıyor. İstanbul’da kalmayı tasarlayanlar ise gümrüğe gidiyorlar. Piste inen jet uçaklarının pervanelerinin yarattığı sıcak çöl rüzgarıyle dışarda bekleyen meraklıların etekleri uçuşuyor, saçları dağılıyor. Sonra ortalığı yine bir sükunet kaplıyor. Başlar tekrar yukarı kalkıyor, gözler yine göğe dikiliyor. Kulaklarda ise «Paris – Roma – Atina üzerinden» İstanbul’a gelmesi beklenen filanca sayılı uçağın rötarını bildiren ses çınlıyor. Dakikalar geçtikçe uçağın rotan da artıyor. Meraklıların sabn tükenmeye yüz tutuyor, ellerde bin bir itinayla tutulan rengarenk çiçek buketleri hırpalanıp tazeliğini, güzelliğini kaybediyor. Terminalin içinde ve dışında bekleyenlerin sayısı gittikçe artıyor ve evet; mikrofondaki ses müjdeyi veriyor: «Paris – Roma, Atina üzerinden İstanbul’a gelmesi beklenen filan sayılı uçak Yeşilköy Havaalanına inmek üzeredir.»

Herkeste bir telaş, bir telaş… Kızılay’ın kuruluşunun yüzüncü yıldönümü münasebetiyle verilecek baloya davet edilen İtalyan yıldızı Gina Lollobrigida biraz sonra uçaktan inmiş olacak. Kızılay adına yıldızı karşılamaya gelmiş olan hanımlar, son bir defa kendilerine çeki düzen veriyorlar. Buketler son bir defa gözden geçiriliyor Gazete muhabirleri yıldıza soracakları sorulan tasarlıyorlar, foto muhabirleri son bir defa makinelerini kontrol ediyorlar. Meraklı safları sıklaştıkça, sıklaşıyor…

Gina'nın 64 SaatiÜç saat geciken uçak nihayet alana iniyor, hızını aldıktan sonra duruyor. Ve nihayet, kapıya yanaştınları merdivende beklenen yolcu görünüyor. Merdivene koşan Kızılay heyeti, yıldızın eline buketleri tutuşturup «Hoş geldin» diyorlar. Fakat o ne, Gina uçak merdiveninin ilk basamağına ayağım atmışken tersyüzü geri dönüyor ve hayranlarının merakla açılmış gözlerinin önünde tekrar uçağa girip kayboluyor… Hemen tahminler başlıyor. Ama hayallerini fazla işletmelerine imkan kalmadan yıldızın kumral başı tekrar uçağın kapısında beliriyor. Alana başka bir uçak indiği için biraz daha içerde oyalanmak istemiş olan Gina Lollobrigida, kendisine tekrar «Hoş geldiniz» diyenlerin ellerini sıkıp merdivenlerden inmeye başlıyor.

Sırtında üst kısmı beyaz, belden aşağısı limon küfü, sade bir triko elbise – ceket var. Kızıla çalan saçlarını dümdüz taramış. Meşhur kahkülleri yüzünü gölgeliyor. Ayağında sarı, önü kapalı, arkası açık, topuklu pabuçlar var. Beyaz çanta ve beyaz eldiven, yıldızın seyahat kıyafetini tamamlıyor.

ŞEREF SALONUNDA

Gina'nın 64 SaatiGina Lollobrigida’yı alanın Şeref Salonunda sadece devlet başkalarına ayrılan bölümüne götürüyorlar. Etraf tam bir ana – baba günü, foto muhabirleri, yabancı devlet başkanlarınm oturduğu koltukların üzerlerine çıkıp fotoğraf çekmeye çalışıyorlar. Muhabirler soru sormak için birbirleriyle yanşıyorlar. Bu arada, Kızılay yöneticileri ise misafirlerini rahat ettirmek için ne yapacaklarım bilemiyorlar. Şeref Salonunda herkes bir ağızdan fakat ayn dilde konuşuyor. Sanki burası Yeşilköy Havaalanının Şeref Salonu değil de Birleşmiş Milletler Genel Merkezinin toplantı salonu. Gina Lollobrigida, gazetecilerin İngilizce mi, yoksa Fransızca mı konuşmak istediklerini soruyor, fakat o patırtı gürültü arasında kimse bunu duymadığı için yıldız da meseleyi fazla kurcalamıyor, kendisine hangi dilde soru sorulursa o dilde cevap vermeye çalışıyor.

Bir süre sonra Gina’yı Şeref Salonundan çıkarıp kapıda bekleyen Cadillac’a bindiriyorlar. Önde bir motosikletli polis, arkada kırmızı lambalı bir polis arabası ve Cadillac Hilton’a doğru hareket ediyor ve Gina Lollobrigida’nın üç saat rötarla başlayan İstanbul ziyaretinin birinci bölümü de böylece sona eriyor…

HİLTON’DA

Saat yedi buçuk olmuş, Gina hala otele gelmemişti. Uçağın Yeşilköy’e indiği haber alınınca meraklıların çoğu, otelin dışına çıkıp beklemeye başladılar. Nihayet saat sekizde acı bir polis düdüğü beklenen anın geldiğini haber verdi. Otelin kapısında duran Cadillac bir anda sarıldı. Arabanın kapısı açılmıştı, fakat adım atacak yer olmadığı için Gina Lollobrigida dışarıya çıkamıyordu. Bin bir güçlükle kalabalık biraz yarıldı ve ünlü yıldız arabadan indi. Arabadan asansöre kadar altı, yedi metrelik yolu altı, yedi dakikada yürüyebildi. Daha doğrusu o yürümedi etraftan itenler, yıldızın adım atmasına pek fırsat bırakmadan yıldızı iterek asansörün önüne kadar getirdiler. Her şeye rağmen Gina’nın kaşlan çatılmamıştı. Zorlukla nefes aldığı halde gülümsüyordu. Bu arada yıldızın yakından bakılınca hiç de yaşını göstermediği, fotoğraflarında ise olduğundan daha yaşlı gösterdiğini fark ettik. Gina’nın bir sinema yıldızından beklenmeyecek derecede düzgün, pürüzsüz bir cildi vardı. Gülerken şakaklarında beliren kırışıkların dışında yüzünde bir tek çizgi yoktu. Koyu kahverengi gözleri hafif çekikti. Gözlerine fazla makyaj yapmamıştı. Dolgun dudaklarına ise koyu kırmızı ruj sürmüştü. Ellerinin güzelliği ilk bakışta dikkati çekiyordu. Uzun tırnakları ojesizdi.

GİNA İLE BAŞ BAŞA

Gina’nın odasına girmemiz bir hayli maceralı oldu. Gerçi yıldız, şimdiye kadar İstanbul’a gelen şöhretlerin aksine çok alçak gönüllü, her soruya cevap vermeye çalışan, samimi ve şöhretli bir yıldızdan umulmayacak derecede mütevazı görünüşlüydü. Ama o çevresindeki, insandan duvar yok mu?

Gina, odasına girer girmez, ceketini bir kenara bıraktı. Eline tutuşturulmuş olan orkide kutusunu masaya koydu, sonra bacaklarını uzatıp şöyle derin bir nefes aldı. Roma’da «Tatlı Kasım» isimli bir dram çevirdiğini belirttikten sonra iki ay dinleneceğini açıkladı.

Günümüz aktörlerinden Peter O’Toole’u çok beğendiğini söylerken en kuvvetli rakibesi Sophia Loren ile çok samimi dost olduğunu açıklamayı unutmadı. Yıllarca önce Sophia Loren ile arasındaki rekabeti kavga derecesine vardırdığını bildiğimiz için, Sophia Loren ile birdenbire dost oluvermesine ne yalan söyleyelim şaştık, fakat Gina, Sophia’dan pek samimi ve aynı zamanda dostça kelimelerle bahsediyordu…

Söz dostluktan açılmışken eski kocası Milko Skofic’ten bahsetmemek imkansızdı.

– «İtalyan kanunlarına göre hala onunla evli sayılıyorum,» dedi. «Fakat biz ayrılalı çok oldu. Ancak oğlumun babası, benim en samimi dostlarımdan biridir. Kendisiyle sık sık buluşup konuşuyorum.»

Yıldız, «İkinci defa evlenmeyi düşünüyor musunuz?» sorusuna da gülerek şu cevabı verdi: «Bir kadın için bir evlilik tecrübesi kafidir.»

Ünlü yıldız, çok sevdiği oğlunu İstanbul’a getirmemişti, onun için hep aklı küçük Milko’daydı. «Oğlum on bir yaşında» derken gözleri uzaklara daldı.

Küçük Milko’nun sinema aktörü olmasını isteyip istemediğini sorunca da, «Bir aileye bir artist yeter,» cevabını verdi.

– «Peki bir anne olarak oğlunuzun hangi mesleği seçmesini tercih edersiniz?»

– «Ne bileyim? Mesela bir yazar olsun. Yahut bir cumhurbaşkanı filan!…»

O da her anne gibiydi. Oğluna en yüksek mevkileri layık görüyordu.

Oğlundan başka hiç bir sevgilisi olmadığını söyleyen Gina’va biraz da sinema hakkındaki fikirlerini sorduk. Günümüzün İtalyan sineması hakkındaki fikirlerini bize şöyle özetledi: «İtalyan sineması, olumlu bir sanayileşmenin içinde olmakla beraber, sanatın yumuşak çizgilerini kaybetmeyip oyuncusu ve prodüksiyonu ile tam manasıyle İtalyan olan filimler sayesinde günden güne gelişmektedir.»

Gina’nın bazı yıldızlar gibi sadece falanca yönetmenle çalışmak, filan ülkede filim çevirmemek gibi adetleri yok. Hangi ülkeden iyi teklif alırsa oraya gidip filim çeviriyor. Senaryo konusunda ise biraz daha müşkülpesent. «Tarihi filimleri diğerlerine tercih ederim,» diyor.

Yıldız, bizimle konuşurken susuzluğunu gidermek için bir bardak portakal suyu içti. Sonra bir bardak da greypfruit istetti. Kokteyl salonunda onu bekleyenlerin sabırsızlandığını kendisine hatırlatılınca gülümseyerek ayağa kalktı. Dizinin hemen birkaç santim üstünde olan eteğinin kalabalıktan zaten yarıya kadar açılmış olan fermuarını iyice aşağı indirdi ve elbisesini değiştirmek üzere yatak odasına geçti.

KOKTEYL

Gina, Hilton Oteline saat 20.00’de gelmişti. Kokteylin tertiplendiği salona ise ancak 21.00’de indi. Kıyafetini değiştirmişti. Üzeri irili, ufaklı incilerle, kumaş hiç belli olmayacak şekilde işlenmiş bej rengi bir döpiyes giymişti. Kulağındaki yakut, zümrüt ve elmaslı küpeleri değiştirmemişti. Boynunda bir sıra iri inci kolye vardı. Sağ elinin küçük parmağında iri bir safir yüzük gözleri kamaştırıyordu. Eline altın sim, ince zincirli kare şeklinde sade bir gece çantası almıştı. Ayağında lame, burunları kapalı, şık bir pabuç vardı. Kokteyl kıyafetinin eteği biraz daha kısa olmakla beraber mini denemeyecek kadar uzundu.

Kokteyl salonu da havaalanının şeref salonu gibiydi. Gina, yemek konusunda sorulan sorulara, «Her yemeği severim» diye cevap verdi. «Özellikle sabahlan çok kuvvetli kahvaltı ederim. Zaten başka türlü kamera karşısında çalışmaya vücudum dayanmaz.»

Orta boylu, hayli dolgun, fakat muntazam vücutlu yıldız, rejim yapmadığını söylüyordu, ama kendisine uzatılan meze tabaklarının hiç birine iltifat etmedi. Viskisini kuru kuru yudumladı. Zaten kokteylde pek içki içti de sayılmaz. Zira, yıldızın etrafını saranlar birbirlerini iterlerken, Gina’nın önündeki masa sallandı, viski kadehi masaya yuvarlandı, içki döküldü. Gina hemen elini uzatıp masada duran altın simli gece çantasını kaptığı gibi kucağına koydu, sonra hiç bir şey olmamış gibi gülümseyerek konuşmasına devam etti. Aradan iki dakika geçmeden bu sefer fındık – fıstık dolu tabaklardan biri yere yuvarlandı. Hava gerginleşmeye başlıyordu. Bereket ki tam bu esnada, yedi yaşlarında bir Amerikalı çocuk, «İmzalı fotoğrafınızı rica edebilir miyim?» diye Gina’nın yanına geldi. Küçük oğlanı görünce Gina’nın yüzü tatlı bir tebessümle aydınlanıvermişti. «Sana resmimi bir şartla veririm,» dedi. «Beni öpeceksin.»

Küçük delikanlı «öpmem» diye direndikçe yıldızın erkek hayranları onun yerinde olmadıkları için hayıflanıyorlar, küçük ise her şeye rağmen diretiyordu. Nihayet Gina, çocuğu kendine doğru çekti, zorla yanağından öptürdü.

Vakit bir hayli ilerlemiş ve saat 22’yi çoktan geçmişti. Salondaki kalabalık dağılmış, Kızılay görevlileri ve birkaç meraklıdan başka ortada kimseler kalmamıştı. Gina, yerinden kalktı, yorgunluğunu tebessümüyle gizlemeye çalışarak akşam yemeği yemek için üst kattaki yemek salonuna çıktı. Yıldızı ertesi sabah İstanbul’da yorucu bir gün bekliyordu…

VE YORUCU GÜN…

Gina’nın İstanbul’daki ikinci günü çok hareketli geçti.

Gina, saat 11’de odasından indiği zaman, üzerinde, uçaktan indiği zaman giydiği elbise vardı.

«Devlet başkanlarına layık kortej» Kapalıçarşı yakınlarındaki bir halı mağazasının önünde durdu. Yıldız, kendisine gösterilen halı ve kilimlerden hiç birini beğenmiyor, fakat fotoğrafçılara poz vermek için hiç bir fırsatı kaçırmıyor, dekor ve renklerden fazlası ile faydalanıyordu !

HALICIDA

Mağazanın önündeki kalabalık Öylesine çoğalmış, alkışlar, «yaşa, varol» avazeleri öylesine artmıştı ki, beraberindekiler, hayranlan dağılmadan yıldızın dışan çıkmasını tehlikeli buldular.

Kalabalık gittikçe artıyor, Gina’nın ve beraberindekilerin mağazadan çıkmaları gittikçe güçleşiyordu. Yıldızın refakatindeki emniyet görevlileri durumu tehlikeli görerek telefonla toplum polisi ve gezici polis ekiplerinden yardım istediler. Ve toplum polisi gelince kalabalık kısmen dağıtılabildi. Güçlükle polis ekibinin otomobiline bindirilerek Topkapı Sarayı Müzesine kaçınıldı.

TOPKAPI SARAYINDA

Lollobrigida, müzede tarihi merakından çok, fotoğraf çektirmek arzusunu tatmin etti. Hazine Dairesindeki kıymetli taşların, altın ve sedef kakmalı tahtların hemen hepsinin önünde durarak sayısız pozlar verdi.

BOĞAZDA YEMEK…

Ünlü yıldız, Topkapı Sarayı’ndan öğle yemeğini yediği Boğaz’daki lokantaya kadar şehrin dekorundan fotoğraf çektirmek için yararlandı. Dolmabahçe Sarayı’nın işlemeli büyük kapısı, yol üstündeki asırlık çınarlar gibi İstanbul’un özelliklerini taşıyan hemen her yerde duruyor, fotoğrafçılara poz veriyordu.

Yemekte, karides, İstakoz ve kılıç – şiş yiyen yıldız, kadehindeki beyaz şaraptan birkaç yudum almakla yetindi, içki ile pek başı hoş değildi.

Gün Gina için hayli yorucu geçmişti. Yıldız yemekten sonra, yanından hiç ayırmadığı hanım arkadaşı Maddalena ve özel fotoğrafçısı Gianni ile oteline döndü. Geceki balo için dinlenmek ve kendisine çeki düzen vermek istiyordu.

SARAYDA BİR İTALYAN

Dolmabahçe Sarayı’nın Orta Salonu, Kızılay’ın 100’üncü yıl balosu için hazırlanmış, Gina Lollobrigida’yı görmek için sabırsızlanan davetliler, binlerce ampulün yandığı muazzam avizenin altında toplanmışlardı. Bütün gözler kapıdaydı. Nihayet saat 22.30’a doğru yıldız kapıda göründü. Ağır ve zarif adımlarla yürüyor, sanki Durul Gence 5’in müziğine ayak uyduruyordu. İnci işlemeli, beyaz kupür dantelden uzun tuvaleti içinde son derece göz alıcı ve zarifti. Buna rağmen, Gina için «balonun en güzel ve en şık kadını» demek diğer hanımlar yönünden doğrusu haksızlık olur.

İlk dansı Gina Lollobrigida ile İtalyan Başkonsolosu yaptı. Gina hafif dansları tercih ediyordu.

Saat on ikiyi geçtiği zaman yıldızın sıkılmaya başladığı göze çarptı. Yanındaki arkadaşı Maddalena ile sinirli sinirli konuşuyor, bu arada yapmadığı bir şeyi yapıyor, fotoğrafçılara arada bir de olsa çıkışıyordu. Yıldız hiç kıpırdamadan oturduğu koltuğunda nadide bir tablo seyreder gibi kendisini seyre gelenlerden sıkılmıştı. Nihayet saat 01.00’de birden yerinden fırladı, mihmandarım dahi yanına almadan, hatta ev sahibi Kızılaycılar’a veda etmek lüzumunu bile hissetmeden, salonu terk etti.

FOTO GİNA

İstanbul’a cumartesi sabahına kadar kalmak üzere gelen Gina, istediği gibi gezemediği için olacak ki misafirliğini bir gün daha uzattı.

Cumartesi gününün programında en renkli an bir gece kulübünde geçen saatler oldu. Gina, kulübün dansözleri ile ayrı ayrı ilgilendi, bol bol viski içti, bol bol fotoğraf çekti. Kızılay görevlilerinden yakışıklı eski jet pilotu Cavit Orhan, gecenin en şanslı adamı idi. Gina – Cavit çifti moda dansların en güzel örneklerini peş peşe sıraladılar.

Pazar sabahı Roma’ya uçan uçak beraberinde İstanbul’un 64 saatlik misafirini de götürüyordu. Gina’dan geriye unutulması güç tatlı tebessümlerle, İstanbul hatırası birkaç fotoğraf kalmıştı.

11.08.2019 00:56

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 17:15

    Nuri Arslantaş

    ne güzel hayat he
  • Yayınlandı: 2 Eylül 2015 18:47

    SERDAR KANIT

    habercilerimizin maşallahı varmış cidden her adımı cekmısler bıraksaydınzda bıraz nefes alsaydı barı :D